المسجد الأقصى لا ينصر بطابور الصباح المدرسي... بل بالجيوش التي تملك الاستطاعة والقدرة
المسجد الأقصى لا ينصر بطابور الصباح المدرسي... بل بالجيوش التي تملك الاستطاعة والقدرة

الخبر:   أصدر فرح مصطفى عبد الله، وزير التربية والتعليم بولاية الخرطوم، توجيهاً لإدارات التعليم الثانوي والأساس؛ الحكومي، والأهلي، بتخصيص طابور الصباح والحصة الأولى ليوم واحد (الأحد 2017/12/10م)، للحديث عن القدس في كل مدارس الولاية، وجاء التعميم تنفيذا لتوجيهات نائب رئيس الجمهورية، حسبو محمد عبد الرحمن، ووالي الخرطوم عبد الرحيم محمد حسين المتعلقة بهذا الأمر. (2017/12/9 سونا).

0:00 0:00
Speed:
December 13, 2017

المسجد الأقصى لا ينصر بطابور الصباح المدرسي... بل بالجيوش التي تملك الاستطاعة والقدرة

المسجد الأقصى لا ينصر بطابور الصباح المدرسي...

بل بالجيوش التي تملك الاستطاعة والقدرة

الخبر:

أصدر فرح مصطفى عبد الله، وزير التربية والتعليم بولاية الخرطوم، توجيهاً لإدارات التعليم الثانوي والأساس؛ الحكومي، والأهلي، بتخصيص طابور الصباح والحصة الأولى ليوم واحد (الأحد 2017/12/10م)، للحديث عن القدس في كل مدارس الولاية، وجاء التعميم تنفيذا لتوجيهات نائب رئيس الجمهورية، حسبو محمد عبد الرحمن، ووالي الخرطوم عبد الرحيم محمد حسين المتعلقة بهذا الأمر. (2017/12/9 سونا).

التعليق:

هل هكذا نكون قد انتصرنا للقدس؛ أولى القبلتين، وثالث الحرمين الشريفين، ومسرى الرسول rومعراجه إلى السماء؟! وهل هكذا نكون قد نصرنا أهلها؟! وهل هكذا يكون موقف الدول؟! إليكم البيان، انطلاقاً من حديث أبي سعيد الخدري رضي الله عنه قال: سمعت رَسُولَ اللَّهِ r يقول: «مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بيده فَإِنْ لم يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لم يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أَضْعَفُ الإِيمَانِ» فإن احتلال الأقصى منكر يجب إزالته بدك حصون يهود وتحريره منهم، يقول الإمام ابن تيمية: إن إنكار المنكر واجب على كل مسلم قادر، وهو فرض على الكفاية، ويصير فرض عين على القادر الذي لم يقم به غيره، والقدرة: هي السلطان، فالسلطان أقدر من غيره، وعليه من الوجوب ما ليس على غيره، فإن مناط الوجوب هو القدرة، فيجب على كل إنسان بحسب قدرته، واستدل بقوله تعالى ﴿فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ﴾.

وبما أن الدولة لها جيش خاض غمار الحروب الداخلية والخارجية، وجاب البلاد جنوبا وشرقا وغربا، ويشارك في حرب اليمن، ويهدد قادته بالفتك بكل من تسول له نفسه مخالفتهم، فإنه يمتلك القدرة والاستطاعة، فوجب عليه ما ليس على غيره لأن مناط الوجوب هو القدرة، فالواجب على الوزير كوزير دولة ليس حصة يتباكى فيها الطلاب والمعلمون على اغتصاب الأقصى المبارك، وسائر فلسطين، بل الواجب أن تبادر الدولة بتسيير الجيوش مباشرة للقدس، وأن تفتح هذه الحدود الوهمية التي وضعها المستعمر حتى يتوافد المجاهدون للانضمام لقتال ألد أعداء الله، وسنرى من يشري نفسه ابتغاء مرضاة الله، يجاهد بنفسه وماله ممنيا نفسه بإحدى الحسنيين.

إننا نعلم أن وزراء دويلات سايكس - بيكو، لن يقوموا بذلك، وأن من يقوم به هم قوم أولو بأس شديد، ليس لحرب المسلمين والمستضعفين، بل لحرب الكفار أعداء الله، ليرضوا ربهم سبحانه وتعالى، ولا يسعون للدعاية والإعلان لنصرة الأقصى بأعمال لا ترقى لمستوى نصرة الأرض المقدسة، ولكن نذكر بأن الواجب تجاه هذه القضية هو واجب أوجبه الله كما أوجب الصلاة والصوم ويستبشر به المخلصون لعلمهم بفضله ودنو أجله. خاصة أن وجود يهود في الأرض المباركة وتجمعهم فيها، هو علامة من علامات نهاية كيان يهود، وعلامة من علامات ظهور القوم الذين يحررون المسجد بالقوة، فالله أذن ليهود أن يعيشوا في الشتات، فإذا اقترب الوعد الحق جاء بهم من كل مكان تحقيقا لوعده وكان وعد الله مفعولا كما أشار إليه القرآن: ﴿وَقُلْنَا مِنْ بَعْدِهِ لِبَنِي إِسْرَائِيلَ اسْكُنُوا الأَرْضَ فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الآخِرَةِ جِئْنَا بِكُمْ لَفِيفًا﴾ [الإسراء: 104]. وهذا القرآن وحي من الله، ينطق بالحق وبالصدق يقول.

يقول تعالى: ﴿فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ الآخِرَةِ لِيَسُوءُوا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْبِيرًا + عَسَى رَبُّكُمْ أَنْ يَرْحَمَكُمْ وَإِنْ عُدْتُمْ عُدْنَا وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ حَصِيرًا﴾، أي بمعنى أنه في وعد المرة الأخيرة لفساد يهود وهي المرحلة المعاصرة يبعث الله عبادا يقتلونهم ويأسرونهم ويحصل لهم ما لم يحصل في المرات السابقة، وسيدخل هؤلاء العباد المسجد الأقصى كما دخلوه أول مرة. وذلك جزاء لما فعله يهود في شعب فلسطين، الذين اغتصبوا أرضهم وقتلوا رجالهم، ونساءهم، وأطفالهم، وشردوا أهلهم، واستباحوا أعراضهم، ودمروا ديارهم. نعم إن عودة يهود إلى فلسطين وبناء المستوطنات هو مؤشر لتحقيق وعد الله الذي لا يخلف وعده، ولقدر قد كتب لهم في علمه فإن السلام لا يتحقق نتيجة المفاوضات، وهو كذلك بمثابة الهدوء الذي يسبق العاصفة، وينذر بحدوث حروب قادمة لا تبقي ولا تذر.

والقدس و(المسجد الأقصى) في هذه المعادلة محكومة بوعد إلهي، فهي لا تستعاد بحصة وطابور صباح، ولا بغيرها من العبث، وستظل تحت الاحتلال إلى أن نتحرر من هذه الدويلات القائمة في بلاد المسلمين، وتوحد الأمة في دولة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة، منتجة الرجال الأقوياء في فهمهم للإسلام، وفي شخصياتهم الإسلامية الفذة، رجالاً يتم على أيديهم تحرير الأقصى، ويسوؤون وجوه يهود ويفكون أسر المسجد الأقصى بجيش الخلافة، ويا بشرى المستبشرين بوعد الله يومئذ.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

غادة عبد الجبار (أم أواب)

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı