المبعوث الأممي يزور اليمن مرات متتالية ولم يستطع إلى الآن تقريب وجهات النظر فما هو السر في ذلك؟
المبعوث الأممي يزور اليمن مرات متتالية ولم يستطع إلى الآن تقريب وجهات النظر فما هو السر في ذلك؟

الخبر:   "استقبل فخامة الرئيس عبد ربه منصور هادي رئيس الجمهورية، اليوم، المبعوث الأممي إلى اليمن مارتن غريفيث والوفد المرافق له في زيارته الثانية للعاصمة المؤقتة عدن بحضور رئيس الوزراء الدكتور أحمد عبيد بن دغر، وذلك للوقوف على آفاق السلام وإمكاناته المتاحة". موقع اليمن السعيد.

0:00 0:00
Speed:
July 16, 2018

المبعوث الأممي يزور اليمن مرات متتالية ولم يستطع إلى الآن تقريب وجهات النظر فما هو السر في ذلك؟

المبعوث الأممي يزور اليمن مرات متتالية ولم يستطع إلى الآن تقريب وجهات النظر

فما هو السر في ذلك؟

الخبر:

"استقبل فخامة الرئيس عبد ربه منصور هادي رئيس الجمهورية، اليوم، المبعوث الأممي إلى اليمن مارتن غريفيث والوفد المرافق له في زيارته الثانية للعاصمة المؤقتة عدن بحضور رئيس الوزراء الدكتور أحمد عبيد بن دغر، وذلك للوقوف على آفاق السلام وإمكاناته المتاحة". موقع اليمن السعيد.

التعليق:

وصل مبعوث الأمم المتحدة مارتن غريفيث إلى عدن لمقابلة عبد ربه منصور هادي وقد التقى به عدة مرات من قبلُ من أجل تقريب وجهات النظر بين أطراف الصراع ولكنه لم يستطع ذلك حتى الآن، وبالمقابل التقى مع قيادة جماعة الحوثي في صنعاء والتقى بزعيم الجماعة عبد الملك الحوثي نفسه ومع ذلك لم نلمس انفراجاً للصراع وإن حصل فإنها سوف تكون استراحة محارب لأن الصراع هو بين دول استعمارية تذوقت طعم حلاوة الثروة، وأدركت موقع البلد، وهي تعرف أنها جولة من جولات ضرب أمة الإسلام وذلك بالإبقاء عليها ممزقة ضعيفة منشغلة بنفسها. فنحن ندرك أن الأمم المتحدة عن طريق مبعوثيها لن تحل أزمة ولن تداوي جرحاً وإنما تدخلاتها هي السم الزعاف. لماذا؟

إن السر هو في النقاط أدناه والتي سنذكّر بها من يُعَول على الأمم المتحدة في إيجاد حل للوضع القائم:

أولا: يجب أن يعلم المسلمون والعالم أن الأمم المتحدة هي منظمة صليبية أنشئت من أجل حل مشكلة الدول النصرانية، والنزاعات بينها في القرن السابع عشر، وأنها تحولت من رابطة الصليبيين المحاربين إلى عصبة الأمم النصرانية ثم إلى هيئة الأمم المتحدة، وأن ميثاقها وضع للملمة شتات تلك الدول ووضع حد للصراعات والنزاعات في ما بين الدول الصليبية لكي تتوحد ضد الخلافة العثمانية.

ثانيا: إن ميثاقها صيغ لحفظ أمن الدول النصرانية ولا يصلح لباقي الأمم وخاصة المسلمين الذين لهم عقيدة وحضارة وأنظمة تختلف عن ميثاق الأمم المتحدة اختلافا جذريا.

ثالثا: إن المسلمين لا ناقة لهم ولا جمل في تلك المنظمة ودستورها وميثاقها فهو وضع لبيئة غير بيئة المسلمين ولمجتمع غير المجتمع الإسلامي، ولم يشارك في صياغته أحد من المسلمين، وإنما أجبرت البلدان الإسلامية على الانضمام إلى تلك الهيئة الصليبية بقوة الغلبة أو بالعملاء.

رابعا: الأمم المتحدة منذ نشٲتها وهي تخدم الدول الصليبية الكبيرة التي تستخدمها لتنفيذ مخططاتها وتحقيق مصالحها ولم تحل قضية من قضايا المسلمين، من قضية فلسطين إلى قضية بورما...

خامسا: نقول للمبعوث الدولي مارتن غريفيث والمندوبين السابقين جئتم لتحقيق أهداف وسياسات الدول الصليبية الكبرى خاصة أمريكا وبريطانيا.

سادسا: إذا لم تكن هنالك، يا مارتن غريفيث، رغبة واتفاق مسبق فيما بين أمريكا وبريطانيا على إيقاف الحرب في اليمن وعلى اليمن، فلا تتعب نفسك في الذهاب والإياب فالأزمة اليمنية هي أزمة صراع عالمية على المصالح الاقتصادية والممرات البحرية وعلى السيادة والنفوذ والأسواق المدنية والعسكرية.

سابعا: أنت تعلم يا مارتن غريفيث أن السعودية عميلة لأمريكا وأن الإمارات عميلة لبريطانيا وأن إيران تدور في فلك أمريكا، والصراع على أشده بينهما تنفيذا لمخططات أسيادهما، وتعلم أيضا أن عبد ربه منصور هادي ومن معه عملاء لبريطانيا وأن الحوثيبن عملاء لأمريكا وليسوا أطرافاً مباشرة في المفاوضات التي سوف تديرونها بشأن اليمن فلا تتعب نفسك في لملمة شتات أهل اليمن، لأن الأطراف لا يمتلكون القرار والتصرف إلا بما تمليه عليهم أمريكا وبريطانيا أو عملاؤهم السعودية والإمارات، ويقول المثل العربي (فاقد الشيء لا يعطيه).

ثامنا: إذا لم تتوحد القيادة والجيش والمال فلن توجد دولة أصلا فضلا عما تخططون له من تمزيق اليمن إلى دويلات عن طريق الفدرالية وتسليم كل طرف عميل لكم جزءاً من اليمن.

تاسعا: يجب أن يعلم المسلمون وغيرهم أن حل مشكلة اليمن وغيرها من بلاد المسلمين لن يكون إلا بإقامة دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، والتي تخاف منها دول الكفر وتحذر منها وتعمل على منع إقامتها، وإنها قائمة بإذن الله تعالى مصداقا لوعد الله سبحانه وتعالى، وبشرى محمد رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم، وعندها سوف تحل جميع مشاكل أمة الإسلام والبشرية جمعاء، وتهدم الأمم المتحدة وتعود أمريكا وبريطانيا منكفئة إلى ديارها إن بقي لها عقر دار.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

م. ناصر عبده وحان – اليمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı