المنظمات الدولية ليست خالية من التحيّز
المنظمات الدولية ليست خالية من التحيّز

الخبر:   ذكرت قناة الجزيرة أن "فكرة وباء فيروس كورونا نشأت عن طريق الخطأ وذلك عن طريق عمال المختبرات الصينيين، عادت إلى السطح مرةً أخرى"، بعد فيلم وثائقي عرضه التلفزيون الدنماركي في 12 آب/أغسطس 2021، والذي قدمه بيتر بن مبارك، رئيس منظمة الصحة العالمية اقترح على الفريق المكلّف بالتحقيق في منشأ مرض الفيروس التاجي، افتراض النظرية القائلة بأن "موظفاً في المختبر أُصيب بالعدوى أثناء العمل في كهف الخفافيش لجمع العينات. مثل هذا السيناريو، في حين إن فكرة التسرب المخبري، تناسب أيضاً فرضيتنا الأولى عن انتقال الفيروس مباشرةً من الخفافيش إلى الإنسان. هذه فرضية نعتبرها محتملة".

0:00 0:00
Speed:
August 18, 2021

المنظمات الدولية ليست خالية من التحيّز

المنظمات الدولية ليست خالية من التحيّز

(مترجم)

الخبر:

ذكرت قناة الجزيرة أن "فكرة وباء فيروس كورونا نشأت عن طريق الخطأ وذلك عن طريق عمال المختبرات الصينيين، عادت إلى السطح مرةً أخرى"، بعد فيلم وثائقي عرضه التلفزيون الدنماركي في 12 آب/أغسطس 2021، والذي قدمه بيتر بن مبارك، رئيس منظمة الصحة العالمية اقترح على الفريق المكلّف بالتحقيق في منشأ مرض الفيروس التاجي، افتراض النظرية القائلة بأن "موظفاً في المختبر أُصيب بالعدوى أثناء العمل في كهف الخفافيش لجمع العينات. مثل هذا السيناريو، في حين إن فكرة التسرب المخبري، تناسب أيضاً فرضيتنا الأولى عن انتقال الفيروس مباشرةً من الخفافيش إلى الإنسان. هذه فرضية نعتبرها محتملة".

التعليق:

أثارت تعليقات بيتر بن مبارك الجدل لأن فريق منظمة الصحة العالمية أبلغ عن نتائجه في شباط/فبراير قائلاً: أن يكون المختبر هو الأصل "غير مرجح للغاية". منذ ذلك الحين، قال رئيس منظمة الصحة العالمية، تيدروس أدهانوم غيبريسوس، إن استبعاد التسرب المخبري "سابق لأوانه". وأوضح مبارك أن خصم الفريق لفرضية التسرب في المختبر كان بسبب ضغط العلماء الصينيين في فريق منظمة الصحة العالمية الذين رفضوا في البداية السماح بمناقشة تسرب المختبر، لكنهم وافقوا أخيراً على حل وسط حيث سيتم ذكر النظرية في التقرير، على أنها "غير محتملة للغاية" وليست مستحيلة، ولكن "بشرط ألاّ نوصي بأي دراسات محددة لتعزيز هذه الفرضية".

أولئك الذين يسعدهم اكتشاف مؤامرة منظمة الصحة العالمية، وكذلك أولئك الذين صُدموا من أن منظمة الصحة العالمية يمكن أن تتأثر بدولة واحدة لتخفيف نتائجها، فشلوا في تقدير ماهية منظمة الصحة العالمية وكيف تعمل. نعم، إنها منظمة متعددة الجنسيات، لكن هذا لا يعني أنها يمكن أن تكون مستقلة عن الدول التي تشترك فيها. فكل بلد لديه مصالح تتعارض مع مصالح البلدان الأخرى، وهذه الصراعات تلعب بشكل طبيعي في الفرق واللجان التي تدير عمل هيئة متعددة الجنسيات أو من المفترض أن تكون فوق القوميات.

على الرغم من أن الولايات المتحدة هي الاقتصاد الأول في العالم وعلى الرّغم من تهديدات الرئيس السابق ترامب، قدم العلماء الصينيون في الفريق تخفيفاً لصياغة تقرير شباط/فبراير لمنع إعطاء ترامب الذخيرة لإطلاق النار على الصين عندما كان يلوم الصين على بدء حرب الجائحة. تعمل منظمة الصحة العالمية من خلال الإجماع، مما يعني أن التنازلات القائمة على أنصاف الحقائق أمر لا مفر منه من أجل الانسجام. علاوةً على ذلك، يكون بناء الإجماع بطيئاً وغالباً ما تغذي اللجان المتعددة الصياغة النهائية للمنظمة، والتي تتم صياغتها لتوخي الحذر والرغبة في عدم الإساءة لأي شخص.

لذلك، في حين تمت مساعدة العديد من البلدان من خلال دعم منظمة دولية ذات خبرة وموارد تفتقر إليها البلدان الفقيرة، يجب ألاّ تتخلّى الحكومات الفردية عن مسؤوليتها أبداً في الأخذ بعين الاعتبار تقارير لجنة منظمة الصحة العالمية ويجب على كل منها أن تقرر ما هو الأفضل لرعاياها. بالإضافة إلى كونها غير معصومة من الخطأ مثل البشر الذين يؤدون أعمالهم، فهي تقوم، تحت مظلة الأمم المتحدة، على القيم والمفاهيم الغربية نفسها التي يُعلن أنها عالمية. ومع ذلك، بما أنه لا يمكن إثبات القيم من أي بديهيات عالمية، فلا يمكن أن تكون هناك قيم عالمية حقيقية، وبالتالي فإن الإذعان لمنظمة مبنية على مثل هذه القيم يهدد بالإخضاع. نظراً لأن صحة الإنسان ورفاهيته تعتبران مسألة شاملة في الإسلام ولأن منظمة الصحة العالمية لديها أيضاً رؤية واسعة للصحة تتجاوز علم وظائف الأعضاء والتشريح، فإنه يجب على المسلمين توخي الحذر بشأن تضارب القيم في بعض مجالات الصحة.

أما بالنسبة لأصل فيروس كورونا-2، فلا يزال السؤال مفتوحاً حول ما إذا كان حادثاً مخبرياً أو أنّ علماء يجمعون عينات فيروسية تعرّضوا لمجموعة من الخفافيش في غابات الصين قد أدخل الفيروس إلى سكان ووهان ومن ثم انتشر إلى العالم، أو ما إذا كانت العدوى الأولية مستقلة عن التحقيق العلمي الصيني. هذا ليس أول مثال على انتشار فيروس من الحيوانات إلى البشر، وتسبب في جائحة عالمية، وربما لن يكون الأخير.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. عبد الله روبين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı