الكرملين لا يعرف طعما للراحة بسبب أفغانستان
الكرملين لا يعرف طعما للراحة بسبب أفغانستان

  الخبر: في يومي 15 و16 أيلول/سبتمبر، عُقدت اجتماعات منتظمة لمجلس الأمن الجماعي في دوشانبي، طاجيكستان، حيث ناقشوا مشاكل الأمن الدولي والإقليمي وتأثيرها على أمن الدول الأعضاء في منظمة معاهدة الأمن الجماعي، حسبما أفادت خدمة المعلومات التابعة لمنظمة معاهدة الأمن الجماعي. وكان جدول الأعمال الرئيسي هو الوضع في أفغانستان.

0:00 0:00
Speed:
September 24, 2021

الكرملين لا يعرف طعما للراحة بسبب أفغانستان

الكرملين لا يعرف طعما للراحة بسبب أفغانستان
(مترجم)


الخبر:


في يومي 15 و16 أيلول/سبتمبر، عُقدت اجتماعات منتظمة لمجلس الأمن الجماعي في دوشانبي، طاجيكستان، حيث ناقشوا مشاكل الأمن الدولي والإقليمي وتأثيرها على أمن الدول الأعضاء في منظمة معاهدة الأمن الجماعي، حسبما أفادت خدمة المعلومات التابعة لمنظمة معاهدة الأمن الجماعي. وكان جدول الأعمال الرئيسي هو الوضع في أفغانستان.


حضر الحفل رئيس وزراء جمهورية أرمينيا نيكول باشينيان، ورؤساء كل من بيلاروسيا ألكسندر لوكاشينكو، وكازاخستان قاسم زومارت توكاييف، وقرغيزستان صدر جباروف، والاتحاد الروسي فلاديمير بوتين وطاجيكستان إمام علي رحمون. وحضر الاجتماع الأمين العام لمنظمة معاهدة الأمن الجماعي ستانيسلاف زاس.

التعليق:


مع تفاقم الوضع في أفغانستان، لا يعرف الكرملين طعما للراحة. اجتماعات منظمة معاهدة الأمن الجماعي ومنظمة شنغهاي للتعاون، كما تقام تدريبات عسكرية لتعزيز وحماية الحدود الشرقية. وأجريت على وجه الخصوص مناورات عسكرية في طاجيكستان وقرغيزستان وأوزبيكستان. وفي تشرين الأول/أكتوبر وتشرين الثاني/نوفمبر، من المقرر إجراء مناورات عسكرية واسعة النطاق بالقرب من الحدود الأفغانية. وبالتالي، فإن جميع القواعد العسكرية الروسية في آسيا الوسطى في حالة تأهب قصوى.


وهذه مخاوف لا أساس لها من الصحة، لأن الكرملين يعلم أن طموحات وفرص من بدأ هذه اللعبة ضخمة ولا تشبع. الكرملين لا يخشى طالبان كثيراً بل من يقف وراء هذه اللعبة وماذا سيحدث في المستقبل؟!


ما يحدث اليوم في أفغانستان يذكرنا بالأحداث الأخيرة في سوريا، عندما استولى تنظيم الدولة بسهولة على العديد من أراضي البلاد وأعلن دولة "الخلافة". لكن بعد مرور بعض الوقت هُزم التنظيم، وعادت الأراضي المحررة إلى سيطرة نظام الأسد. وحدث كل هذا دون مشاركة المستعمرين من الغرب.


نشهد اليوم وضعا مماثلا، عندما استولت طالبان، دون بذل الكثير من الجهد، على البلد بأكمله، وأعلنت دولتها إمارة أفغانستان الإسلامية. هذه الفتوحات الناجحة سبقتها معاهدة مع الولايات المتحدة، مما يعني أنه ستكون هناك عواقب.


على الرغم من لقاء الكرملين مع ممثلي طالبان، والتأكيدات التي تلقاها منهم بعدم انتهاك حدود الجيران والوعود بإقامة علاقات حسن الجوار، فإن الكرملين يدرك أن طالبان لا تسيطر على الوضع في المنطقة، وبالتالي فهي تتصرف بلا كلل وتُجري تدريبات عسكرية استعداداً لأسوأ سيناريو.


لسوء الحظ، يعتقد الطالبان أنهم يسيطرون على البلاد وقد غير التعديل الوزاري نظام الحكومة للدولة، لكن هذا خداع للذات. الدولة ليست مجرد مدن وشعب. الدولة آلية ضخمة في أيدي أصحاب مؤسسات في مختلف مجالات الحياة البشرية.


إذا نظرنا إلى المجال الاقتصادي في البلاد، سنلاحظ أن السياسة الاقتصادية للبلاد ظلت كما هي. أين هو برنامج التعليم؟ قوانين النظام الاجتماعي؟ وبعد كل شيء، السياسة الخارجية للدولة الإسلامية هي الجهاد! لكننا نرى كيف يعمل النظام العلماني القديم في البلاد مع بعض التحولات التجميلية. لا تكفي تسمية الدولة إسلامية، لا بد من تغيير الآلية جذريا، وهذا يتطلب برنامجا شاملا.


إن غياب هذا البرنامج يشكل تهديدا لطالبان والشعب الأفغاني بأسره. الولايات المتحدة، وهي تعلم أن طالبان ليس لديها برنامج لتغيير النظام وبناء دولة جديدة، غادرت البلاد لفترة من أجل العودة ومواصلة ما بدأته. يعلم الكرملين أن الولايات المتحدة ستعود وأن استمرار اللعبة يشمل الاستيلاء على آسيا الوسطى، وهذه بالفعل أراضي الكرملين، وبالتالي فقد بدأت اليوم في الاستعداد للدفاع عن أراضيها المليئة بالفعل بالقواعد العسكرية الروسية.


بدورنا نخاطب الإخوة المخلصين من طالبان، ونحثهم على الاستجابة لأمر الله والدخول في تغيير جذري في النظام الحالي وإقامة دولة إسلامية راشدة هي الخلافة! اليوم، بعد إعلان إمارة أفغانستان الإسلامية، وبتخليكم عن الحكومة القائمة على القرآن والسنة، فإنكم ستتركون وحدكم مع أعداء من الغرب والشرق. غدا بإعلان إحياء دولة الخلافة الراشدة الثانية، ستصبحون الأنصار الجدد وجزءا من أمة إسلامية واحدة ستنشر نور الإسلام إلى العالم أجمع!


يعمل حزب التحرير على إقامة دولة الخلافة الراشدة الثانية وقد قدم برنامجاً شاملاً قائماً على القرآن والسنة. يغطي البرنامج جميع مجالات الحياة البشرية، مثل العلاقات الاجتماعية والاقتصاد والتعليم والسياسة وغيرها من المجالات. سارعوا للانضمام إلى عمل حزب التحرير. قال الله تعالى في كتابه الكريم: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ﴾

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
إلدر خمزين
عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı