النظام السعودي يروج الشذوذ والفاحشة والجاهلية (مترجم)
النظام السعودي يروج الشذوذ والفاحشة والجاهلية (مترجم)

الخبر:في يوم الأربعاء الموافق 3 تموز/يوليو، أعلن منظمو مهرجان جدة العالمي في مؤتمر صحفي أن مغنية الراب الغربي، نيكي ميناج، ستعرض في المهرجان في السعودية في وقت لاحق من هذا الشهر. وتشتهر ميناج بأدائها وعرضها الجنسي في مقاطع الفيديو، وبجسمها العاري؛ وبالكلمات الجنسية الصريحة وألفاظ بذيئة غيرها لتعرض وتظهر العلاقات غير المشروعة وتعاطي المخدرات.

0:00 0:00
Speed:
July 15, 2019

النظام السعودي يروج الشذوذ والفاحشة والجاهلية (مترجم)

النظام السعودي يروج الشذوذ والفاحشة والجاهلية
(مترجم)


الخبر:


في يوم الأربعاء الموافق 3 تموز/يوليو، أعلن منظمو مهرجان جدة العالمي في مؤتمر صحفي أن مغنية الراب الغربي، نيكي ميناج، ستعرض في المهرجان في السعودية في وقت لاحق من هذا الشهر. وتشتهر ميناج بأدائها وعرضها الجنسي في مقاطع الفيديو، وبجسمها العاري؛ وبالكلمات الجنسية الصريحة وألفاظ بذيئة غيرها لتعرض وتظهر العلاقات غير المشروعة وتعاطي المخدرات.


من المقرر أن تتصدر المغنية المهرجان الذي وعد به رائد أبو زنادة، مدير عام المهرجان، ليكون "أكبر مهرجان موسيقي من نوعه في المنطقة". ويتزامن حدوث هذا مع كفاح العديد من المسلمين للحصول على تأشيرات للحج والعمرة، مع وجود آخرين منعوا من دخول البلاد بسبب جنسيتهم، في حين أعدت المملكة في المقابل تأشيرات إلكترونية سريعة للزائرين الدوليين الذين يرغبون في الحضور لمشاهدة عرض الفساد هذا. وهذا يعرض أحدث فصل قذر في خطة محمد بن سلمان الفاسدة التي تهدف لتحويل هذه الأرض المباركة، التي تضم أقدس موقع إسلامي، إلى مركز للترفيه في محاولة لكسب مليارات الدولارات من إيرادات العروض للبلاد، إن الأجيال المتعاقبة من نظام آل سعود أهلكت الاقتصاد بسب سوء إدارة الثروات ونمط الحياة الفخم الذي بدد ثروات الدولة.


في العام الماضي، ذكرت الهيئة العامة للترفيه السعودية أنه سيتم استثمار 64 مليار دولار في تطوير صناعة الترفيه على مدار العقد المقبل؛ بينما أعلنت الهيئة العامة للترفيه في شهر كانون الثاني/يناير من هذا العام عن سعيها لوضع المملكة ضمن أفضل 4 وجهات ترفيهية في آسيا وأعلى 10 مدن على مستوى العالم. كما كشفت عن خطط لاستضافة متحف الشمع مدام توسو وكذلك بناء دار الأوبرا في البلاد. على مدى الأشهر القليلة الماضية، كانت هناك حفلات موسيقية مع عروض من مختلف المغنين الغربيين، بينما في العام الماضي، قدمت شركة لبنانية أوبرا في جامعة بالرياض لقصة حب بين شخصيات خرافية ما قبل الإسلام.

التعليق:


إن النظام السعودي، الذي اشتهر بتجويع وقتل مسلمي اليمن، عازم أيضاً على ملاحقة الدول الليبرالية الغربية في مستواها من الابتذال والغباء والفاحشة؛ وصمم على هلاك الثقافة الإسلامية وقيمها الأخلاقية الرفيعة من خلال هذه المهرجانات والعروض. إن ميناج هي مثال للفساد، هي وغيرها من المطربين الغربيين. والحفلات الموسيقية وصناعة الترفيه الليبرالية التي تحقق ربحاً من خلال تعزيز العلاقات غير المشروعة، والاختلاط وإضفاء الطابع الجنسي على المجتمع هي أيضا أشكال من الفساد تناقض المعتقدات الإسلامية الرفيعة من الحياء والشرف والعفة وقدسية الزواج. قال الله سبحانه وتعالى: ﴿إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَن تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ﴾ وقال الرسول محمد e: «إِنَّ الْحَيَاءَ وَالإِيمَانَ قُرِنَا جَمِيعاً، فَإِذَا رُفِعَ أَحَدُهُمَا رُفِعَ الآخَرُ» رواه البيهقي، وقال e: «إنّ لِكُلِّ دِينٍ خُلُقاً وَخُلُقُ الإِسْلاَمِ الْحَيَاءُ» رواه ابو داود، وقال e: «إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ عَلَى ابْنِ آدَمَ حَظَّهُ مِنَ الزِّنَى أَدْرَكَ ذَلِكَ لاَ مَحَالَةَ فَزِنَى الْعَيْنَيْنِ النَّظَرُ وَزِنَى اللِّسَانِ النُّطْقُ وَالنَّفْسُ تَمَنَّى وَتَشْتَهِي وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ أَوْ يُكَذِّبُهُ» رواه مسلم


بالإضافة إلى ذلك، كما نعلم فقد فرض الإسلام عقوبات صارمة على الزنا، مع التركيز على حجم بغضه وفاحشته في الدين، وكذلك أي شيء يعزز أو يؤدي إلى هذه الفعل.


علاوة على ذلك، فإن النظام يتجاهل تماماً التداعيات المدمرة لهذا التحول الجنسي الليبرالي في المجتمع والذي تسبب في وباء العلاقات السابقة للزواج وخارج الزواج، والمواليد خارج نطاق الزواج، والأمهات العازبات، والأطفال الذين لا يعرفون آباءهم والأمراض المنقولة جنسياً، وتفكك وحدة الأسرة في كل من الدول الغربية والشرقية. وقد ولد هذا جبلا من المشاكل الاجتماعية وغيرها لهذه الدول. يقصدون بهذا الطريق الحداثة والتقدم ومستقبلا مشرقا! ولكنه بدلا من ذلك يحمل وعد تدمير النسيج الأخلاقي والاجتماعي للمجتمعات وكذلك الاضطرابات العاطفية والنفسية للأفراد.


هذه هي أرض الكعبة المشرفة والمسجد الحرام المبارك، الأرض التي دفن فيها نبينا الحبيب e، الأرض التي ضحى فيها والصحابة بدمائهم وحياتهم لإقامة الإسلام. إن مثل هكذا عروض هي إهانة لديننا العظيم. ان محمد بن سلمان ونظامه يبذلون جهوداً حثيثة لإرجاع أوقات الجاهلية بكل أشكال فسادها كما كانت النساء يرقصن عاريات حول الكعبة، وكل أشكال العلاقات بين الرجال والنساء تُدعم ويتم الترويج لها. إن كل هذا يجب أن يكون بمثابة دعوة لصحوة الأمة الإسلامية، ولفهم أن قدسية ديننا لن تكون محمية أبداً بينما تستمر هذه الأنظمة الفاسدة، التي تفخر بمقياس الجاهلية، في حكم بلادنا، وفي حين إن القيادة الإسلامية نظام الله سبحانه وتعالى، والخلافة على منهاج النبوة، لا تزال غائبة عن هذا العالم، فيجب أن يكون هذا تذكيراً قوياً بالالتزام وعلى الفور بالعمل لإقامة هذه الدولة العظيمة مرة أخرى، والتي ستقف حارساً أمينا على ديننا وعلى المسلمين. قال النبي e: «لَتُنْقَضَنَّ عُرَى الإِسْلَامِ عُرْوَةً عُرْوَةً، فَكُلَّمَا انْتَقَضَتْ عُرْوَةٌ تَشَبَّثَ النَّاسُ بِالَّتِي تَلِيهَا، فَأَوَّلُهُنَّ نَقْضاً الْحُكْمُ، وَآخِرُهُنَّ الصَّلَاةُ» (رواه الحاكم، وأحمد)

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
د. نسرين نواز
مديرة القسم النسائي في المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı