الخرطوم زيارات مكوكية وتسابق محموم بين قادة أوروبا وأمريكا
الخرطوم زيارات مكوكية وتسابق محموم بين قادة أوروبا وأمريكا

الخبر: خلال شهر كانون الثاني/يناير 2021م قام دبلوماسيون رفيعو المستوى من أمريكا وبريطانيا بزيارة السودان...

0:00 0:00
Speed:
February 05, 2021

الخرطوم زيارات مكوكية وتسابق محموم بين قادة أوروبا وأمريكا

الخرطوم زيارات مكوكية وتسابق محموم بين قادة أوروبا وأمريكا


الخبر:


خلال شهر كانون الثاني/يناير 2021م قام دبلوماسيون رفيعو المستوى من أمريكا وبريطانيا بزيارة السودان...

التعليق:


لقد بات السودان ميدان تنافس ملتهب بعد سيطرة أمريكا التامة عليه بمعية العسكر، ولكن بعد اقتلاع رموز النظام البائد عادت الندية من جديد مثل مباريات كرة القدم المثيرة التي لا تنتهي فيها الجولة بالتعادل بل يصبح كل فريق يدفع بالورقة الرابحة أو المنقذة كما يصفها أهل الرياضة من أجل كسب الجولة لصالحه.


فقد أخرجت بريطانيا أرفع ما لديها؛ وزير خارجيتها؛ ففي يوم الخميس 2021/1/21م زار السودان لأول مرة منذ أكثر من عقد، وزير الخارجية البريطاني، دومينيك راب، لإبراز دعم بريطانيا للانتقال الديمقراطي والحكومة المدنية. التقى دومينيك مع رئيس مجلس السيادة الانتقالي الفريق عبد الفتاح البرهان، ورئيس الوزراء عبد الله حمدوك، ووزير الخارجية بالوكالة عمر قمر الدين، ووزير المالية بالوكالة هبة محمد علي، ووزير العدل نصر الدين عبد الباري، للتأكيد على دعم بريطانيا لجهود الحكومة السودانية الرامية لتحقيق التحول الديمقراطي والاقتصادي. وأثناء وجوده في الخرطوم، التقى راب بعدد من شخصيات المجتمع المدني السوداني، بما في ذلك محامية حقوق الإنسان، سامية الهاشمي، وشخصيات بارزة من قوى الثورة، للتعرف على رؤيتهم لمستقبل السودان.


لقد بات واضحاً أن بريطانيا رأت الجهود البارزة للإدارة الأمريكية ومدى تأثير ذلك على مستقبل البلاد حيث زار الخرطوم مسؤولون من البيت الأبيض وفي مقدمتهم مايك بومبيو، كذلك تداعيات مكالماته الهاتفية ومن بينها المكالمة الشهيرة التي قادت البرهان إلى مدينة عنتيبي الأوغندية ولقائه برئيس وزراء كيان يهود نتنياهو وتطبيع العلاقات مع اليهود، وتواصلت المكالمات مع قادة الحكومة الانتقالية إلى أن جاء قرار رفع اسم السودان من القائمة الأمريكية السوداء، ولم يتوقف الأمر بل قامت أمريكا بإرسال وفد كذلك هو الأول من نوعه؛ وزير الخزانة الأمريكي، ففي 2021/1/6م وصل الخرطوم، وفي الليلة نفسها تم توقيع اتفاقية أبراهام بين السودان وكيان يهود داخل مباني السفارة الأمريكية بالخرطوم، وقبل توقيع الاتفاقية ضلل الرأي العام بأن الزيارة ذات بُعد اقتصادي، وبالفعل وقعت بعض الاتفاقات الصورية بين وزارة المالية السودانية والأمريكية بغرض الإلهاء والتمويه لما تم من خيانة وجرم داخل الغرف المغلقة بالسفارة الأمريكية.


ووصل وزير الاستخبارات في كيان يهود (الموساد) إيلي كوهين الخرطوم والتقى رئيس المجلس السيادي عبد الفتاح البرهان، ووقع مع وزير الدفاع ياسين إبراهيم على الاتفاقية. وقالت مصادر في تل أبيب إن كوهين الذي زار الخرطوم بصفته مبعوثاً لرئيس الوزراء، بنيامين نتنياهو، رافقه وفد من كبار المسؤولين في مجلس الأمن القومي ووزارة المخابرات ووزارات أخرى.


وفي غضون ذلك، وصل الخرطوم أمس نائب قائد القيادة الأمريكية للتواصل المدني - العسكري (أفريكوم) السفير أندرو يونغ، وبرفقته مدير المخابرات الأدميرال هايدي بيرغ، في زيارة تستغرق 3 أيام، لبحث تعزيز التعاون، وتوسيع الشراكة بين السودان وأمريكا. والتقى يونغ كلاً من رئيس مجلس السيادة الانتقالي عبد الفتاح البرهان، وبحث معه مستقبل العلاقات السودانية - الأمريكية، وسبل بناء وتطوير علاقات استراتيجية بين البلدين، لا سيما في مجال التعاون العسكري والأمني. (الشرق الأوسط 2021/1/28م).


نتساءل لماذا كل هذا الاهتمام؟ وما نتيجة هذا الانفتاح والتسابق بين الدول المستعمرة على السودان؟ والعديد من الأسئلة التي تحتاج إلى إجابات شافية كافية...


كل هذه الزيارات وغيرها إما لتوقيع اتفاقيات خيانية مع كيان يهود بابتزازات وإملاءات أمريكية وتعليمات مباشرة للعملاء، وإما لإقامة قواعد عسكرية واحتلال الموانئ السودانية، وثالثة الأثافي هي سرقة الخيرات ونهب المواراد والثروات باسم الاستثمار الأجنبي. وهذه الاتفاقات قد جلبت لأهل السودان فقراً فوق فقرهم وجرّت العار والخزي والذل، فلا يظن أحد أن من وراء هذه الزيارات وكثرة الوعود والتصريحات الغربية بشأن السودان، أن من ورائها خير لأهل البلد كما يصور له ذلك مسؤولو الحكومة الانتقالية، فكل هذا التسابق يصب في مصلحة الكافر المستعمر والكل يسعى لتأمين مصالحه، والقاسم المشترك بين الكافرين هو تغيير هوية الأمة وسلخها تماماً من أي مظهر إسلامي، ونشر حضارة الغرب وتصوُّره للحياة. إذاً فلنعمل سوياً من أجل طرد نفوذ الغرب من بلادنا وكنسه من أنصاف الساسة المنتفعين العملاء الخائنين من بني جلدتنا المضبوعين بثقافة الغرب، وضرورة كشفهم، ولا يكون ذلك إلا بوجود الوعي وأن يقوم الحادبون على مصلحة البلاد من أهل القوة والنصرة من أبناء القوات المسلحة الشرفاء بقلب الطاولة على الغرب الكافر وأدواته وإقامة دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي آن أوانها، وبإذن الله بعد قيامها ستكون الدولة الأولى وتتسيد المسرح العالمي كما كانت من قبل بأن قادت الدولة الإسلامية العالم لقرون من الزمان، فيا أهل السودان ضعوا أياديكم في أيادي إخوانكم في حزب التحرير فهو الرائد الذي لا يكذب أهله. ولمثل هذا فليعمل العاملون.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
عبد السلام إسحاق
عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı