المؤسسة الإعلامية اليوم ليست إلا أداة من أدوات القوى العالمية الشريرة
المؤسسة الإعلامية اليوم ليست إلا أداة من أدوات القوى العالمية الشريرة

نشرت محطة (60 Minutes Australia) الأسترالية تقريراً جاء فيه: "إن مقتل المدنيين الأبرياء أمر مفجع، وتدمير المدن والقرى أمر مروع! إن ما يحدث في غزة، في أعقاب الهجوم القاتل الذي قامت به حماس في (إسرائيل) في تشرين الأول/أكتوبر الماضي، يشكل كارثة تعمل على زعزعة استقرار العالم أجمع". في أستراليا، ظلّت الاحتجاجات المنظمة الداعمة لطرفي الصراع سلمية في معظمها حتى الآن،

0:00 0:00
Speed:
June 28, 2024

المؤسسة الإعلامية اليوم ليست إلا أداة من أدوات القوى العالمية الشريرة

المؤسسة الإعلامية اليوم ليست إلا أداة من أدوات القوى العالمية الشريرة

الخبر:

نشرت محطة (60 Minutes Australia) الأسترالية تقريراً جاء فيه: "إن مقتل المدنيين الأبرياء أمر مفجع، وتدمير المدن والقرى أمر مروع! إن ما يحدث في غزة، في أعقاب الهجوم القاتل الذي قامت به حماس في (إسرائيل) في تشرين الأول/أكتوبر الماضي، يشكل كارثة تعمل على زعزعة استقرار العالم أجمع". في أستراليا، ظلّت الاحتجاجات المنظمة الداعمة لطرفي الصراع سلمية في معظمها حتى الآن، ولكن في تحقيق مشترك مع (The Sydney Morning Herald) و(The Age)، كشف برنامج 60 دقيقة عن "أدلة مثيرة للقلق تشير إلى أن كل هذا يمكن أن يتغير، حيث اخترقت إحدى الجماعات الإسلامية (حزب التحرير) ذات وجهة النظر المتطرفة مسيراتٍ طلابية في جامعات أستراليا"، كما قال نيك ماكنزي: "إن لدى الجماعة أجندة خفية شريرة للغاية".

التعليق:

على الرغم من أنه يُطلق على الإعلام (السلطة الرابعة)، في دلالة على حياديته ومبدئيته كالسلطة القضائية مثلاً، إلا أن الجرائم التي اقترفتها دولة يهود في غزة وعموم الأرض المباركة فلسطين، كانت كفيلة بفضح هذا الشعار، وكشف حقيقة الإعلام والإعلاميين، ليتجلى أنه لا سلطة إلا لسلطة القوة المتمثلة بالقوى الدولية وأذرعها في العالم، ومنها بلاد المسلمين، من حكام وأنظمة ومؤسسات إعلامية.

على الرغم من أن الإعلام في الغرب، وكذلك في أستراليا، يدّعي الحيادية والمهنية، إلا أن أحداث غزة بيّنت للعامة أن هؤلاء الإعلاميين لا يتعدون أن يكونوا أبواقاً مأجورة لأصحاب اللوبيات الصهيونية والصليبية والرأسمالية، الذين لا يقيمون اعتباراً لأي قيمة، ولا همّ لديهم سوى خدمة مصالحهم المادية، ولو كان ذلك - بل هو حصراً - على حساب الشعوب المقهورة والمستعبدة، في الغرب والشرق، بل لا يشعرون بنشوة الدوبامين في الدم إلا بارتشاف دماء الأبرياء في العالم، وخصوصاً دماء المسلمين، أطفالاً ونساء ورجالاً!

إن كذب قناة (60 Minutes Australia) وتضليلها ليس هو الأول أو الأخير، فهي تبدأ تقاريرها بكلمات يبدو عليها الحياد، حتى تتمكن بطريقة التدليس من تسوية الضحية بالجلاد، فيهون على المتابع لمجازر دولة يهود ما يشاهده عبر شاشات التلفاز ووسائل التواصل الإلكتروني، وبعد مقدمتهم البسيطة يبدأون برنامجهم المقصود، فيقومون باستغلال أجواء الإسلاموفوبيا التي أوجدها الإعلام نفسه بالتبرير ثم الاعتذار للجزار وجرائمه ووضع كل أشكال اللوم على الضحية والضعفاء، حتى وصل بهم الحال إلى اتهام كل من ينكر على دولة يهود جرائمها ووصفه بالإرهاب أو بصاحب "أجندة خفية وشريرة"، طبعا دونما ذكر لهذه الأجندة الخفية الشريرة، فهم يعلمون جيداً أنهم إن أفصحوا عن هذه الأجندة - التي في حقيقتها معلنة من قبل المنتصرين للضعفاء والمستضعفين - فإن أمرهم سينفضح، وسيتضح للمشاهدين أن الأجندة التي يتكلمون عليها نبيلة وعظيمة ومن وحي السماء.

بعد مرور أكثر من أربعة عشر قرناً، لم تتمكن عقلية الشيطان من ابتداع كذب جديد بعيد عن الافتراء الذي افترته جاهلية العرب حين كذبوا على رسول الله ﷺ واتهموه بالكذب والسحر دون دليل؛ بل كان ذلك بعكس ما كان يُعرف عنه النّبي ﷺ من الصدق والأمانة. كذلك حال حزب التحرير مع جاهلية الغرب، فالحزب ليس مجهول الفكر أو الطريقة أو الغاية، بل هو صادح بها على الملأ، ويدعو الناس لها صباح مساء بالحكمة والموعظة الحسنة والجدال بالتي هي أحسن، والقائمون على القناة والبرنامج وغيرهم من الإعلاميين يعلمون ذلك جيداً، ومع ذلك يدّعون بأن أجندة الحزب خفية، بل وشريرة، في افتراء فاضح على الحزب، الذي يحمل الإسلام الدين الذي ارتضاه الله للناس كافة.

إن الإفلاس الفكري للغرب "المتحضر" وواجهته الإعلامية هو الذي يدفعه للافتراء على حملة رسالة الإسلام العظيم، فهم أعجز عن محاججته ومناظرته وتحدّيه فكرياً وعقلياً، وعلمهم بذلك يقينا هو الذي يلجئهم إلى الكذب والافتراء الصريحين.

إن مسألة نصرة الله سبحانه وتعالى لدينه وحملة رسالته مسألة وقت، وحينها ستحاكم الشعوب الشرقية، ومن قبلها الغربية، الإعلام الكاذب، وسينقلب السحر على الساحر، فتزداد ثقة الواعين على الواقع وعلى حقيقة الإسلام، فيدخل الناس في دين الله أفواجاً، وما على حملة هذه الرسالة النبيلة والدين العظيم إلا الصبر والمضي قدما في هذه الطريق حتى يظهر الله دينه على الدين كله ولو كره المشركون.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

بلال المهاجر – ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı