Kâfirlere ve onların işbirlikçilerine değil, Allah'a sonra da insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmete güvenmenin zamanı gelmedi mi?
Haber:
Hamas ve Yahudi varlığı arasındaki ateşkes anlaşmasının 10 Ekim'de yürürlüğe giren ilk aşaması, aksaklıklar ve ihlallere rağmen devam ederken, ikinci aşamaya ilişkin müzakereler de sürüyor.
Bu bağlamda, Hamas'tan Siyasi Büro üyesi Halil el-Hayye başkanlığındaki bir heyet ile Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh ve Filistin İstihbarat Başkanı Macid Farac başkanlığındaki bir heyet Mısır'da bir araya geldi.
Mısır'daki "Kahire News" kanalına göre, iki heyet ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasını ve ateşkes sonrasında Gazze'deki durumu görüştü.
Ancak Yahudi varlığı ateşkesi defalarca ihlal etti ve saldırılarda onlarca Filistinli hayatını kaybetti. Yahudi varlığı, ateşkesin yürürlüğe girdiği 10 Ekim ile 20 Ekim arasındaki dönemde Gazze Şeridi'ne girmesi gereken 6.600 tırın sadece 986'sının girişine izin verdi.
Ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, Hamas'ın silahsızlandırılması, Gazze'ye uluslararası bir barış gücü konuşlandırılması, geçici bir yönetim kurulması ve yeniden inşa gibi konuları içeriyor. (TRT Haber, 23.10.2025).
Yorum:
Yahudi varlığının Gazze halkına karşı savaşında gerçekleştirdiği katliam, yıkım ve soykırımdan bu yana iki yıldan fazla zaman geçti ve bu süre zarfında tüm dünya bu korkunç suça tanık oldu ve biz hain Müslüman yöneticilerden bunu durdurmak için herhangi bir hareket görmedik. Daha da kötüsü, Mısır'ın zorbası Sisi, Gazze'deki halkımıza yardım etmek için Yahudi varlığına tek bir kurşun bile atmadı, hatta onlardan ekmek ve su bile esirgedi. Bu hiç kimse için sır değil. Öte yandan, işgalci Yahudi varlığının İslam'a ve Müslümanlara karşı vahşeti, açgözlülüğü, kibri, nefreti, herhangi bir anlaşmaya bağlı kalmaması ve akla hayale gelmeyen vahşetler işlemesi de sır değil. Müslüman yöneticilerin, özellikle de Filistin yönetiminin başındaki ahmakın, iki yılı aşkın süredir devam eden savaş sırasında Gazze'deki halkımız için boş beyanlardan başka bir şey yapmadığı, Müslümanların taleplerini umursamadığı, Trump'ın sözünü Allah'ın sözüne tercih ettiği, daveti üzerine onunla görüşmek için yarıştığı ve hala Yahudi varlığını doğrudan veya dolaylı olarak desteklediği de hiç kimse için sır değil.
Evet, Gazze halkının acısını derinden hissediyor ve onlara yardım etmeyen hain yöneticilere karşı büyük bir öfke duyuyoruz. Müslüman hain ve işbirlikçi yöneticilerin Gazze halkını terk etmesinin, Allah'a, Resulü'ne ve müminlere karşı en büyük ihanet olduğunu görüyoruz. Peki onların ihaneti, kâfir Amerika'nın ve işbirlikçilerinin koridorlarında dolaşmayı, küfrün başı Amerika'nın önerdiği anlaşma şartlarına boyun eğmeyi, Yahudi varlığıyla aynı masaya oturmayı, Allah'ın emirlerini görmezden gelmeyi ve Allah'ın en hayırlı ümmet olarak vasıflandırdığı ümmetin taleplerini görmezden gelmeyi mi haklı çıkarıyor?
Her ne olursa olsun, İslami duruş Allah'a güvenmek, Allah'ın emirlerine ve Müslümanların taleplerine bağlı kalmak, kâfirlere ve onların işbirlikçilerine güvenmemek veya itaat etmemek ve onların şeytani anlaşmalarının şartlarını reddetmek değil midir? Müslümanlar kendilerini çaresiz ve zor durumda bulduklarında, tek sığınakları Allah, tek sığınakları İslam ümmeti ve orduları değil midir? Yüce Allah şöyle buyurmuştur: ﴿Kâfirlere ve münafıklara itaat etme, onların eziyetlerine aldırma, Allah'a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter﴾.
Gerçek şu ki, eğer anlaşmanın ikinci aşamasının şartları, özellikle de silah bırakmaya ilişkin madde kabul edilirse, Yahudi varlığı her zamanki gibi bu anlaşmaya asla bağlı kalmayacak ve vahşetinden vazgeçmeyecektir. Anlaşmanın ilk aşamasını ihlal edip onlarca masum Müslümanı katlettiği gibi, bunu yapmaya devam edecektir. Bu nedenle, Hamas heyeti de dahil olmak üzere tüm İslami grup ve heyetler, Gazze savaşçılarının kahramanlığını, sabrını, sebatını ve Allah'a olan güçlü inancını kâfirlerin ve işbirlikçilerinin koridorlarında ve sofralarında heba etmemelidir. Eğer gerçekten üstün gelmek ve zafer kazanmak istiyorlarsa, Allah'a, İslam ümmetine ve ümmetin ordularına yönelmelidirler, güvenlerini yalnızca onlara bağlamalı ve yardımı yalnızca onlardan istemelidirler. İşte o zaman Allah'ın yardımı kaçınılmaz olarak gelecektir ve İslam ümmetinin ve tüm insanlığın kurtuluşunun tek reçetesi olan İslam hükümlerinin uygulanacağı Nübüvvet Minhacı Üzerine Râşidî Hilâfet Devleti'nin kurulması an meselesi olacaktır, çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: ﴿Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlamlaştırır﴾.
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır
Ramazan Ebu Furkan