الموازنة داخل الحكومات الرأسمالية لا تحلّ عبء ارتفاع تكلفة حياة الإنسان العادي (مترجم)
الموازنة داخل الحكومات الرأسمالية لا تحلّ عبء ارتفاع تكلفة حياة الإنسان العادي (مترجم)

الخبر: يوم الخميس 30 آذار/مارس 2017، قرأ وزير الخزانة هنري روتيتش خطاب الميزانية للسنة المالية 2017-2018، وهو خروج عن تاريخ حزيران/يونيو التقليدي عندما يتم تقديم البيان إلى المشرعين. وبما أن الحكومة تفتح الخزائن لميزانيات 2017-2018 في غضون ثلاثة أشهر، فإن تركيز الكينيين سيكون عن كيف ستجعل ميزانيتها 2.6 تريليون دولار حياتهم على نحو أفضل. وقال هنرى روتيتش أمس إن الميزانية التي هي عنوان "خلق فرص عمل وتوفير حياة أفضل لجميع الكينيين" ستشهد استثمارا للبلاد في تسريع خلق فرص العمل وخاصة للشباب.

0:00 0:00
Speed:
April 04, 2017

الموازنة داخل الحكومات الرأسمالية لا تحلّ عبء ارتفاع تكلفة حياة الإنسان العادي (مترجم)

الموازنة داخل الحكومات الرأسمالية لا تحلّ عبء ارتفاع تكلفة حياة الإنسان العادي

(مترجم)

الخبر:

يوم الخميس 30 آذار/مارس 2017، قرأ وزير الخزانة هنري روتيتش خطاب الميزانية للسنة المالية 2017-2018، وهو خروج عن تاريخ حزيران/يونيو التقليدي عندما يتم تقديم البيان إلى المشرعين. وبما أن الحكومة تفتح الخزائن لميزانيات 2017-2018 في غضون ثلاثة أشهر، فإن تركيز الكينيين سيكون عن كيف ستجعل ميزانيتها 2.6 تريليون دولار حياتهم على نحو أفضل. وقال هنرى روتيتش أمس إن الميزانية التي هي عنوان "خلق فرص عمل وتوفير حياة أفضل لجميع الكينيين" ستشهد استثمارا للبلاد في تسريع خلق فرص العمل وخاصة للشباب.

التعليق:

قراءة ميزانية 2018/2017 للبرلمان مثل السنوات الأخرى ارتفعت تاركة الشخص العادي يتساءل عن الأسباب التي سببت الارتفاع بنسب كبيرة. من 1.2 تريليون شلن كيني في السنة المالية 2013/2012 إلى 2.2 تريليون شلن كيني في 2018/2017 وهو أكثر من مرتين في غضون 5 سنوات فقط.

وباعتباره عاما انتخابيا، فإن البرلمانيين يدفعون نحو 40.2 مليار شلن كيني، يودعونها للمقترح الذي يتعارض مع اقتراح الخزينة الوطنية بإعطاء المشرعين 36 مليارا. وهناك أيضا مخاوف من أن أعضاء مجلس مقاطعة (مكاس) قد دفعوا للحصول على حزمة الإقلاع. وتسببت الرواتب والبدلات المتزايدة من السياسيين جزئيا في مطالبات الأجور غير المستدامة من قبل الكوادر الأخرى في القطاع العام. وشارك الأطباء والممرضات والمحاضرين والمعلمين في السنة المالية الحالية في الإضرابات كما دعوا إلى رفع الرواتب. على الطرف المتلقي كان الكيني العادي الذي ذهب دون خدمة من المجموعة نفسها التي تأخذ نصف أمواله ضرائب. وهذا يزيد من فاتورة الأجور الحكومية التي تبلغ أكثر من 75 في المائة من الميزانية الإجمالية.

ومع ارتفاع أسعار المواد الغذائية رقما قياسيا، عانى اقتصاد البلاد من ديون بقيمة 3.8 تريليون شلن، وعددا من الوعود التي سبقت الانتخابات لم يُستجب لها بعد، إذ أوضح وزير الخزانة هنري روتيتش كيف تعتزم الحكومة إنفاق ضرائبها في الفترة التي سبقت استطلاع 8 آب/أغسطس. ويكافح الملايين من الكينيين لتغطية نفقاتهم، والعثور على وظائف، ودعم أسرهم، وسوف يتعمقون الآن في جيوبهم لزيادة الضرائب بقيمة 1.77 تريليون شلن، أي أكثر من ضعف ما قدموه في عام 2013 (847 مليار شلن). وعلى الرغم من أن نصف هذه الضرائب تقريبا ستستخدم للدفع لـ 700.000 كيني والذين يشكلون أقل من 2 في المائة من سكان البلد.

وأعلى مظالم التظلمات في هذه الميزانية هو 1.7 تريليون شلن كيني التي من المفترض أن تقلص من دافعي الضرائب الذين لم يزد دخلهم الصافي لسنوات مليئة بالتضخم وفقدان الدخل بسبب التخفيضات والإفلاس في الشركات، فقط لتمويل المجالات التي يمكن تجنبها في الميزانية مثل الإيداع والمعاشات التقاعدية. وسيتم اقتراض العجز في الميزانية كالمعتاد والذي سيزيد من الميزانية الوطنية إلى 3 تريليون شلن كيني، والذي سيتعين دفعه أيضا من قبل دافعي الضرائب. هذه المشكلة والعديد من المشاكل التي نواجهها كأمة وكجنس بشري لا يرجع إلى شيء سوى اختراعنا للقوانين التي تعارض الخالق العليم الخبير بهذا العالم أكثر مما نقوم به.

هذه القراءة من الميزانية ليست سوى سلفية سياسية تهدف إلى خداع الجمهور الذي لا يزال يعاني من الآلام الشديدة بما في ذلك المجاعة والمرض وانهيار الاقتصاد. فالميزانية مثل أي ميزانية أخرى داخل الحكومات الرأسمالية لا تحل عادة عبء ارتفاع تكلفة حياة الإنسان العادي. وستستمر الأزمة الاقتصادية المتجذرة التي تؤثر على الجماهير منذ التزام الحكومة بالإخلاص والولاء للنظام الاقتصادي الرأسمالي الفاسد. ولذلك لا ينبغي لنا أن نتوقع أي تحسن اقتصادي يستند إلى قراءة الميزانيات طالما أن كينيا ملتزمة بالرأسمالية الغربية.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

بكاري محمد

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في كينيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı