النظام الأردني يصنع أخلاق اللصوصية
النظام الأردني يصنع أخلاق اللصوصية

الخبر: خبرني - شهدت الساحة الأردنية "خميسا" ملتهبا على وقع أحداث أمنية شغلت الإعلام المحلي ومنصات التواصل الإلكتروني الأردنية. البداية كانت مع خبر سرقة 900 دينار من محل في مأدبا من قبل ملثمين اثنين، بالإضافة إلى شيكات وفواتير ووثائق، قبل أن يلوذا بالفرار بمركبة لا تحمل لوحة أرقام، والبحث جار عنهما. أما الخبر الأبرز، فكان إحباط محاولة سطو مسلح على فرع البنك العربي في منطقة المدينة الرياضية بالعاصمة عمان، حيث ألقي القبض على المنفذ أثناء محاولته الفرار بعد سلب مبلغ 62 ألف دينار. كما ألقت الأجهزة الأمنية القبض على سارق 19 ألف دينار من مركبة أثناء اصطفافها بشارع الثلاثين في محافظة إربد. حدث أمني كبير آخر سجلته الأجهزة الأمنية ليل الخميس الجمعة، بسرقة 10 آلاف دينار، من محطة وقود، في محافظة الزرقاء، قبل أن تتمكن الأجهزة الأمنية من القبض على 3 من بين 4 مشتبه بهم. وبعد منتصف الليل، أفاد مصدر أمني أن صيدلية في منطقة مرج الحمام جنوبي العاصمة عمان تعرضت لعملية سطو مسلح من قبل ملثمين اثنين، سلبا مبلغ 500 دينار تحت تهديد السلاح ولاذا بالفرار.

0:00 0:00
Speed:
February 10, 2018

النظام الأردني يصنع أخلاق اللصوصية

النظام الأردني يصنع أخلاق اللصوصية

الخبر:

خبرني - شهدت الساحة الأردنية "خميسا" ملتهبا على وقع أحداث أمنية شغلت الإعلام المحلي ومنصات التواصل الإلكتروني الأردنية.

البداية كانت مع خبر سرقة 900 دينار من محل في مأدبا من قبل ملثمين اثنين، بالإضافة إلى شيكات وفواتير ووثائق، قبل أن يلوذا بالفرار بمركبة لا تحمل لوحة أرقام، والبحث جار عنهما.

أما الخبر الأبرز، فكان إحباط محاولة سطو مسلح على فرع البنك العربي في منطقة المدينة الرياضية بالعاصمة عمان، حيث ألقي القبض على المنفذ أثناء محاولته الفرار بعد سلب مبلغ 62 ألف دينار.

كما ألقت الأجهزة الأمنية القبض على سارق 19 ألف دينار من مركبة أثناء اصطفافها بشارع الثلاثين في محافظة إربد.

حدث أمني كبير آخر سجلته الأجهزة الأمنية ليل الخميس الجمعة، بسرقة 10 آلاف دينار، من محطة وقود، في محافظة الزرقاء، قبل أن تتمكن الأجهزة الأمنية من القبض على 3 من بين 4 مشتبه بهم.

وبعد منتصف الليل، أفاد مصدر أمني أن صيدلية في منطقة مرج الحمام جنوبي العاصمة عمان تعرضت لعملية سطو مسلح من قبل ملثمين اثنين، سلبا مبلغ 500 دينار تحت تهديد السلاح ولاذا بالفرار.

التعليق:

هذه بعض حوادث مرت بها الأردن في الآونة الأخيرة بسبب الوضع الاقتصادي المتأزم والذي كان نتيجة سياسات اقتصادية مجرمة وصناعة للفقر والجوع ممنهجة وانتفاخ الطبقة الحاكمة وأعوانهم على حساب "المسخّمين".

تتأثر أخلاق الشعوب بالأنظمة المطبقة عليهم، فإذا طبق عليهم النظام الإسلامي تأصلت فيهم أخلاق العفة والأمانة والإخلاص والوفاء والكرم والإيثار ومساعدة المحتاجين. وإذا طبق عليهم النظام الرأسمالي أصبحت أخلاقهم النفعية والبخل والأثرة واللصوصية والنهب والسلب والاتجار بالمحرمات، وانتشار العصابات الإجرامية. وعندما يرتع الحاكم بأموال الأمة فإن شعبه يرتع أيضا في أموال بعضهم بعضا ويصبح أكل الحرام "فهلوة"!

إن تعدد حوادث السرقة هذه وسرعة القبض على المجرمين فيها رسالة للناس أن لا تحركوا ساكنا وارضوا بما قسم لكم، فإن خرجتم على النظام وطالبتم بإسقاطه فإن عصابات السرقة والنهب ستقض مضاجعكم فأغلقوا أفواهكم والزموا بيوتكم. ورسالة إلى اللصوص أن السرقة خاصة بالطبقة الحاكمة وأعوانهم ولن نسمح لكم بمشاركتنا بالسرقة فهي حكر علينا فقط!!

أيها المسلمون في الأردن:

ليس الحل في تشكيل عصابات تأكل أموال الناس بالباطل ولكن الحل يكمن باسترجاع حقكم في العيش الكريم، حقكم في وجود نظام يشبع حاجاتكم الأساسية في المأكل والملبس والمسكن والعلاج والتعليم والأمن ومساعدتكم في الحصول على الحاجات الكمالية...

يا من تتغنون بالأمن والأمان: إن وجود عصابات تفرض على التجار الأتاوات يتنافى مع الأمن والأمان، وإن انتشار الفقر والبطالة والجوع يتنافى مع الأمن والأمان، لأن من أهم مقومات الأمن هو الأمن الاقتصادي قال تعالى: ﴿الذي أطعمهم من جوع وآمنهم من خوف﴾ فقدم الأمن الاقتصادي على الأمن من القتل.

أيها المسلمون في الأردن:

انتظروا مزيدا من الجرائم لأنها صناعة الدولة التي لا زلتم تدافعون عنها وتجندون أبناءكم لحماية نظامها الفاسد وتبحثون عن حلول ترقيعية في ثوب خرق لا يصلح للاستعمال.

إن حل مشاكلكم في الكتاب والسنة استخلصها حزب التحرير ووضعها في دستور شرح كل مادة فيه، كما استخلص من الكتاب والسنة النظم الاقتصادية والاجتماعية والحكم والتعليم والسياسة الخارجية والعقوبات التي تنظم المجتمع وتحل مشاكله، فسلموه قيادتكم ولا تجعلوا من أنفسكم مجرد كرة قدم مرة تركلها أمريكا في المرمى الأوروبي ومرة تركلها بريطانيا في المرمى الأمريكي. فاتقوا الله في أنفسكم...

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أميمة حمدان – ولاية الأردن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı