الكوليرا في اليمن ليست هي أصل الداء
الكوليرا في اليمن ليست هي أصل الداء

الخبر: تحذيرات جديدة صادرة من منظمات دولية عاملة في اليمن من أن هناك موجة جديدة من وباء الكوليرا في البلد، قد تكون هي الموجة الثالثة من الوباء ستظهر في اليمن.

0:00 0:00
Speed:
August 14, 2018

الكوليرا في اليمن ليست هي أصل الداء

الكوليرا في اليمن ليست هي أصل الداء

الخبر:

تحذيرات جديدة صادرة من منظمات دولية عاملة في اليمن من أن هناك موجة جديدة من وباء الكوليرا في البلد، قد تكون هي الموجة الثالثة من الوباء ستظهر في اليمن.

التعليق:

بهذه المؤشرات الكارثية التي تتحدث عنها المنظمات بما يوحي وبكل أسف شديد بأن اليمن قد صار موطناً لتلك الأمراض والأوبئة، وأن عدد الحالات المقدرة للإصابة بالمرض سيصل المليون حالة!!

قطعا إن تلك المنظمات لا تملك أدنى قدر من النزاهة أو الموضوعية ناهيك عن المصداقية، في اعتقادي إن تلك المنظمات وبحديثها المتكرر عن انتشار وباء الكوليرا في اليمن لها أهداف سياسية تخدم أحد أطراف الصراع خاصة الحوثيين الذين تدعمهم أمريكا، وهي أيضاً تريد سرقة الأموال المجموعة للشعب من قبل الأمم المتحدة ثم تنفقها كما تشاء وتأكلها باسم الشعب ومكافحة الأمراض، ثم إن مثل تلك التصريحات التي نسمعها بين الفينة والأخرى هي في الأساس بغرض الاستهلاك الإعلامي وتلبي حاجة المنظمات ورغبتها في الظهور عبر وسائل الإعلام والتباكي المزيف وذر الرماد في العيون لتشارك في تحسين صورة الغرب المستعمر أمام أهل اليمن والعالم.

تلك التصريحات واللقاءات والمؤتمرات الصحفية الصادرة من تلك المنظمات لا تعدو عن كونها حديثا حول قمة رأس جبل الجليد فقط بالنسبة لما يجري ويحصل في الواقع من مآسٍ، وبنظري فإن الكوليرا في اليمن لا تمثل إلا جزئية بسيطة من جزئيات المآسي والآلام والأوجاع المتعددة المتنوعة فيه، وأن هناك حشداً عظيماً من المصائب والكوارث والأخطار تتقزم أمامها الكوليرا وأشباهها يعانيها البلد منذ أكثر من ثلاث سنوات.

وفي خضم الصراع الإنجلو أمريكي الذي هو أس الداء وأصل البلاء في اليمن حيث انهار فيه كل شيء وخسر فيه اليمن وأهله الكثير من الدماء التي سفكت والأرواح التي أزهقت، فضلا عن الانهيار التام للعملة وإقدام فرقاء الصراع في اليمن على قطع رواتب الموظفين؛ الأمر الذي انعكس سلبا على لقمة عيش الناس، فضلا عن غلاء الأسعار وارتفاعها للحاجات الأساسية وغير الأساسية حتى صار شبح المجاعة يهدد الكثير من أبناء البلد، كذلك الموانئ والمطارات والجسور والطرق والمدارس والجامعات والبنى التحتية لم تسلم من أذى ما يسمى بالتحالف العربي وكذلك أذى الفرقاء المحليين المتصارعين، بالإضافة للحصار المفروض والعقاب الجماعي الذي طال المدن وساكنيها من جراء ممارسات الفرقاء من أبناء البلد، حتى أبسط الخدمات كالسفر والتنقل حيث قطعت الطرق الرئيسية بين المدن بأيادي الفرقاء واضطر المسافرون لتجشم عناء السفر ومشقته عبر الطرق البديلة ومن خلال الدروب الضيقة والجبال والأودية بشكل غير مألوف أو مسبوق!!

هذا هو واقع الأمر الرهيب المعايش في اليمن والذي تتعامى وتتغافل عنه المنظمات الإنسانية ولا تشير إليه أو لبعضه لا من قريب ولا من بعيد إلا هنات.

ولكن الحقيقة التي تغطيها المنظمات بحشد من القشور هي أن اليمن قد أصبح ضحية صراع مرير بين كلٍ من أمريكا من جانب وبريطانيا من جانب آخر ولكن بأيادٍ محلية وإقليمية، وأن الحرب اليمنية حالياً تحمل من الأبعاد والبصمات الدولية التي لا يمكن أن تخطئها عيون الواعين والمخلصين من أبناء هذه الأمة، فالبعد الأول هو ما يخص أمريكا فهي تسير باتجاه فرض معادلة جديدة في اليمن والمنطقة وذلك عبر دورين ظاهرهما الاختلاف، فالدور الأول يناط بإيران وأتباعها الحوثيين والدور الآخر متروك للسعودية، وبأي شكل من الأشكال فكلا الدورين يصبان في مصلحة أمريكا، والبعد الثاني للصراع في اليمن من نصيب بريطانيا صاحبة النفوذ القديم في اليمن والمتآكل إلى حدٍ ما، وهنا يأتي دور الإمارات من خلال الدعم المقدم لما يسمى بالشرعية التابعة لها فضلا عما يسمى المجلس الانتقالي الجنوبي السائر في فلكها وكذلك جناج علي صالح بقيادة طارق ابن أخيه.

هذا هو حال اليمن؛ شقاء وعناء وضنك وضياع للبلاد والعباد جراء الصراع الاستعماري الدائر فيه خدمةً للكفار المستعمرين من خلال دمى آثمة داخل البلاد تحركها دول الضرار الإقليمية عربا وعجما، ولا خلاص ولا نجاة من طوفان الكافر المستعمر وأدواته إلا بالاعتصام بحبل الله المتين ﴿وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللهِ جَمِيعاً وَلَا تَفَرَّقُوا﴾، والعمل الجاد المجد للتغيير الحقيقي مع الفئة الواعية المخلصة من هذه الأمة، فيا أهل اليمن! عليكم باللحوق بركب العاملين لإعزاز هذا الدين بإقامة دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة ومبايعة خليفة للمسلمين صمام الأمان «إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ».

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

صلاح السقاف – اليمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı