النظام المصري يعرض أهلها للبيع بعد إهماله رعايتهم
النظام المصري يعرض أهلها للبيع بعد إهماله رعايتهم

الخبر: ذكر موقع الخليج الجديد في 2018/5/14م، أن البرلمان المصري، وافق من حيث المبدأ، على مشروع قانون "تنظيم البحوث الطبية الإكلينيكية"، المعروف باسم التجارب السريرية، وبررت الحكومة تقديمها القانون للبرلمان، بأنه يهدف إلى إجراء التجارب الطبية على المرضى المصريين، في ظل غطاء شرعي وقانوني دون تحايل الطبيب على المريض أو إخضاع المريض للتجارب دون موافقته أو موافقة أسرته، وأشار الموقع إلى أن مصر تحتل المرتبة الأولى عربيا والثانية عالميا، من حيث التجارب السريرية على المرضى، حسب قاعدة بيانات المعهد الوطني الأمريكي للصحة.

0:00 0:00
Speed:
May 18, 2018

النظام المصري يعرض أهلها للبيع بعد إهماله رعايتهم

النظام المصري يعرض أهلها للبيع بعد إهماله رعايتهم

الخبر:

ذكر موقع الخليج الجديد في 2018/5/14م، أن البرلمان المصري، وافق من حيث المبدأ، على مشروع قانون "تنظيم البحوث الطبية الإكلينيكية"، المعروف باسم التجارب السريرية، وبررت الحكومة تقديمها القانون للبرلمان، بأنه يهدف إلى إجراء التجارب الطبية على المرضى المصريين، في ظل غطاء شرعي وقانوني دون تحايل الطبيب على المريض أو إخضاع المريض للتجارب دون موافقته أو موافقة أسرته، وأشار الموقع إلى أن مصر تحتل المرتبة الأولى عربيا والثانية عالميا، من حيث التجارب السريرية على المرضى، حسب قاعدة بيانات المعهد الوطني الأمريكي للصحة.

التعليق:

الكوارث والمصائب تتلاحق على رؤوس أهل مصر الذين تعبث بهم الرأسمالية وأدواتها كما تشاء، فلم يعد البيع فيها مقتصرا على الثروات والخدمات والمرافق المعروضة للبيع بل تجاوزه إلى بيع البشر؛ فمثل هذه القوانين والتشريعات التي تستحدث في مصر تعطي لتلك الجرائم التي ترتكب في حق أبناء مصر غطاء قانونيا يحمي مرتكبيها من عقاب الدنيا ويمكنهم من العمل بأريحية دون ملاحقة القانون لهم رغم عواره وعجزه.

تحتل مصر المركز الثاني بعد جنوب إفريقيا في قائمة أكثر الدول الإفريقية استضافة للتجارب السريرية للعقاقير تحت رعاية الشركات المنتجة متعددة الجنسيات، حيث يجد الكثير من المصريين صعوبة في الحصول على العلاج الأساسي مما يؤدي إلى لجوء بعض المرضى إلى المشاركة في هذه التجارب على الرغم من احتمالية استغلالهم فيها بغرض الحصول على العلاج المجاني حتى وإن كانت نتائج هذا العلاج غير معروفة، فبعد إهمال النظام رعاية الناس لجأوا إلى مثل هذه الحلول للتداوي بالمجان، فيتحولون إلى فئران تجارب وسلعة معروضة في سوق تجارة الأعضاء، فمن يقومون بمثل هذه التجارب من شركات تصنيع الدواء لا تقدم الدواء ولا التداوي للمرضي بالمجان وإنما تمول هذه البحوث ولسنوات حتى تحصل على حقوق بيعها بغض النظر عن آثارها الجانبية على هؤلاء الذين استخدمتهم في تجاربها في انتهاك واضح لحرمة الأجساد التي نهانا الله عز وجل عن إزهاقها أو العبث بها.

إن ما يستحدث في مصر من تشريعات يرتبط ارتباطا وثيقا بسياسات النظام الذي جعل من نفسه سمسارا لبيع مصر بمرافقها وأرضها وخيراتها وحتى شعبها لمن يدفع أكثر أو فلنقل لمن يستطيع أن يدفع، على أن يتحمل أهل مصر تبعات هذا كله... فسياسات التجويع الممنهج والغلاء الفاحش والفقر المدقع يضطر الناس لما هو أسوأ من ذلك فلا يضطرهم فقط للخنوع لتلك التجارب بحجة التداوي من أمراض جلبتها الرأسمالية بل يضطرهم إلى عرض بيع أعضائهم لتحصيل ما يؤمّنون به قوت عيالهم في غياب الدولة التي يجب أن تكفل لهم قوتهم وعلاجهم وسكنهم وأمنهم، بل فلنقل في تواطؤ من النظام الذي سن وشرع القوانين التي تحمي من ينتهك حقوق أهل الكنانة التي فرط هو فيها وكبلهم بمزيد من الأعباء والقروض تثقل كواهلهم.

يا أهل الكنانة! إن من واجب الدولة أن توصل رعاياها فردا فردا لحد الكفاية في المأكل والملبس والمسكن سواء بتوفير الأعمال التي تكفيهم أو كفايتهم على نفقتها وأن تضمن لهم كمجتمع بشكل كامل أمنا وتعليما ورعاية صحية على أفضل ما يكون وبالمجان للجميع بغض النظر عن الدين أو اللون أو العرق أو الطائفة، هذا ما كفله الشرع للناس في دولة الإسلام وهو ما يجب أن تقوم به الدولة لرعاية أبنائها ومن يحمل تابعيتها دون أي تفريق، وهذا ليس مستحيلا على النظام المصري إن أراد أو فلنقل إن كان يملك الإرادة المستقلة غير التابعة ولا العميلة للغرب الكافر الذي يمتص دماء وثروات وخيرات الأمة ومصر من ضمنها، وقد سمعنا ما قاله ترامب عن الخليج وكيف أسمى دولة آل سعود بالبقرة الحلوب! نعم فبلادنا ورغم فقرنا مليئة بالثروات التي تكفينا كل هذه الكوارث والأزمات ولكنها ثروات تنهب جهارا نهارا تحت سمع وبصر بل وحماية هذه الأنظمة التي تستحدث القوانين التي تقنن هذا النهب لثروات المسلمين وخيراتهم بل ومدخراتهم وتجعل منهم عبيدا في مزارع الغرب وفئران تجارب في معاملهم وقطع غيار لمن يحتاج منهم!

يا أهل الكنانة! إن خلاصكم الوحيد من كل هذه الكوارث التي تحل بكم والمؤامرات التي تحاك لكم هو في انعتاقكم من هذه الرأسمالية المتوحشة التي تحكمكم واقتلاع كل أدواتها ورموزها وإقامة خلافة راشدة على منهاج النبوة على أنقاضها؛ دولة حق وعدل، ترعاكم بالإسلام رعاية صحيحة تحمي بها حقوقكم وتمنع نهبها وتوفر لكم الأمن بلا خوف والتعليم على أساس صحيح وسليم وتضمن رعايتكم الصحية بشكل صحيح بعد أن توصلكم جميعا لحد الكفاية على الأقل في المأكل والملبس والمسكن، وتقوم بهذا كله لأنها أحكام شرعية يجب على الدولة القيام بها وأداؤها للرعية بغض النظر عن الدين أو اللون أو العرق أو الطائفة، فاعملوا لها يا أهل الكنانة واحتضنوا حزب التحرير مَن يحملون بينكم مشروعها ويذكرونكم بها وبواجب إعادتها وطالبوا أبناءكم المخلصين في جيش الكنانة بنصرتهم فلعلها تقام بكم فينالكم خير الدنيا والآخرة.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد الله عبد الرحمن

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية مصر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı