المسلمون من قازان إلى حلب يحتاجون إلى الخلافة! (مترجم)
المسلمون من قازان إلى حلب يحتاجون إلى الخلافة! (مترجم)

الخبر: ذكرت وكالة أنباء إنترفاكس في 18 من تشرين الأول/ أكتوبر: قال شويغو في مؤتمر صحفي عبر الهاتف: "اليوم ابتداء من الساعة 10:00 صباحا ستوقف القوات الجوية الروسية والسورية الضربات الجوية في حلب. والإنهاء المبكر للضربات الجوية ضروري لإدخال المساعدات الإنسانية في الـ20 من تشرين الأول/أكتوبر"، ووفقا للوزير فإن الإنهاء المبكر للضربات الجوية "سيضمن ممرا آمنا للمدنيين في الممرات الستة وسيعد المرضى والجرحى للانسحاب من الجزء الشرقي من حلب".

0:00 0:00
Speed:
October 23, 2016

المسلمون من قازان إلى حلب يحتاجون إلى الخلافة! (مترجم)

المسلمون من قازان إلى حلب يحتاجون إلى الخلافة!

(مترجم)

الخبر:

ذكرت وكالة أنباء إنترفاكس في 18 من تشرين الأول/ أكتوبر: قال شويغو في مؤتمر صحفي عبر الهاتف: "اليوم ابتداء من الساعة 10:00 صباحا ستوقف القوات الجوية الروسية والسورية الضربات الجوية في حلب. والإنهاء المبكر للضربات الجوية ضروري لإدخال المساعدات الإنسانية في الـ20 من تشرين الأول/أكتوبر"، ووفقا للوزير فإن الإنهاء المبكر للضربات الجوية "سيضمن ممرا آمنا للمدنيين في الممرات الستة وسيعد المرضى والجرحى للانسحاب من الجزء الشرقي من حلب".

التعليق:

الأحداث الأخيرة في الشام وخاصة في حلب، تذكرنا بأحداث خانات قازان المؤسفة في القرن الخامس عشر. حيث فقدت الأمة الإسلامية واحدة من أكثر المدن ذات الأهمية الاستراتيجية - قازان. ففي تشرين الأول/ أكتوبر 1552م اقتحم المدينة جيش إيفان الرهيب ذو 150،000 جندي، والتي دافعت لمدة 41 يوما. حيث قصفت جدران الحماية وأبراج المدينة بأحدث التقنيات العسكرية. وكانت المدينة تحت نيران كثيفة من مدافع كبيرة، مصممة خصيصا لهذه المعركة.

ووفقا لمصادر مختلفة فإن ما بين 20-30 ألف جندي دافعوا عن قازان. كان الإمام كول شريف العالم الشهير في ذلك الوقت واحدا من قادة الدفاع عن قازان، والذي مع أتباعه المتحدين في وحدة عسكرية خاصة تسمى "فوج"، والمؤلفة من دراويش شابة وصوفية، دافع عن التصعيد في مبنى المدرسة. حيث دفعه الكفار إلى السطح وقاموا بطعنه وإسقاطه. وتم إنهاء حياة شخصية بارزة من شخصيات عصر خانات قازان بشكل مأساوي.

قازان نهبت تماما وتم تدميرها. لم يترك حجر من المسجد المركزي في مكانه. تم قتل جميع المدافعين في معركة غير متكافئة. القيصر إيفان الرهيب أمر بقتل جميع الرجال المتبقين، واتخاذ النساء والأطفال كعبيد. ووفقا للعرف في ذلك الوقت أُعطيت المدينة إلى الجنود لنهبها لمدة ثلاثة أيام. قام الغزاة الكفار ببقر بطون النساء الحوامل وذبح الشيوخ والأطفال، وتم إغراق الرجال في نهر الفولغا حتى يعرف العالم كله عن هذا، ويخافوا من روسيا.

يمكننا أن نرى أن التاريخ يعيد نفسه، لكن الآن في الشام. حيث إن القيصر الروسي الآخر بوتين يحاصر مدينة مسلمة أخرى في حلب. في حين إن فرقة خانات المسلمين، الذين تركوا مسلمي قازان وحدهم مع الغزاة الكفار، ساهم في انتصار الكافرين. واليوم، هذه الفرقة من الجماعات الإسلامية والحكام الفاسدين، تسمح للكفار بقصف المدن السورية، وحلب على وجه الخصوص.

بوتين الذي سلح جيشه بأحدث التقنيات العسكرية، بموجب موافقة أصدقائه في الغرب يقصف حلب، لا يدخر مدنيين في المدينة: من نساء وكبار في السن وأطفال. أنباء القصف والقتل والجرح تنتشر كل يوم في جميع أنحاء العالم. وأخيرا، إذا كان سيتم الاستيلاء على المدينة من قبل الكفار المستعمرين، فالتاريخ سوف يعيد نفسه، كما حدث بالفعل في العراق وأفغانستان وبلاد إسلامية أخرى. بعد كل شيء، فإنه ليس سرًا أن الغرض من الإبادة الجسدية للمسلمين من سوريا، هو إجبار الناس على التخلي عن مشروع إحياء دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

الأمة من حلب إلى قازان، بحاجة إلى توحيد جميع الجماعات المتفرقة على أراضي سوريا وحول العالم. ويظهر التاريخ أنه عندما تعرض المسلمون للهجوم على يد المغول، فإنهم فقط عندما اتحدوا تمكنوا من صد جحافل المشركين البرية. وبعد، عندما توحد المسلمون ضد الصليبيين بقيادة صلاح الدين، حقق المسلمون نصرا وتحريرا لأراضي المسلمين من الغزاة.

ونحن، الأمة الإسلامية، كالجسد الواحد، كما قال حبيبنا النبي محمد e: «الْمُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِ كَالْبُنْيَانِ يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضًا» (صحيح بخاري، صحيح مسلم). والله عز وجل يقول في كتابه الكريم: ﴿وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ﴾.

يا شرفاء أبناء الأمة الإسلامية! يا مجاهدي الثورة المباركة الشجعان! سارعوا لنبذ كل الخلافات بينكم واتحدوا لتحرير الشام من المستعمرين الكفار وأتباعهم في مواجهة الحكام الفاسدين. عجلوا واتحدوا حول مشروع حزب التحرير لاستئناف الحياة الإسلامية. عسى أن يوفقنا الله سبحانه وتعالى!

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إلدر خمزين

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı