الكرملين يثير خوف شعبه بالتهديدات الإرهابية المزعومة
الكرملين يثير خوف شعبه بالتهديدات الإرهابية المزعومة

الخبر: في 27 نيسان/أبريل نشرت "أيا نوفايا غازيتا" مقالا على موقعها الإلكتروني في قسم التحقيقات بعنوان "التصريح بالحفاظ على الصمت". وقد تساءل كاتب المقال عن عدد التصريحات المهول في وسائل الإعلام الروسية حول منع هجمات إرهابية واعتقال الإرهابيين: "لماذا لا نعلم شيئا حول مصير معظم القضايا الجنائية وعقوبات أولئك الذين، حسب تصريحات الخدمات السرية، كانوا يجهزون ويقومون بأعمال إرهابية. حيث أعلن مسؤولون رفيعو المستوى من الـ إف إس بي، ووزارة الداخلية ولجنة مكافحة الإرهاب الوطنية مرارا عن مدى فعالية الإجراءات التي اتخذتها دوائرهم ضد الإرهاب. حيث يتحدثون عن الأعمال الإرهابية التي تم منعها والعسكريين الذين تم اعتقالهم. ولو أضفنا هذه المعلومات عن الـ سي تي أو (عمليات مكافحة الإرهاب) في القوقاز (خصوصا في داغستان والشيشان)، مع إطلاق النار واقتحام البيوت، عندها ربما يظهر أن الوضع بالنسبة للإرهاب في البلاد قريبا ما يصل إلى الحرج ويذكرنا بما يحدث في مكان آخر في أفغانستان. إلا أن الاختلاف الوحيد هنا هو: أنه لا يوجد في أفغانستان الـ إف إس بي خاصتنا، ولا وزارة الشؤون الداخلية الروسية ولا ال إن أيه سي. وقد أعلنت الـ إف إس بي أنه تم منع أكثر من 3500 عمل إرهابي خلال سنتين، وبالنتيجة فقد تم اعتقال 14 شخصا فقط، وأصدرت المحاكم 13 اتهاماً فقط. وأعلنت وزارة الداخلية عن منع أكثر من 1700 عمل إرهابي خلال سنتين، وبالنتيجة فقد تم اعتقال شخصين، والحكم بثلاث عقوبات فقط".

0:00 0:00
Speed:
May 24, 2018

الكرملين يثير خوف شعبه بالتهديدات الإرهابية المزعومة

الكرملين يثير خوف شعبه بالتهديدات الإرهابية المزعومة

(مترجم)

الخبر:

في 27 نيسان/أبريل نشرت "أيا نوفايا غازيتا" مقالا على موقعها الإلكتروني في قسم التحقيقات بعنوان "التصريح بالحفاظ على الصمت". وقد تساءل كاتب المقال عن عدد التصريحات المهول في وسائل الإعلام الروسية حول منع هجمات إرهابية واعتقال الإرهابيين:

"لماذا لا نعلم شيئا حول مصير معظم القضايا الجنائية وعقوبات أولئك الذين، حسب تصريحات الخدمات السرية، كانوا يجهزون ويقومون بأعمال إرهابية. حيث أعلن مسؤولون رفيعو المستوى من الـ إف إس بي، ووزارة الداخلية ولجنة مكافحة الإرهاب الوطنية مرارا عن مدى فعالية الإجراءات التي اتخذتها دوائرهم ضد الإرهاب. حيث يتحدثون عن الأعمال الإرهابية التي تم منعها والعسكريين الذين تم اعتقالهم. ولو أضفنا هذه المعلومات عن الـ سي تي أو (عمليات مكافحة الإرهاب) في القوقاز (خصوصا في داغستان والشيشان)، مع إطلاق النار واقتحام البيوت، عندها ربما يظهر أن الوضع بالنسبة للإرهاب في البلاد قريبا ما يصل إلى الحرج ويذكرنا بما يحدث في مكان آخر في أفغانستان. إلا أن الاختلاف الوحيد هنا هو: أنه لا يوجد في أفغانستان الـ إف إس بي خاصتنا، ولا وزارة الشؤون الداخلية الروسية ولا ال إن أيه سي.

وقد أعلنت الـ إف إس بي أنه تم منع أكثر من 3500 عمل إرهابي خلال سنتين، وبالنتيجة فقد تم اعتقال 14 شخصا فقط، وأصدرت المحاكم 13 اتهاماً فقط. وأعلنت وزارة الداخلية عن منع أكثر من 1700 عمل إرهابي خلال سنتين، وبالنتيجة فقد تم اعتقال شخصين، والحكم بثلاث عقوبات فقط".

التعليق:

إن التصريحات الصارخة من قوات الحكم الروسية في وسائل الإعلام الروسية حول نجاحها في منع هجمات إرهابية أو اعتقال إرهابيين مزعومين، وفي الوقت نفسه، حقيقة أنه لا يوجد محاكمات فعلية تتعلق "بالمعتقلين" وغياب المعتقلين في الحقيقة، إن هذه التصريحات تقول إن السلطات تكذب على شعبها.

فأولئك الذين يسيرون العجلة في الحكومة في روسيا وصلوا إلى السلطة من خلال الخداع والقوة دون إعطاء الشعب أي فكرة قد توحدهم أو تجعلهم أصحاب مبدأ، بحيث توجههم نحو مسار التطور. إن النمو الوحيد لشعب الاتحاد السوفيتي قام على أساس الفكرة المادية للشيوعية، أما بعد الانهيار الاتحاد السوفيتي، فلم يتلق الشعب أي فكرة جوهرية، وبدأ بالوقوع في مستنقعات الجهل والتخلف. ولم تتمكن قوة روسيا الاتحادية من منح شعبها أي شيء سوى أفكار القومية والوطنية، والتي هي السبب وراء الكثير من المآسي والمعاناة، والتي لم تتمكن من منح شعبها التطور المبدئي.

إن أفكار الديمقراطية التي تغلغلت من الغرب إلى روسيا لم تتطور. فلكي يتمكن الشعب من تبني مسار التطور على أساس مبدئي، فعلى الشعب أن يؤمن بالفكرة وأن يطبق النظام المنبثق من تلك الفكرة. بعدها سيتم توجيه الشعب بناء على أساس مبدئي، والشعب نفسه سيطبق هذه الأفكار في الحياة.

ولم يبق للحكومة الروسية لأن تحكم شعبها سوى عن طريق الإرهاب، حيث تخدعه بوجود مخاطر عديدة من "تهديدات إرهابية" مزعومة و "إرهابيين" مزعومين. والشعب نتيجة كونه جاهلاً، سيتبع أوامر السلطات، دون تحليل أين تكمن الحقيقة من الكذب، مما يؤدي إلى بقائه في ظلمات الجهل والتخلف، كما يحدث اليوم في روسيا.

أما الجزء الأكبر من العقوبات والاعتقالات التي تقوم بها الحكومة الروسية تحت مزاعم التهديدات والهجمات (الإرهابية) و(الإرهابيين) فهي تقع على المسلمين، وخصوصا شباب حزب التحرير. فمسلمو روسيا أصبحوا هدفا للضغط على الشعب من خلال السلطة. حيث تم اتهام مسلمي روسيا بكل الخطيئات القاتلة، كما تم منعهم من بناء مساجد بهدف نشر الوعي الديني والدعوة إلى الإسلام!

إن الخلاص الوحيد لمسلمي روسيا من ضغط السلطة الاستبدادية يكمن في العمل لإقامة دولة الخلافة الإسلامية على منهاج النبوة مع حزب التحرير. حيث إن حزب التحرير يقوم بعمله على أساس الإسلام وعلى طريقة الرسول e، ويوفر برنامجا متكاملا للدولة الإسلامية مع دستورها وقوانينها في المجالات الاجتماعية والاقتصادية والسياسية وغيرها.

حيث إن خلاص الشعب الروسي من الحكم الاستبدادي لسلطاتهم وتشكيل طريق نمو مبدئي سيخرجهم من ظلمات الجهل والتخلف، يقوم على تبني الإسلام بصفته مبدأ، حيث يتم تبني الإسلام كنظام لحياة البشر والمجتمع والدولة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إلدر خمزين

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı