المرأة الأفغانية تعاني من وطأة المعتقدات العرفية الخرافية غير الإسلامية بسبب غياب الإسلام (مترجم)
المرأة الأفغانية تعاني من وطأة المعتقدات العرفية الخرافية غير الإسلامية بسبب غياب الإسلام (مترجم)

الخبر:   وفقا لتقرير صادر من معهد صحافة الحرب والسلام (IWPR)، بتمويل من بعثة الاتحاد الأوروبي في أفغانستان، تشيع المعتقدات الخرافية في المجتمع التقليدي والمحافظ في أفغانستان، وخاصة في المناطق الريفية النائية. وتشمل علامات سوء الحظ غراباً ينزل على منزل شخص أو يجتاح غرفة في الليل.

0:00 0:00
Speed:
June 28, 2016

المرأة الأفغانية تعاني من وطأة المعتقدات العرفية الخرافية غير الإسلامية بسبب غياب الإسلام (مترجم)

المرأة الأفغانية تعاني

من وطأة المعتقدات العرفية الخرافية غير الإسلامية بسبب غياب الإسلام

(مترجم)

الخبر:

وفقا لتقرير صادر من معهد صحافة الحرب والسلام (IWPR)، بتمويل من بعثة الاتحاد الأوروبي في أفغانستان، تشيع المعتقدات الخرافية في المجتمع التقليدي والمحافظ في أفغانستان، وخاصة في المناطق الريفية النائية. وتشمل علامات سوء الحظ غراباً ينزل على منزل شخص أو يجتاح غرفة في الليل. إلا أن بعض التقاليد يمكن أن تكون لها عواقب وخيمة على حياة المرأة. على سبيل المثال، ينظر إلى المرأة المخطوبة أو المتزوجة حديثا بشك على أنها جالبة محتملة للفأل الحسن أو أنها نذير شؤم. في بعض الأحيان، يمكن لعواقب سوء الحظ المفترض أن تستمر لعقود. وقد تتعرض المرأة للتعذيب أو الطلاق أو سوء المعاملة بحجة أنها تجلب سوء الحظ للأسرة. ويقول الخبراء إن مثل هذه المعتقدات تسير جنبا إلى جنب مع الجهل والأمية، وغالبا ما تؤدي إلى الإيذاء البدني والنفسي. وقالت زيبا الحيدري، رئيسة حقوق المرأة في المكتب الإقليمي للجنة حقوق الإنسان الأفغانية المستقلة "المعتقدات الخرافية هي شكل آخر من أشكال العنف ضد المرأة الأفغانية التي يمكن أن تدمر حياة البعض"، وأضافت "انعدام الوعي بين النساء بحقوقهن وكذلك الأمية تعني قبولهن ببساطة بهذه المعتقدات الخرافية".

(المصدر: https://iwpr.net/global-voices/how-superstition-rules-afghan-women%E2%80%99s-lives).

التعليق:

لم تضف الحروب الطويلة المفروضة على الفقراء والمضطهدين في أفغانستان سوى زيادة في الويلات، حيث إنهم يعانون بسبب أعمال القتل وهدم منازلهم والبطالة والفقر ونقص المياه والكهرباء وغيرها من المشاكل. وبالإضافة إلى هذا فإن المرأة الأفغانية الفقيرة تعاني أيضا وطأة التقاليد القديمة والخرافات غير الإسلامية، والتي أصبحت على نطاق واسع لعدة عقود بسبب عدم وجود نظام التعليم الإسلامي والنظام الاجتماعي الإسلامي. لقد عاشت أفغانستان في ظل نظام الحكم الإسلامي إلى أن قام حاكم أفغانستان، أمان الله خان بإدخال "الإصلاحات" خلال فترة حكمه من 1919 إلى 1929. فقام بتوسيع نظام للتعليم الحديث يتألف من مدارس عالمية للفتيان والفتيات في المنطقة، حتى إنه قام بالتعليم بنفسه في بعض المدارس، كما فعلت زوجته الملكة. وشملت بعض إصلاحاته الراديكالية تغيير العطلة الأسبوعية من يوم الجمعة إلى يوم الخميس، وإجبار الناس في كابول على ارتداء الزي الغربي واعتماد الأشكال الغربية للتحية، وحظر دخول النساء بالزي الإسلامي في بعض الأماكن العامة.

وبعبارة أخرى، مع إدخال هذه القوانين والأنظمة الغربية، ألقي الشعب الأفغاني وخصوصا النساء مرة أخرى في حفرة من التقاليد والنظام القانوني القبلي القائم على العرف. وبما أن هذه الإصلاحات الغربية لقيت مقاومة من الشعب الأفغاني في البداية، فقد استغرقت هذه الإصلاحات وقتاً طويلاً جداً لكسب الشعبية. قبل ذلك، كان النظام القضائي والقانوني الإسلامي جنبا إلى جنب مع النظام الاجتماعي الإسلامي حاضرا والذي ساعد بسهولة أية امرأة تعرضت لأية ممارسة غير إسلامية مثل التحيز القبلي أو التمييز أو موقف يستند إلى الخرافات. وكانت إجراءات العدالة مجانية وسريعة في ظل المحاكم الإسلامية. كما أن نظام التعليم في الإسلام يصوغ بشكل دقيق الشخصية الإسلامية عند الأطفال، مما يجعلهم أفرادا ملتزمين بالقانون، ورعايا واعين ومستنيرين. لقد استنار الشعب الأفغاني بنور الإسلام أثناء خلافة عمر بن الخطاب رضي الله عنه من قبل المسلمين العرب الذين أدخلوا الإسلام إلى هيرات وزرنج سنة 642م، وبعد ذلك لم ينظروا إلى الوراء قط.

لقد عرف أهل أفغانستان منذ قرون أنه لا يوجد في الإسلام مكان للمعتقدات الخرافية، لأن الإسلام هو عقيدة مبنية على أساس العقل والفكر المستنير. كما كانوا يعرفون لقرون هذا الحديث عن النبي محمد e: عن عبد الله بن مسعود قال: قال رسول الله: «الطيرة شرك» [أحمد وأبو داود، والترمذي، وابن ماجه]، كما قال النبي e: عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ e: «مَنْ رَدَّتْهُ الطِّيَرَةُ مِنْ حَاجَةٍ، فَقَدْ أَشْرَكَ»، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا كَفَّارَةُ ذَلِكَ؟ قَالَ: «أَنْ يَقُولَ أَحَدُهُمْ اللَّهُمَّ لَا خَيْرَ إِلَّا خَيْرُكَ، وَلَا طَيْرَ إِلَّا طَيْرُكَ، وَلَا إِلَهَ غَيْرُكَ».

وبالتالي، فإن إدخال نظام التعليم والثقافة الغربي جعل الجيل الجديد من أهل أفغانستان يجهلون العلم الشرعي والفقه. وزادت هذه الأمية أكثر مع عقود من الحروب المستمرة وتدمير المدارس الإسلامية ونظام المدارس الدينية الذي أنشأته الخلافة أصلا، والذي كان يهدف إلى نقل المعرفة العلمية والدنيوية جنبا إلى جنب مع إعطاء فهم عميق للشريعة والفقه للطلاب. وكانت النتيجة النهائية انقساماً بين العلم الشرعي والعلم الدنيوي، أسفر عن اندثار الفكر والاستنارة، وأنتج مسلمين لديهم الإيمان العاطفي في الإسلام، ولا يملكون تطبيق الحلول الإسلامية على مشاكلهم الناجمة عن الحياة اليومية.

ولذلك فإن الحل لمشاكل النساء في أفغانستان هو التطبيق الكامل لنظام الإسلام، بما في ذلك نظام الحكم والقضاء، والنظام الاجتماعي والاقتصادي جنبا إلى جنب مع السياسة الخارجية وسياسة التعليم الإسلامي. وحدها الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة يمكنها ضمان الحماية الكاملة للنساء والرجال والأطفال في أفغانستان، وحماية حقوقهم. وبناء على ذلك، فإننا ندعو المرأة في أفغانستان للقيام بحمل هذه الدعوة إلى الخلافة والنضال من أجل إقامتها.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عمارة طاهر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı