المشكلة ليست بسبب نظام مركزي أو لا مركزي، بل بسبب غياب دولة الخلافة الراشدة! (مترجم)
المشكلة ليست بسبب نظام مركزي أو لا مركزي، بل بسبب غياب دولة الخلافة الراشدة! (مترجم)

الخبر: فرانز ميشيل سكجولد ميلبين، سفير الاتحاد الأوروبي في أفغانستان، ذكر في مقابلة تلفزيونية: "الكثير من المركزية أضرت بالديمقراطية على المستوى المحلي". وأضاف "كثير من الناس يعتقدون بأن النظام اللامركزي في أفغانستان يمكن أن يعزز الديمقراطية المحلية". بالمثل دانا روراباتشر، عضو الكونجرس الأمريكي، كتبت مقالا في موقع "المصلحة الوطنية" على الإنترنت ذكرت فيه بأن أمريكا يجب أن تقوم بإقرار إعداد أرضية لنظام فيدرالي بدلا من النظام المركزي. وفي الوقت نفسه، نشر مكتب الرئيس التنفيذي لحكومة جون كيري للوحدة الوطنية الدكتور عبد الله عبد الله لوحاته إلى جانب شعارات تصر على "الحاجة لتغيير النظام" في شوارع كابول.

0:00 0:00
Speed:
February 08, 2017

المشكلة ليست بسبب نظام مركزي أو لا مركزي، بل بسبب غياب دولة الخلافة الراشدة! (مترجم)

المشكلة ليست بسبب نظام مركزي أو لا مركزي،

بل بسبب غياب دولة الخلافة الراشدة!

(مترجم)

الخبر:

فرانز ميشيل سكجولد ميلبين، سفير الاتحاد الأوروبي في أفغانستان، ذكر في مقابلة تلفزيونية: "الكثير من المركزية أضرت بالديمقراطية على المستوى المحلي". وأضاف "كثير من الناس يعتقدون بأن النظام اللامركزي في أفغانستان يمكن أن يعزز الديمقراطية المحلية". بالمثل دانا روراباتشر، عضو الكونجرس الأمريكي، كتبت مقالا في موقع "المصلحة الوطنية" على الإنترنت ذكرت فيه بأن أمريكا يجب أن تقوم بإقرار إعداد أرضية لنظام فيدرالي بدلا من النظام المركزي. وفي الوقت نفسه، نشر مكتب الرئيس التنفيذي لحكومة جون كيري للوحدة الوطنية الدكتور عبد الله عبد الله لوحاته إلى جانب شعارات تصر على "الحاجة لتغيير النظام" في شوارع كابول.

التعليق:

ربما كانت تصريحات دانا روراباتشر، وفرانز ميشيل سكجولد ميلبين والرئيس التنفيذي للحكومة التي نصبها جون كيري، تعطي آمالا وهمية للناس على المدى القصير، ولكن على المدى الطويل، فهو سيناريو دموي ينتج عنه حتى تقسيم أفغانستان والمنطقة حتى تعد القوى الاستعمارية الرأي العام ومشاعر الناس لتأمين مصالحهم الخاصة. تقريبا بعد ثلاث سنوات، فإن وصفة جون كيري للمصالحة تحت اسم "حكومة الوحدة الوطنية" لم تنتج أي ثمار بعد، ولكنها زادت الفجوة بين الناس من خلال تعميق الانقسامات القبلية والعرقية واللغوية فيما بينها. يجب على الناس فهم أن جون كيري ولأجل مصلحة بلده الاستراتيجية، طبق نظام حكم غير عملي على شعب أفغانستان لتشكيل حكومة ضعيفة، ومنقسمة ومحتاجة وفي صراع متنامٍ للحفاظ على انقسام المسلمين في أفغانستان على مدى المستقبل الطويل. لذلك، كل لحظة من سلطة حكومة الوحدة الوطنية على الناس هي مثال لبداية أزمة جديدة.

وقد أثبتت هذه الفضيحة الأخيرة من انتخابات الرئاسة الديمقراطية، ووساطة المستعمر جون كيري في ما يتعلق بالخلاف غير الشرعي بين أشرف غاني، والدكتور عبد الله، أثبتت للجمهور بأنهما واجها بعضهما تحت اسم مصالحهم الإثنية والعرقية واللغوية، ولكن في الواقع كان لتأمين مصالح أسيادهم. وكلما توصل أسيادهم إلى اتفاق، حلت الخلافات بينهما بسهولة.

لتأمين مصالح الأسياد، فإنهما حتى اختارا المستعمر جون كيري كوسيط ليحكم بينهما. ومن المعروف أن وساطة الكافر المحتل مليئة دوما بالتفاوت وخيانة الأمة، ولم تكن أبدا لتحقيق رفاهية المسلمين.

ولذلك، من المهم لشعب أفغانستان المسلم المجاهد التعرف على هوية هؤلاء الحكام الدمى والذين من أجل تأمين مصالح أسيادهم، يضعون الاختلافات العرقية أو العنصرية، واللغوية بين المسلمين. ثم تحديد فكرهم وتراجعهم السياسي وضعفهم والذي بدلا من الرجوع إلى القرآن والسنة لحل مشاكلهم، يتوجهون للكافر المحتل والمستعمر، في حين يحظر على المسلمين شرعا اللجوء لحل قضاياهم عن طريق وساطة وحكم الكفار.

من ناحية أخرى، يجب على المسلمين في أفغانستان توسيع رؤيتهم السياسية وفقا لأحكام العقيدة الإسلامية على مستوى الأمة كلها، وحتى على مستوى البشرية كلها لأنهم بعد ذلك سوف يصبحون قادرين على دراسة ماذا جلبت مختلف الأنظمة العلمانية مثل المركزية (الرئاسة)، واللامركزية (الفيدرالية أو البرلمانية)، والملكية والدكتاتورية إلى الأمة الإسلامية؟ وهل حققت السلام والاستقرار والرفاه والأمان أم الحروب والصراعات والأزمات وانعدام الأمن؟ في هذه الحالة من أفضل مثال، هل هي إيران الجمهورية "الإسلامية"، نظام المملكة العربية السعودية، الدكتاتورية في سوريا أم النظام الاتحادي في دولة الإمارات العربية المتحدة لنرى كيف يقودون شؤون شعوبهم، وكيف يتعاملون مع جيرانهم المسلمين؟!

ما إذا كان تطبيق الديمقراطية من خلال نظام مركزي أو لا مركزي، فإنه لا يمكن أن يكون حلا لمشكلات المسلمين القائمة لأن ما يعتقد ويؤمن به المسلمون هو مختلف عن الرأسمالية والديمقراطية. ولذلك، فإن المسلمين لا يثقون في الأنظمة الحاكمة في كل البلاد الإسلامية وكذلك الأنظمة التي تحكمهم لا تهتم بشؤون رعاياها، ولكن بتكلفة دم وثروة وشرف المسلمين يؤمنون مصالحهم الخاصة ومصالح أسيادهم. لذلك، ارتفعوا على أساس العقيدة الإسلامية، وقولوا "لا" للرأسمالية ونظامها الديمقراطي كما قلتم "لا" للاشتراكية ونظامها الشيوعي، ومدوا أيديكم لحزب التحرير لإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة بدلا من هذا النظام المتناقض مع الإسلام، فقد شهدتم عمليا هذا النظام لأكثر من 15 عاما. فهل شعرتم بأي راحة وسلام واستقرار، ورفاه في حياتكم؟ بل حياتكم مهددة بالإرهاب والرعب، والدعارة، والفساد، ومكافحة الشغب، والقتل. إذا لم نعد إلى كتاب الله سبحانه وتعالى، فهذا السيناريو سيصبح أكثر سوءا وخطرا ودموية يوما بعد يوم.

﴿وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سيف الله مستنير

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية أفغانستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı