المشكلة ليست في القضية الكردية!  بل في هيمنة الدول الرأسمالية على بلادنا، ونهب ثرواتها
المشكلة ليست في القضية الكردية!  بل في هيمنة الدول الرأسمالية على بلادنا، ونهب ثرواتها

الخبر: قال أردوغان خلال المؤتمر الثامن لحزب العدالة والتنمية في طرابزون، إن المنظمة الإرهابية وصلت إلى نهاية الطريق، وأضاف: "الصراع والعنف وعدم الاستقرار أصبح من الماضي، وسوف نصل بالتأكيد إلى هدف تركيا خالية من الإرهاب، وفي وئام".

0:00 0:00
Speed:
January 17, 2025

المشكلة ليست في القضية الكردية! بل في هيمنة الدول الرأسمالية على بلادنا، ونهب ثرواتها

المشكلة ليست في القضية الكردية!

بل في هيمنة الدول الرأسمالية على بلادنا، ونهب ثرواتها

(مترجم)

الخبر:

قال أردوغان خلال المؤتمر الثامن لحزب العدالة والتنمية في طرابزون، إن المنظمة الإرهابية وصلت إلى نهاية الطريق، وأضاف: "الصراع والعنف وعدم الاستقرار أصبح من الماضي، وسوف نصل بالتأكيد إلى هدف تركيا خالية من الإرهاب، وفي وئام".

التعليق:

إن خطاب أردوغان حول تركيا الخالية من الإرهاب لم يلق أي استجابة. فعلى مدى عقود من الزمان، كانت العديد من الحكومات تتعهد بإنهاء الإرهاب، ورغم أنها استخدمت أحياناً وسائل ديمقراطية وأحياناً أخرى أساليب عسكرية، إلا أنها لم تحقق أي نجاح جدي.

فلماذا إذن لم يتم حل هذه المشكلة حتى الآن على الرغم من مرور 67 حكومة على تركيا الحالية، وتجربة النظام البرلماني والنظام الرئاسي؟ هناك عوامل رئيسية عدة وراء ذلك منها:

1- أن النظام الديمقراطي العلماني، الذي ينتج كل المشاكل والأزمات، لا يزال قيد التطبيق.

2- استمرار الصداقة والاتفاقيات السياسية والاستراتيجية الثنائية مع كافة الدول الغربية وخاصة أمريكا الاستعمارية الكافرة التي تمول الإرهاب.

3- انتشار السفارات وأجهزة الاستخبارات الأجنبية التي هي بؤر للإرهاب في البلاد.

4- وجود قواعد عسكرية للدول الأجنبية مفتوحة في البلاد.

5- تحول حكام المسلمين إلى بيادق بيد المستعمرين رهنوا إرادتهم لهم.

لكل هذه الأسباب فإنه من المستحيل وضع حدّ للإرهاب في تركيا أو غيرها من البلاد الإسلامية وتحقيق الاستقرار فيها.

وإذا كان الأمر كذلك فما هي الخطوات التي يجب اتخاذها لوضع حدّ للإرهاب؟

1- أولاً وقبل كل شيء لا بد من إلقاء النظام الرأسمالي العلماني الذي هو مصدر كل الأزمات ويسبب عدم استقرار البلاد وهو نظام الكفار الاستعماريين، إلقائه في واد سحيق لأنه يعطي الكفار المستعمرين الفرصة لاستغلال واحتلال البلدان، وإحداث أزمات سياسية واقتصادية فيها. وفي الوقت نفسه، يمنع إعادة توحيد الأمة بنشر أفكار سامة مثل القومية والمدنية والقبلية. لذلك، من الضروري التخلص من هذه الأفكار السامة الخطيرة في أقرب وقت ممكن وإعادة الأفكار الإسلامية إلى الأمة.

2- يجب إغلاق القواعد العسكرية والسفارات وفروع وحدات الاستخبارات الأجنبية التي تغذي الإرهاب وتشكله، على الفور.

3- يجب تمزيق المعاهدات مع الدول الاستعمارية. في الواقع، لا تزال العلاقات الودية مع الولايات المتحدة، التي دعمت منظمة وحدات حماية الشعب التابعة لحزب الاتحاد الديمقراطي الإرهابية لسنوات وزودتها وما زالت بأطنان من الذخيرة العسكرية.

4- الحلّ الأهم والأكثر جذرية هو إيجاد رأي عام قوي داخل الأمة لإقامة دولة الخلافة في أقرب وقت ممكن، والتي ستعالج هذه المشاكل وأمثالها وتحلها بطريقة صحيحة وسليمة.

في القرن الأخير من عمر الأمة الإسلامية لم يكن هناك نقص في الأزمات والإرهاب في قاموس الأمة. ولكن قبل قرن من الزمان، عندما كانت خلافتنا قائمة، كان العرب والفرس والأتراك والأكراد والبوسنيون والشركس يعيشون دائماً حياة آمنة وعادلة وسعيدة في أخوة. ولم يكن أحد قادراً حتى على زرع الفتنة بينهم. ولكن عندما هدمت خلافتنا ورُسمت حدود مصطنعة بين الإخوة، نجحت الدول الاستعمارية في إدخال أفكار غير إسلامية إلى هذه البلاد من خلال أجهزتها في المنطقة، وحينها تمكنت من تمزيق الأمة وتفريقها.

عندما كانت خلافتنا قائمة كان الأكراد وغيرهم من الجماعات جزءاً أساسياً من الأمة. واليوم بشكل خاص، يجب على أولئك الذين يقولون إن هناك قضية كردية، والذين يقولون إن الأكراد لم يُعطَوْا حقوقهم، والذين يقولون إن هناك إرهاباً، أن ينظروا معاً إلى التاريخ المجيد للإسلام! إن المسلمين الأكراد على وجه الخصوص لم يقاتلوا الدولة أبداً في عهد الخلافة العثمانية، ولم يتخلّوا عن طاعتها، ولم يخطر ببالهم حتى إقامة دولة منفصلة، ​​ناهيك عن الانفصال عنها.

في الواقع، نشأت القضية المعروفة بالمشكلة الكردية مع نشأة الجمهورية، واستمرت كإرث مرير لها. بينما في الخلافة العثمانية لم تكن هناك مشكلة أو مفهوم من هذا القبيل. في الواقع، كان الكفار الاستعماريون وأجهزتهم المفيدة لهم هم الذين أثاروا هذه المشكلة سياسياً دائماً لتحقيق مصالحهم وشؤونهم وتعزيز هيمنتهم، لأنّ هذه الدول الكافرة هي مصدر المتاعب.

لذلك فإن المشكلة ليست الأكراد، بل إن المشكلة الحقيقية هي في هيمنة الدول الرأسمالية الاستعمارية على بلادنا ونهب ثرواتها.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

يلماز شيلك

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı