علماء آل سعود يغضبهم مؤتمر الشيشان  ويضربون صفحا عن مغازلة الجبير لروسيا المجرمة!!!
علماء آل سعود يغضبهم مؤتمر الشيشان  ويضربون صفحا عن مغازلة الجبير لروسيا المجرمة!!!

الخبر:   (CNN) - استمرت ردود الفعل الغاضبة ضمن التيارات السلفية لما خرج به مؤتمر استضافته العاصمة الشيشانية، غروزني، بهدف تعريف هوية "أهل السنة والجماعة" إذ استثنت توصياته تلك التيارات من التعريف، كما لم تدرج المؤسسات الدينية السعودية ضمن المؤسسات التعليمية "العريقة"، علاوة على مكان انعقاد المؤتمر في الدولة التابعة لروسيا.

0:00 0:00
Speed:
September 10, 2016

علماء آل سعود يغضبهم مؤتمر الشيشان ويضربون صفحا عن مغازلة الجبير لروسيا المجرمة!!!

علماء آل سعود يغضبهم مؤتمر الشيشان

ويضربون صفحا عن مغازلة الجبير لروسيا المجرمة!!!

الخبر:

(CNN) - استمرت ردود الفعل الغاضبة ضمن التيارات السلفية لما خرج به مؤتمر استضافته العاصمة الشيشانية، غروزني، بهدف تعريف هوية "أهل السنة والجماعة" إذ استثنت توصياته تلك التيارات من التعريف، كما لم تدرج المؤسسات الدينية السعودية ضمن المؤسسات التعليمية "العريقة"، علاوة على مكان انعقاد المؤتمر في الدولة التابعة لروسيا.

التعليق:

ليس مستغربا أن يعقد الرئيس الشيشاني قاديروف مثل هذا المؤتمر في هذا التوقيت بالذات، كما ليس غريبا أن يدعو الرئيس الشيشاني شيخ الأزهر ومفتي أسد وغيرهم من علماء السوء، وليس مستغربا أيضا أن ينعقد المؤتمر وينفضّ ويصدر بيانه الختامي دون أن يذكر كلمة واحدة عن الحرب الهمجية التي يشنها المجرم بوتين على أهلنا في الشام الأبية، فالرئيس الشيشاني رمضان قاديروف معروف بعمالته الواضحة وانبطاحه المزري لبوتين، فكيف يتصور أن يعقد مؤتمرا يمكن أن ينبس فيه ببنت شفة تجاه ولي نعمته بوتين؟! كما أنه ليس غريبا أن يشاركة في مهرجانه هذا علماء سوء كأولئك الذين شاركوه، وهم شركاء مجرمون أمثال بوتين بل أشد جرما منه فهم يقتلون شعوبهم؛ فشيخ الأزهر شريك للقاتل عبد الفتاح السيسي، وأحمد حسونة شريك للسفاح بشار أسد. نعم كل هذا ليس غريبا ولا مستغربا من أناس باعوا أنفسهم للشيطان فزين لهم أعمالهم وصدهم عن السير مع الأمة التي ثارت على الطواغيت الذين حكمونا بالكفر وأذاقونا الويلات في سبيل تحقيق مصالح الغرب والبقاء على كراسيهم المعوجة، ولقد أدركت الأمة واقعهم ولفظتهم لفظ النواة.

ليست القضية قضية معرفية حارت فيها الأمة حيرة شديدة، تريد أن تعرف بالضبط من هم أهل السنة والجماعة، وهل يدخل فيهم التيارات السلفية أم لا؟ ورغم أن الكثير من علماء آل سعود ثارت ثائرتهم على المؤتمر ومنظميه وعلى عدم إدراجه المؤسسات الدينية السعودية ضمن المؤسسات التعليمية العريقة، وعلى إخراجه السلفية من أهل السنة والجماعة وحصرهم في الأشاعرة والماتريدية في الاعتقاد، وأهل المذاهب الأربعة في الفقه، وأهل التصوف الصافي علماً وأخلاقاً وتزكيةً، في إقصاء وإخراج لكل من خالفهم من دائرة السنة والجماعة. فالمؤتمر مؤتمر مشبوه يعقد في روسيا الاتحادية ويرعاه قاديروف عميل بوتين وهو يبرر لبوتين وأسد إجرامهم في حق الأطفال والنساء والشيوخ في الشام. لقد نسي علماء آل سعود وهم يهاجمون قاديروف راعي المؤتمر الذي أخرجهم من أهل السنة والجماعة وأدخل فيها ألد أعدائهم الصوفية، نسوا أنهم بالأمس القريب استقبلوه وملكهم وأمراء آل سعود وأكرموه بالمشاركة في غسل الكعبة عام 2010، وظهر وهو يحمل "مكنسة" ويشارك في عملية الغسل برفقة أمير منطقة مكة، كما زار الكعبة أيضا مرة أخرى، خلال هذا العام بناء على طلب تقدم به إلى وزير الدفاع السعودي محمد بن سلمان، ووافق عليه الملك السعودي، وفتحت له أبواب الكعبة هذا العام خلال زيارته، هو ووالدته وشقيقته إلى المملكة.

لقد أثار هذا المؤتمر ردات فعل من بعض العلماء وربما تكون بعض التعليقات قد أصابت كبد الحقيقة؛ فقد قال الشيخ علوي السقاف، إن المؤتمر لم يشر إلى قصف روسيا لأهل سوريا وعُقد تحت رعاية الرئيس الشيشاني، رمضان قاديروف، الذي قال بأنه "معروف بولائه التام للرئيس الروسيّ المجرِم بوتين"، فإذا كان الرئيس الروسي مجرما ودولته كذلك فما قولكم في كلام وزير خارجيتكم عن روسيا المجرمة التي لا يمر يوم إلا وترتكب فيه المجازر في حق أبنائنا في سوريا، ففي 2016/07/31م أكد وزير الخارجية عادل الجبير أن المملكة حريصة في علاقتها مع روسيا على بناء أفضل العلاقات في العديد من مجالات التعاون، وروسيا دولة كبرى ومهمة، مشيراً إلى أن هناك العديد من البرامج القائمة للتعاون بين المملكة وروسيا في مجال النفط والطاقة ومكافحة (الإرهاب).

كما أن السيد وزير الخارجية يرى أن دعم روسيا لنظام أسد والقتال إلى جانبه بكل ما أوتي من قوة، بينما يدعي نظامه أنه ضد نظام أسد وأنه يدعم المعارضة في سعيها لإسقاط النظام، يرى أن هذا التضاد والتنافر مجرد تباين في وجهات النظر، وأن مثل هذا التباين لا يفسد للود قضية! إنه والله لهو الانبطاح والذل والصغار بعينه.

فيا أيها العلماء! إلى متى ستظلون أبواقا لآل سعود تزينون باطلهم وتسكتون عن موالاتهم للكافرين الأمريكان والروس والبريطانيين والفرنسيين وغيرهم من الذين يتآمرون صباح مساء على الأمة وعلى دينها ويقتلون أبناء الأمة في الشام والعراق بحجة محاربة (الإرهاب)، كونوا بحق ورثة الأنبياء وقولوا كلمة حق في وجه سلطان جائر، قولوها ولا تخافوا في الله لومة لائم، وكونوا مع العاملين لنصرة دين رب العالمين الساعين لتمكينه في دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، ولا تشغلوا الأمة بنفسها وبأمور تزيد من فرقتها وتشرذمها، فإنكم إن فعلتم كنتم من الذين أنعم الله عليهم، وإن لم تفعلوا غضب الله عليكم ولعنكم وأعد لكم عذابا أليما.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد الله الشريف – بلاد الحرمين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı