الملك سلمان: سندافع عن المسلمين وندعو الآخرين إلى عدم التدخل في شؤوننا
الملك سلمان: سندافع عن المسلمين وندعو الآخرين إلى عدم التدخل في شؤوننا

 الخبر:   ورد على موقع روسيا اليوم بتاريخ 2016/02/07 خبر جاء فيه: "أكد العاهل السعودي الملك سلمان بن عبد العزيز الأحد 7 شباط/فبراير أن المملكة مستعدة للدفاع عن بلاد المسلمين، داعيا الآخرين إلى عدم التدخل في الشؤون الداخلية للبلاد.

0:00 0:00
Speed:
February 09, 2016

الملك سلمان: سندافع عن المسلمين وندعو الآخرين إلى عدم التدخل في شؤوننا

الملك سلمان: سندافع عن المسلمين وندعو الآخرين إلى عدم التدخل في شؤوننا

الخبر:

ورد على موقع روسيا اليوم بتاريخ 2016/02/07 خبر جاء فيه: "أكد العاهل السعودي الملك سلمان بن عبد العزيز الأحد 7 شباط/فبراير أن المملكة مستعدة للدفاع عن بلاد المسلمين، داعيا الآخرين إلى عدم التدخل في الشؤون الداخلية للبلاد.

جاء هذا في كلمة العاهل السعودي لدى استقباله ضيوف المهرجان الوطني للتراث والثقافة في دورته الثلاثين، وقال الملك السعودي في كلمته "نتعاون مع إخواننا العرب والمسلمين في كافة الأنحاء في الدفاع عن بلدانهم وضمان استقلالها، والحفاظ على أنظمتها كما ارتضت شعوبهم".

وأضاف العاهل السعودي (ديننا الإسلام دين عدل ووسطية ورحمة وما نشاهده من إرهاب ممن يدعون الإسلام، لا يمت للإسلام بصلة إطلاقا، الإسلام دين محبة وتعاون)."

التعليق:

ما أكثر ما نسمع التصريحات والتعليقات، كلمات هنا، وهناك، وكلٌّ له مغزى، واحد ينفذ سياسة أسياده وآخرُ يطم في رضاهم، وغيره يبتغي العزة لكنّها عزة بالإثم ستودي به إلى الهاوية.

وهذه تصريحات ملك آل سعود، الذي يدّعي أنه يدافع عن المسلمين، كيف وهم يشرّدون ويقتلون، وتنتهك أعراضهم، وينام صغارهم في العراء، دون مأوى أو لقمة عيش، أغلقوا حدودهم ومنعوا عنهم أدنى مقومات الحياة، وتصريحاته أين جاءت؟! وفي أي مناسبة؟! إنها في احتفالاتهم اللعينة ومهرجاناتهم الماجنة الساقطة، التي من ضمن أهدافها: "التعريف بالموروث الشعبي بواسطة تمثيل الأدوار والاعتماد على المحسوس حتى تكون الصورة أوضح وأعمق وإعطاء صورة عن الماضي بكل معانيه الثقافية والفنية".. أيّ موروث هذا؟!! وأيّ ماضٍ الذي تدّعون؟!! تريدون إعطاء صورة واضحة عن ماذا؟!!.. فلتكن عن عز المسلمين، وعن نصرة دين الله، وعن أبطال قاتلوا لإعلاء كلمة الله، وعن الإمام العادل الذي يأبى أن يغمض له جفن ورعيته جياع، وعن البكاء خشية أن يسأله الله عن الأمانة، هل أدّاها بحقّها أم ماذا؟!!. عن تجهيز جيش عرمرم لأجل صرخة امرأة، وعن قطع رأس من تسوّل له نفسه أن يؤذي المسلمين ولو بكلمة؟!! أين التجسيد المحسوس من هذا؟؟ أم هو كلام أُريد به زرع الباطل وإفساد وإشغال الأمة حتى تبقى غارقة في الأحلام، لا تدري ما يُحاك لها في دهاليزكم أنتم وأسيادكم، "عليكم من الله ما تستحقّون يا عُبّاد الغرب"!!

إن إدانتهم تأتي من أفواههم، يسعون لاستقلال البلدان وانفصالها حتى لا تقوم قائمة للأمة وحتى لا تعود كلها جسداً واحداً، برأس واحد، يريدون الحفاظ على الأنظمة العميلة الخائنة لله ورسوله، الساعية لنهب خيرات الأمة وتكديسها تحت أرجل أسيادهم، وفي مصارفهم، ﴿قاتلهم الله أنّى يُوفكون﴾.

الله سُبحانه وتعالى يقول: ﴿وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطاً لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيداً﴾، لقد جعل الله أمة الإسلام أمة العدل والخيرية، وكرّمها بأنها ستكون شاهدة على الأمم يوم القيامة بأنّ رُسلهم قد بلغوهم رسالات ربهم. هذه ميزة أمة الإسلام، الأمة التي قال فيها الله تعالى: ﴿كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ﴾.

فكيف تُؤولون كلام الله، وتفترون عليه الكذب؟!! إنكم يا عبدة الطاغوت لن تفلحوا أبداً؛ لأنّ عداءكم لملك الملوك، ولشريعته السمحاء، التي ارتضاها للبشرية جمعاء، أنتم كسحرة فرعون، ولن يفلح الساحر حيث أتى، والله لن نسامحكم أبداً، وسنحاسبكم أمام الله، وكلّ ما فعلتموه سيكون وبالاً عليكم، وستنالون الخزي في الدنيا والعذاب في الآخرة.

ونصر الله آتٍ لا محالة، لأنه وعدٌ وبشرى، وعدٌ من الحقّ الذي لا يخلف الميعاد، وبشرى من حبيبه وصفيّه e، «ثُمَّ تَكُونُ خِلاَفَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ»، وستعلمون أنتم وأتباعكم لمن العقبى، وسيأتي القول الفصل، والله لن نقبل بأقلّ من قطع أعناقكم جزاء بما اقترفت أيديكم، ولسان حالكم يقول: ﴿يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا﴾.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أختكم: ريحانة الجنة

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı