المجموعة العربية ترفض خطة ترامب لتهجير أهل غزة لكنها تترك الباب مفتوحا لكيان يهود لهدم غزة على رؤوس أهلها!
المجموعة العربية ترفض خطة ترامب لتهجير أهل غزة لكنها تترك الباب مفتوحا لكيان يهود لهدم غزة على رؤوس أهلها!

الخبر:   قال طارق البنا رئيس المجموعة العربية في مؤتمر صحفي عقده في مقر الأمم المتحدة في نيويورك يوم 14 شباط/فبراير 2025: "يجب رفض تهجير الفلسطينيين في غزة رفضا قاطعا. المجموعة العربية ترفض رفضا قاطعا مثل هذا التهجير الذي يشكل انتهاكا واضحا للمادة 49 من اتفاقية جنيف الرابعة لعام 1949".

0:00 0:00
Speed:
February 18, 2025

المجموعة العربية ترفض خطة ترامب لتهجير أهل غزة لكنها تترك الباب مفتوحا لكيان يهود لهدم غزة على رؤوس أهلها!

المجموعة العربية ترفض خطة ترامب لتهجير أهل غزة

لكنها تترك الباب مفتوحا لكيان يهود لهدم غزة على رؤوس أهلها!

(مترجم)

الخبر:

قال طارق البنا رئيس المجموعة العربية في مؤتمر صحفي عقده في مقر الأمم المتحدة في نيويورك يوم 14 شباط/فبراير 2025: "يجب رفض تهجير الفلسطينيين في غزة رفضا قاطعا. المجموعة العربية ترفض رفضا قاطعا مثل هذا التهجير الذي يشكل انتهاكا واضحا للمادة 49 من اتفاقية جنيف الرابعة لعام 1949".

التعليق:

لقد أشاد بعض الناس بالاقتراح الأخير الذي قدمته ما تسمى المجموعة العربية لإعادة إعمار غزة دون تهجير أهلها باعتباره ردا على ترامب، في تناقض صارخ مع الاستسلام المهين للملك الأردني عبد الله. ومع ذلك، يبدو عند التدقيق أنه تعتيم استراتيجي. في ظاهر الأمر، تهدف هذه المبادرة إلى مواجهة خطة الرئيس الأمريكي دونالد ترامب لتهجير أهل غزة، ونقلهم إلى مصر والأردن، وهي الخطوة التي تمت إدانتها على نطاق واسع باعتبارها تطهيرا عرقيا. ولكن نظرا للمشاعر السائدة بين ساسة يهود والدعم الثابت من أمريكا، فإن اقتراح المجموعة العربية يعمل كواجهة، تخفي الحقيقة الغادرة المتمثلة في أن الحكام العرب قدموا في الواقع دعما ضمنيا لتدمير غزة بهدف تهجير أهلها بطريقة أو بأخرى: إما كما توعد ترامب، أمام الملك عبد الله، أو بشكل افتراضي بعد البيان الذي أصدرته المجموعة العربية لإنقاذ ماء الوجه والذي رفض النقل الدائم وتحدث عن إعادة بناء غزة في حين لم يفعل شيئا لوقف تدميرها!

وقد تبنى خطاب كيان يهود السياسي بشكل متزايد فكرة إعادة توطين أهل غزة في مكان آخر. وكان وزير المالية بتسلئيل سموتريتش صريحا بشكل خاص، حيث اقترح أن يحتل كيانه غزة ويشجع نصف سكانها البالغ عددهم 2.2 مليون نسمة على الهجرة في غضون عامين. وبالمثل، دعا وزير ما يسمى الأمن القومي إيتمار بن غفير إلى تعزيز "الهجرة الطوعية" للفلسطينيين من غزة، ما يعني بذل جهد منهجي لإخلاء غزة من أهلها. وفي اليوم التالي، قال سموتريتش، مستفيداً من المجموعة العربية التي لم يكن تظاهرها بالشجاعة سوى عرض إلقاء بعض الأموال على غزة بعد انتهاء تدميرها: "ستبدأ عملية الهجرة من غزة في الأسابيع المقبلة، لن يكون لدى سكان غزة ما يبحثون عنه في غزة في السنوات العشر إلى الخمس عشرة المقبلة. بعد أن نعود إلى القتال وتبدو غزة كلها مثل جباليا، فلن يكون لديهم ما يبحثون عنه هناك على الإطلاق".

بينما يتحدث القادة العرب عن إعادة الإعمار، ويدعي بعضهم بجرأة رفض قبول خطة ترامب، فإنهم يدعمون كيان يهود تماماً. ورغم إدراكهم أن الإدارة الأمريكية أعطت الضوء الأخضر للكيان لمواصلة هجومه المدمر بعد انتهاء وقف إطلاق النار الحالي، وخطاب نظامه القاتل بتأمين النصر النهائي واستئناف إمداد القوات الجوية بأضخم القنابل لتمكينه من القيام بذلك، فإن القادة العرب يواصلون الحديث أن مستقبل غزة يبدأ من دون حماس. وفي هذا الصدد فإنهم في انسجام تام مع كيان يهود. وعندما نفكر في الأمر أكثر، نجد أن الفارق الوحيد بين خطة ترامب القبيحة المتمثلة في صنع "ريفيرا على غزة" من دون أهلها يختلف فقط عن خطة المجموعة العربية في أن ترامب لا يقدم أي وسيلة عملية لإخراج أهل غزة، في حين ستجلس المجموعة العربية وتراقب هجوماً جديداً لكيان يهود مدمراً لدرجة أن التطهير العرقي يصبح الحل العملي التالي.

ومن خلال التركيز على إعادة الإعمار دون معالجة الحقائق السياسية والعسكرية الأساسية، فإن المجموعة العربية لا تقدم أي حل لأهل غزة باستثناء انتظار كيان يهود لتكثيف تدميره. عندما تدرك الأمة الإسلامية هذه المؤامرة، ومهرجان الخداع الذي استمر قرناً من الزمان من هؤلاء الحكام العملاء الخونة، فإن نهايتهم ستأتي وسيستأنف التاريخ الإسلامي مسيرته نحو مستقبل جديد.

كتب لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. عبد الله روبين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı