المعونات الأمريكية نفق مظلم لن يخرجنا منه إلا دولة الخلافة
المعونات الأمريكية نفق مظلم لن يخرجنا منه إلا دولة الخلافة

الخبر: وصلت إلى ميناء بورتسودان الشمالي اليوم الأحد 47,893 طنا من الذرة في إطار الدعم الأمريكي للسودان في مجال المساعدات الإنسانية. وكان في استقبال الشحنة بالميناء السفير الأمريكي لدى السودان جون قودفري والوفد المرافق له من برنامج الغذاء العالمي، وذلك بحضور المدير العام المكلف لهيئة الموانئ البحرية إبراهيم يوسف. (سودان تربيون 20 تشرين الثاني/نوفمبر 2022م).

0:00 0:00
Speed:
November 26, 2022

المعونات الأمريكية نفق مظلم لن يخرجنا منه إلا دولة الخلافة

المعونات الأمريكية نفق مظلم لن يخرجنا منه إلا دولة الخلافة

الخبر:

وصلت إلى ميناء بورتسودان الشمالي اليوم الأحد 47,893 طنا من الذرة في إطار الدعم الأمريكي للسودان في مجال المساعدات الإنسانية. وكان في استقبال الشحنة بالميناء السفير الأمريكي لدى السودان جون قودفري والوفد المرافق له من برنامج الغذاء العالمي، وذلك بحضور المدير العام المكلف لهيئة الموانئ البحرية إبراهيم يوسف. (سودان تربيون 20 تشرين الثاني/نوفمبر 2022م).

التعليق:

آخر مسرحيات أمريكا على مسرح السياسة السودانية المتهالك هي إرسال مساعدات إنسانية يستقبلها سفيرها لدى السودان بنفسه ويلتقي هيئة الموانئ البحرية التي استقبلته بحفاوة. فيا للذل الذي يتسربل به حكام السودان، سلة غذاء العالم، وهم يستقبلون علف أمريكا لحيواناتها كمساعدات غذائية لأهل السودان!

كان لعام 1958 بصمات قوية على مسار التاريخ السياسي للسودان وذلك عن طريق مشروع المعونة الأمريكية، الذي تقدمت به إلى الحكومة السودانية وقوبل بمعارضة ورفض، كاد أن يطيح وقتها بائتلاف الحكومة السودانية بسبب تجذر النفوذ البريطاني. ثم بدأت أمريكا باعتبار السودان منطقة نفوذ لها واهتمام بالغ في عهد الرئيس جعفر النميري، الذي تعزز في عهده الوجود الأمريكي في السودان اقتصادياً في أمر التنقيب عن البترول، وسياسياً في مسألة الجنوب، ووصلت العلاقات السودانية الأمريكية أوجها حينما شارك النميري في عملية نقل يهود الفلاشا إلى كيان يهود، كما زادت المعونات الاقتصادية للسودان حتى بلغت في عام 1985م أكثر من أربعمائة مليون دولار، بينما بلغت المعونات العسكرية خلال ثلاث سنوات ما بين 1982-1985 أكثر من ثلاثمائة مليون دولار.

ورغم نفاق نظام الإنقاذ في علاقته بأمريكا، إلا أن كمال حسن علي وزير التعاون الدولي في مداخلة بالبرلمان السوداني، وفقا لصحيفة اليوم التالي في 5 تشرين الثاني/نوفمبر 2015م أكد أن المعونة الأمريكية تستهدف دعم الأنشطة والمجالات الإنسانية، مؤكدا حرص بلاده على أن تتضمن المعونة برامج التنمية المستدامة بالسودان. ويرى وزير التعاون الدولي بالسودان، إمكانية عودة برنامج المعونة الأمريكية مجددا، مشيرا إلى أن الفائدة منه ستعود مباشرة على الشعب السوداني.

كل النخب السياسية التي تعاقبت على حكم السودان فشلت في إدارة بلد يتمتع بكل أسباب الاكتفاء ويزخر بموارد بشرية وطبيعية؛ من أراض زراعية وثروة حيوانية ومياه وموارد معدنية مثل الذهب والبترول والحديد، والكوادر المؤهلة، وتنوع وثراء ثقافي ومجتمعي، ومع ذلك تحيط به الأزمات الاقتصادية والسياسية والنزاعات المسلحة نتيجة اعتماده على سياسة الخارج!

كل الدول التى حققت اكتفاءها الذاتي من الغذاء والدواء كانت عبر استراتيجيات وسياسات فعالة من تخفيف العبء على ميزانيتها وخلق فرص عمل وزيادة النشاط الاقتصادي عبر مشاريع الاكتفاء الذاتي وليس عبر المعونات لأن من المعروف أن أي معونة مشروطة وملعونة.

ولن يستفيد بلد من ثرواته إلا بالإرادة والرؤية الثاقبة والسياسات الفعالة من أجل الاستفادة من ثرواته في خدمة أهداف التنمية وتطوير حياة الفرد والمجتمع. وهذا ما لا تملكه الأنظمة العميلة للغرب في بلادنا، ولن يتحقق هدف الاكتفاء الذاتي إلا بدولة تعالج المشكلة الاقتصادية فيها بأحكام شرعية منضبطة من لدن حكيم خبير.

ينظر الإسلام إلى المشكلة الاقتصادية على أنها في توزيع الثروة، يقول الله سبحانه وتعالى: ﴿كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاءِ مِنْكُمْ﴾. وهذا يعني أن الإسلام يتناول في المقام الأول توزيع الثروة ما يؤدي إلى تلبية الاحتياجات الإنسانية الأساسية ويعطي حوافز للمجتمع ليكون مبتكرا ومنتجا لتلبية الاحتياجات الترفيهية ما يحقق الكفاية والرفاهية لكل من يحمل التابعية لدولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

غادة عبد الجبار (أم أواب) – ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı