النصر فوق رؤوسكم فأنزلوه عليكم
النصر فوق رؤوسكم فأنزلوه عليكم

الخبر:   تدمير كيان يهود لغزة العزة...

0:00 0:00
Speed:
November 24, 2023

النصر فوق رؤوسكم فأنزلوه عليكم

النصر فوق رؤوسكم فأنزلوه عليكم

الخبر:

تدمير كيان يهود لغزة العزة...

التعليق:

بعد اندلاع معركة غزة في 7 تشرين الأول/أكتوبر الذي كان يوما من أيام الله المباركة، ومن أيام العز الذي رفع رؤوس المسلمين في العالم، ومن الأيام الباقيات التي سيحكيها جيل لجيل، حيث قاومت العينُ المخرزَ وانكسىرت القوة الباطلة أمام الحق، وظهرت حقيقة الكيان الصهيوني الغاصب؛ أنه كيان هش كرتوني مهترئ، لا يقوى على الصمود أمام قوة من جيوش المسلمين.

ولقد كانت ردة فعل كيان يهود على ما فعله المجاهدون في ذلك اليوم العظيم قاسية خاصة وأنهم موقنون أن الأنظمة القائمة في بلاد المسلمين عامة ودول الطوق خاصة، حماة لليهود وعملاء للغرب يقمعون الشعوب ويعطلون دور الجيوش في نصرة الحق وأهله وإعلان الجهاد وتحرير البلاد وحماية العباد، فطغوا وبغوا في غزة وأهلكوا الحرث والنسل ودمروا كل شيء إلا الإيمان والكرامة والعزة والصمود والثبات، فقد ارتقت بأهل غزة إلى عنان السماء ونافست إيمان الأوائل من الصحابة الكرام...

أمام تلك المجازر والإبادة هبّ المسلمون في العالم وتظاهروا تأييدا لأهل غزة مطالبين بوقف الإبادة وحل قضية فلسطين ومحاسبة يهود، ومع إصرار يهود على الإبادة طُرحت الحلول لقضية فلسطين من جانب الدول الغربية وعلى رأسها أمريكا والأمم المتحدة، بوقف المعركة وحل الدولتين والسلام الشامل مع الكيان الصهيوني والاعتراف به! وهذا الحل غير شرعي ولا تجوز المطالبة به ولا يرضي الله تعالى، فلا اعتراف ولا سلام ولا تطبيع مع هذا الكيان. كما ظهرت دعوات من جانب علماء وهيئات إسلامية طرحت علاجاً وفق تصورها لقضية فلسطين ومنها:

* الطلب من المسلمين كثرة الدعاء لأهل غزة

* مقاطعة البضائع التي تدعم الكيان الصهيوني

* جمع التبرعات وإرسالها لأهل غزة

* صيام الاثنين والخميس بنية الفرج عن أهل غزة

* المساهمة بنشر جرائم يهود على وسائل التواصل في كل العالم

* تنشيط المقاومة في الضفة وحدود لبنان...

ولا يخفى على عاقل أن تلك التصورات والطروحات لا تسمن ولا تغني من جوع! وقد قام بها المسلمون منذ بداية المعركة وحتى الآن، فماذا أغنت عن أهل غزة؟! بل الاكتفاء بها إثم كبير عند الله عز وجل، ولا تعالج قضية فلسطين، فقضية فلسطين هي كيان صهيوني غاصب ومحتل تجب إزالته بالجهاد في سبيل الله بتحريك الجيوش وإزالة كل العوائق التي تمنع ذلك وأهمها إسقاط العروش الحامية لذاك الكيان.

وإن لم تأخذ الأمة بهذا الحل الشرعي الوحيد فلا علاج لقضية فلسطين وستستمر المجازر وتنتقل بين غزة والضفة والقدس ومناطق الداخل وغيرها.

وفي هذا السياق ذكر الله عز وجل لنا في كتابه الكريم وعده للمسلمين بالنصر في غزوة أحد وحين انهزموا تساءل مرضى القلوب أين وعد الله لنا بالنصر؟ فرد عليهم الله قولهم وأنزل آيات تتلى إلى يوم القيامة فيها من العبر ما فيها، قال تعالى: ﴿وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللهُ وَعْدَهُ إِذْ تَحُسُّونَهُم بِإِذْنِهِ حَتَّى إِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْأَمْرِ وَعَصَيْتُم مِّن بَعْدِ مَا أَرَاكُم مَّا تُحِبُّونَ مِنكُم مَّن يُرِيدُ الدُّنْيَا وَمِنكُم مَّن يُرِيدُ الْآخِرَةَ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْ وَلَقَدْ عَفَا عَنكُمْ وَاللهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ﴾.

فوعد الله سبحانه بالنصر تحقق لهم، ولكن حين خالف فريق من المسلمين أمر رسول الله ﷺ في الخطة العسكرية نزلت فيهم الهزيمة ولم ينتصروا مع أن رسول الله ﷺ وكبار الصحابة معهم.

وفي حادثة أخرى ذكر الله عز وجل لبني إسرائيل أنه كتب لهم الأرض المقدسة وما عليهم إلا دخول الباب، وأخبرهم إن دخلوا فإنهم الغالبون، لكنهم جبنوا وخافوا فلم يدخلوا فتاهوا في الأرض أربعين سنة ولم يأتهم النصر إذ لم يفعلوا ما أمرهم الله، فالله سبحانه الذي وعد بالنصر اشترط علينا الأخذ بأسبابه والسير بطريقه، قال تعالى: ﴿إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ﴾، فإن لم ننصر الله ونلتزم بما أمرنا به من إعداد قوة وخططٍ تناسب علاج القضية فلا تحلموا بالنصر حتى تسلكوا طريقه.

إن علاج قضية فلسطين يتطلب تحريك الجيوش المُعَدّة واستعادة ولائها وجعله لله ورسوله والمؤمنين، والانطلاق للجهاد في سبيل الله. هذا هو الطريق وبه يتحقق وعد الله عز وجل، وبغيره لا خلاص، ولو عبدنا الله بصلاة وصيام ودعاء الدهر كله لن ننتصر، فالله معنا ووعده متحقق فاستنزلوا النصر ولا تصرفوه عنكم بطروحات لا تعالج القضية!

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

الشيخ د. محمد إبراهيم

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية لبنان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı