المهاجرون المسلمون الجدد إلى الغرب: قبول أم رفض الثقافات المحلية؟ (مترجم)
المهاجرون المسلمون الجدد إلى الغرب: قبول أم رفض الثقافات المحلية؟ (مترجم)

 الخبر:   "إذا كنا نريد من الألمان قبول العرب، فإن على العرب تعلم قبول الألمان"، هذا هو عنوان مقالة صحفية سلطت الضوء على دورة تثقيفية تقام للاجئين الجدد الذين وصلوا إلى ألمانيا. مقدم الدورة، وهو مهاجر من مصر عاش في ألمانيا لعدة عقود قال: "نتحدث عن المثلية الجنسية التي يراها الكثيرون من المشاركين في الدورة جرما، وأشرح لهم أن الألمان لا ينظرون إلى الأمر بهذه الطريقة، وأن عليهم قبول ذلك إن أرادوا العيش هنا".

0:00 0:00
Speed:
January 28, 2016

المهاجرون المسلمون الجدد إلى الغرب: قبول أم رفض الثقافات المحلية؟ (مترجم)

المهاجرون المسلمون الجدد إلى الغرب:

قبول أم رفض الثقافات المحلية؟

(مترجم)

الخبر:

"إذا كنا نريد من الألمان قبول العرب، فإن على العرب تعلم قبول الألمان"، هذا هو عنوان مقالة صحفية سلطت الضوء على دورة تثقيفية تقام للاجئين الجدد الذين وصلوا إلى ألمانيا. مقدم الدورة، وهو مهاجر من مصر عاش في ألمانيا لعدة عقود قال: "نتحدث عن المثلية الجنسية التي يراها الكثيرون من المشاركين في الدورة جرما، وأشرح لهم أن الألمان لا ينظرون إلى الأمر بهذه الطريقة، وأن عليهم قبول ذلك إن أرادوا العيش هنا". ويتم تحذيرهم من أن أطفالهم سيكون لديهم المزيد من الاستقلالية في حال نشأوا في ألمانيا أكثر مما يتوقعونها في العالم العربي. وقال أيضا "غالبا ما يشعر العرب بالصدمة هنا عندما يرون البافاريين يمارسون السباحة عرايا في نهر إيسار. لكن أقول لهم إن كانوا يريدون من الألمان أن يقبلوا غطاء الرأس الذي ترتديه المرأة العربية، فإن عليهم قبول أن يمارس الألمان السباحة عرايا في المنتزهات العامة والأنهار".


التعليق:

كيف يمكن للمهاجرين المسلمين الجدد الذين وصلوا لتوّهم التغلب على هذه التحديات الجديدة لمفاهيمهم وممارساتهم الإسلامية؟

في الواقع إن هذا ليس تحديا جديدا. فالمسلمون الذين هاجروا إلى الدول الغربية من أفريقيا، وآسيا، والشرق الأوسط جميعا واجهوا هذا التحدي، وهو تحد مستمر يواجهه أبناؤهم وأحفادهم الذين ينشأون في أي مجتمع غربي. إن المسلمين الوافدين الجدد إلى الغرب يؤمنون بالخالق، الذي أرسل الهداية للبشرية لكي تعيش بها في جميع مجالات الحياة. وهم يؤمنون كذلك بأنه سبحانه وتعالى سوف يحاسبنا يوم القيامة، وبالتالي فإننا بحاجة إلى الالتزام بما أمرنا به سبحانه وتعالى وترك ما نهانا عنه. إلا أنهم يجيئون فجأة إلى مجتمعات تكفر الغالبية فيها بالخالق، وتعتقد بالحرية بدلا من الحساب أمام الخالق، وتحكم على ما يجب القيام به أو الامتناع عنه على أساس المنفعة أو الضرر. بالإضافة إلى ذلك، فإن تصنيفها للخير والشر في تغير دائم!

يقول بعض المسلمين أنه يجب علينا اعتزال المجتمع الأوسع ورفض كل شيء منه من أجل الحفاظ على هويتنا الإسلامية. بينما ينادي آخرون بالاندماج، ويقولون بما أننا مقيمون في الغرب فنحن بحاجة إلى التخلي عن أجزاء من الإسلام لكي نستطيع الانسجام. لذلك ينبغي علينا قبول زواج المثليين جنسيا، والتخلي عن الأدوار الواضحة التي حددها الإسلام للرجال والنساء، وترك الممارسات أو الأفكار الإسلامية عموما كلما تعارضت مع المثل العلمانية الأساسية للمجتمعات الغربية التي نعيش فيها. وباختصار إنهم يروجون لإسلام "علماني" يختزل الإسلام في الصلاة، والصوم والأمور الشخصية الأخرى فقط، والذي يلغي أيضا أي صلة من كونهم جزءا من الأمة العالمية.

بالنظر إلى حياة النبي eفي مكة المكرمة، فإن الانعزال عن الجيران، وزملاء العمل والكليات والمجتمع ككل ليس من طريقة العيش الإسلامية، لأن ذلك لم يكن سلوكه، e، في مكة المكرمة على الرغم من أنه عليه الصلاة والسلام وأصحابه كانوا قلة. كذلك فإن النبي e وأصحابه لم يقبلوا بكل ممارسات قريش، لذلك فإن الاندماج هو أيضا ليس خيارا بالنسبة لنا. بل إن الرسول e تجاوز التحديات بطريقة بيّن لنا فيها أن الإسلام يجب أن يكون هو المرجع لتحديد ما يمكن أخذه من أي سلوك أو فكرة جديدة، أو وسيلة شراء، أو أسلوب لتربية الأطفال، أو طريقة للارتباط بالأمة الإسلامية على نطاق أوسع. إن استخدام مقياس قبول والقيام بعمل ما هو حلال، ورفض وتجنب فعل ما حرمه الله، هو واحد من المفاهيم المهمة جدا التي يجب على المسلمين في الغرب تعليمها وتكرارها فيما بينهم. إننا بحاجة إلى نشر عقلية السؤال والبحث عن الحكم الشرعي للأفعال التي نريد القيام بها، قبل أن نباشر القيام بها، وتذكر أن جميع الأفعال التي نقوم بها سوف تحسب لصالحنا أو ضدنا، وأن ذريعة العيش في الغرب لن تكون مقبولة. فالله سبحانه وتعالى يقول: ﴿فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ * وَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ﴾.

باستخدام الحلال والحرام كمقياس، وعملنا كسفراء نقوم بدعوة الناس من حولنا إلى ديننا العظيم، فإن المسلم بإمكانه التغلب على العديد من تحديات العيش في الغرب، بينما يتمسك ويدعو الآخرين بفخر إلى ديننا العظيم الذي يحل المشاكل الإنسانية التي تعيشها البشرية - الشيء الذي يبحث عنه الكثيرون من غير المسلمين في الغرب.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

تاجي مصطفى

الممثل الإعلامي لحزب التحرير في بريطانيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı