النائبة الأمريكية إلهان عمر تطلب معاقبة بروناي بسبب قانونها لمكافحة المثلية الجنسية ما هو التسامح وما هو عدمه؟ (مترجم)
النائبة الأمريكية إلهان عمر تطلب معاقبة بروناي بسبب قانونها لمكافحة المثلية الجنسية ما هو التسامح وما هو عدمه؟ (مترجم)

الخبر:   قدمت النائبة الأمريكية إلهان عمر (الديمقراطية عن ولاية مينيسوتا) هذا الأسبوع مشروع قانون يحظر على أي مسؤول في حكومة بروناي فرَض قانون العقوبات "الوحشي" في البلاد، من التعامل مع أمريكا. سيمنع قانون بروناي لحقوق الإنسان أي مسؤول متورط في تنفيذ قوانين بروناي من السفر إلى أمريكا أو مزاولة الأعمال معها، كما يتطلب تقارير إلى الكونغرس حول كيفية تأثير قانون العقوبات على اللاجئين الذين فروا من البلاد. وسيطبق مشروع القانون العقوبات بموجب قانون غلوبال ماجنيتسكي للمحاسبة على حقوق الإنسان، والذي يجيز فرض عقوبات من الحكومة الأمريكية على منتهكي حقوق الإنسان. ...

0:00 0:00
Speed:
June 02, 2019

النائبة الأمريكية إلهان عمر تطلب معاقبة بروناي بسبب قانونها لمكافحة المثلية الجنسية ما هو التسامح وما هو عدمه؟ (مترجم)

النائبة الأمريكية إلهان عمر تطلب معاقبة بروناي بسبب قانونها لمكافحة المثلية الجنسية

ما هو التسامح وما هو عدمه؟

(مترجم)

الخبر:

قدمت النائبة الأمريكية إلهان عمر (الديمقراطية عن ولاية مينيسوتا) هذا الأسبوع مشروع قانون يحظر على أي مسؤول في حكومة بروناي فرَض قانون العقوبات "الوحشي" في البلاد، من التعامل مع أمريكا.

سيمنع قانون بروناي لحقوق الإنسان أي مسؤول متورط في تنفيذ قوانين بروناي من السفر إلى أمريكا أو مزاولة الأعمال معها، كما يتطلب تقارير إلى الكونغرس حول كيفية تأثير قانون العقوبات على اللاجئين الذين فروا من البلاد. وسيطبق مشروع القانون العقوبات بموجب قانون غلوبال ماجنيتسكي للمحاسبة على حقوق الإنسان، والذي يجيز فرض عقوبات من الحكومة الأمريكية على منتهكي حقوق الإنسان.

وقالت عمر: "هذه القوانين هي أمر لا لبس فيه بالنسبة لقيمنا كبشر، ويجب إدانتها بأقوى العبارات الممكنة". "ستنتهك القوانين الجديدة حقوق الإنسان للنساء والأطفال والمجتمع. تتعارض هذه الوحشية مع القيم العالمية لاحترام حقوق الإنسان وحرية الناس في العبادة والمحبة مهما اختاروا. على أمريكا واجب الحماية من هذا التجاهل الصارخ للإنسانية وانتهاك الحقوق الأساسية أينما رأينا". (ذا هيل، 10 أيار/مايو 2019)

التعليق:

قالت عمر "إن هذه القوانين تشكل تحريماً لقيمنا كبشر، ويجب إدانتها بأقوى العبارات الممكنة". "ستنتهك القوانين الجديدة حقوق الإنسان للنساء والأطفال والمجتمع. تتعارض هذه الوحشية مع القيم العالمية لاحترام حقوق الإنسان وحرية الناس في العبادة والمحبة مهما اختاروا".

إنها كلمات ثقيلة ينطق بها مسلم!

ماذا تعارض كمسلمة، وغيرها من الناشطين المسلمين وخاصة في الدول الغربية؟ الحكم الإسلامي أم قيادة الخالق؟ إن هذا التعليق لا يناقش بروناي كدولة لا تنفذ أو لا تطبق الشريعة أو الحدود الشرعية، حيث لا يوجد بلد في العالم يطبق الإسلام كنظام في حكومته أو مجتمعه. بل يركز هذا التعليق على مدى استعداد المسلمين للقضاء على أحكام الشريعة، حكم الله سبحانه وتعالى. يتم ذلك تحت مظلة الدفاع عن حقوق الإنسان للجميع واحتضان أنفسهم والاعتراف بذوي الميول الجنسية المثلية والثنائية والمتحولين جنسياً كأقلية في المجتمع ممن يحتاجون إلى التحالف من المجتمع في البلاد الإسلامية. هنا يتم دفع مفهوم التسامح ليشمل ما هو حرام واضح ومواجهة رد فعل عنيف من المجتمع الغربي مع الناشطين المسلمين في المقدمة.

ما هو التسامح؟ ما الذي يمكن أو لا يمكن قبوله تحت مفهوم التسامح؟

متى يجب على المسلم حشد الدعم للتضامن مع الأقلية والاعتراف باضطهادهم وتمييزهم، وإلى أي مدى؟ هل تسويق العقيدة الإسلامية للشخص في صورة مخففة فقط ليتم قبولها من نظام الكفر ومجتمع الكفر الذي يتم ضخه باستمرار مع رهاب الإسلام من خلال وسائل الإعلام؟ أم هي لكسب الأصوات الشعبية في مختلف الهيئات الحكومية؟

ما كان من قبلُ من المحرمات بسبب شدة وضوح الخطيئة والشذوذ الجنسي فيه، الآن أصبح لدينا مسلمون يعترفون صراحةً بأن مثليي الجنس والمتحولين جنسياً يتمتعون بحقهم في التعبير وممارسة المعتقدات الفردية لأنهم يشعرون بأن من حقهم التصرف بالطريقة التي يرونها مناسبة في حياتهم الشخصية!

المزيد والمزيد من المدارس تسمح للبرامج التعليمية بإدراج تعليم طلاب المرحلة الابتدائية حول قضايا الجنس والمثلية. ومع ذلك، لا يعرّف المجتمع الواسع بأنه يصر على أن يكون أكثر شمولاً لأنواع البرامج الفاسدة التي يتم دفعها في حناجر الآباء والأمهات المسلمين سواء وافقوا أو لم يوافقوا. تجد بعض المناطق اعتراضها على أنها خطوط حمراء بالنسبة للمتدينين المتطرفين مما يؤدي إلى تحقيق خدمات الأسرة؛ كل ذلك بسبب الرغبة في الاحتفاظ بهوية إسلامية داخليا وعلنا. للأسف، عادة ما يقوم الناشطون المسلمون في الحكومة أو المنظمات المختلفة بحملات الشمول للجميع. لذلك فإنهم يستعرضون عضلاتهم على المسلمين بدلاً من الضغط من أجل حقوقهم كمسلمين كما يدعون عندما كانوا يضغطون للتصويت لصالحهم في الانتخابات، ولكنهم يتحولون بعد ذلك إلى مهاجمة الشريعة ومبادئها المختلفة!

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

منال بدر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı