النظام الصيني الوحشي يقص ملابس نساء الإيغور المسلمات
النظام الصيني الوحشي يقص ملابس نساء الإيغور المسلمات

أضافت الصين جريمة عنصرية أخرى جديدة إلى قائمتها الطويلة من الجرائم التي تمارسها ضد الإيغور في شرق تركستان، والتي أدت إلى جعل المنطقة أشبه "بدولة شرطة". والآن فإن الشرطة تقوم بقص ملابس نساء مسلمي الإيغور في وسط الشارع بدعوى أنها "طويلة جدا"، وذلك حسب منظمة توثيق الاضطهاد الممارس ضد المسلمين في 13 حزيران/يوليو 2018 وتم إعادة نشره من قبل منظمة مجلس المسلمين في هونغ كونغ على صفحتهم الإلكترونية.

0:00 0:00
Speed:
July 20, 2018

النظام الصيني الوحشي يقص ملابس نساء الإيغور المسلمات

النظام الصيني الوحشي يقص ملابس نساء الإيغور المسلمات

(مترجم)

الخبر:

أضافت الصين جريمة عنصرية أخرى جديدة إلى قائمتها الطويلة من الجرائم التي تمارسها ضد الإيغور في شرق تركستان، والتي أدت إلى جعل المنطقة أشبه "بدولة شرطة". والآن فإن الشرطة تقوم بقص ملابس نساء مسلمي الإيغور في وسط الشارع بدعوى أنها "طويلة جدا"، وذلك حسب منظمة توثيق الاضطهاد الممارس ضد المسلمين في 13 حزيران/يوليو 2018 وتم إعادة نشره من قبل منظمة مجلس المسلمين في هونغ كونغ على صفحتهم الإلكترونية.

هذا إضافة إلى إجبار المسلمين على تناول لحم الخنزير، ومنعهم من الصوم في رمضان، وإجبارهم على الإعلان عن أن ثرواتهم تأتي من الصين وليس من الله عز وجل، ومنع الفتيات الصغيرات من ارتداء الخمار ومنع الشباب من إطلاق لحاهم، وإجبارهم على بيع الكحول وغيرها من الإجراءات القمعية والتعذيب العقلي. فنساء مسلمي الإيغور يجبرن أيضا على الزواج من صينيين حيث يتم إرسال رجال الإيغور إلى معسكرات اعتقال، بما يمكن تسميته بعملية غسل جينات.

التعليق:

هذه فقط هي السياسات القمعية العنصرية الأخيرة التي يمارسها النظام الصيني المعادي للمسلمين ضد نساء الإيغور المسلمات ـ- والتي تتضمن منعهن من الصيام، وحظر تلك اللواتي يرتدين الزي الإسلامي، وإجبارهن على الزواج من غير المسلمين، وإخضاع النساء المسلمات إلى عمليات إجهاض. ومن الجليّ أن هذا النظام الشيوعي لا يملك مفهوما لشرف المرأة، فأولئك البرابرة يقصون ثياب مسلمات الإيغور لقضايا تتعلق بالطول لا غير. فيا له من نظام جاهل! إن هذا النظام الصيني المتوحش يسعى بشكل يائس للحد من نمو الإسلام في الشرق، مستخدما أبشع الأساليب الوحشية ضد نساء الإيغور، والتي تفضح الوجه البربري الحقيقي للدولة بغض النظر عن محاولتها الظهور بمظهر حديث وأكثر تحضرا أمام العالم خصوصا بإنجازاتها الاقتصادية العالمية.

إن كل هذا يحدث في الوقت الذي نشهد فيه ذبح النساء المسلمات الشريفات في غزة وسوريا وباكستان وميانمار وغيرها. فمن الشرق إلى الغرب، يتم تعريض بنات هذه الأمة إلى الذئاب في غياب قيادة تحمي دماءهن وشرفهن ومعتقداتهن الإسلامية. فمنذ تسعة عقود طويلة مظلمة، منذ تدمير درعهن وحاميتهن، دولة الخلافة، فإن قصة حياة نساء المسلمين أصبحت مليئة بالإهانة والمعاناة والألم والظلم والموت والدمار. فتحت القيادة الديمقراطية والديكتاتورية، أصبحن ضحايا ضعيفات لحكام وأنظمة الكفر المفترسين الذين تم السماح لهم باضطهاد وقتل النساء متى شاءوا تحت النظام العالمي الحالي الذي لا يهتم أبدا بدمائهن وشرفهن؛ نظام عالمي يقوم على الحكام العملاء في العالم الإسلامي الذين تخلوا عن أخواتهم، وهجروا إحساسهم بالإنسانية، وأصبحوا متملقين للنظام العالمي العلماني القومي والرأسمالي الفاسد. فأيدي العديد من هؤلاء الحكام ملطخة بدماء أخواتنا.

فأي شخص يمتلك قلبا وسمعا ونظرا يمكنه أن يدرك أن المسلمين خسروا الحامي الذي يعتني بشؤونهم. فبدون درعنا الحامي، فإن البلاد الإسلامية أصبحت مذبحا لإراقة الدماء الطاهرة للشيوخ والنساء والأطفال، ومكانا لدعوات المكلومين اليائسة، ومكانا للانقسام والانفصال يحكمها الأعداء والحلفاء على حد سواء. لقد فقدوا الإمام الذي يحميهم والذي يقاتلون من خلفه. حيث قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «إنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ» (رواه مسلم)

يا أخواتنا الإيغور العزيزات! اصبرن على هذا القمع الذي لا هوادة فيه وعلى الضغط المستمر والمتراكم من هذه الأنظمة الخائنة ذات الوجهين لتتركن دينكن المبارك! فإن فجر الخلافة قد اقترب ونحن أمة واحدة، ننتمي إلى دين واحد، ورسولنا واحد، وقرآننا واحد، ورايتنا واحدة، وكفاحنا واحد. إن دولة الخلافة على منهاج النبوة وحدها هي التي ستحرركن من الظلم في بلاد شرق تركستان وتمكنكن من العيش حسب أوامر الله سبحانه وتعالى، بما في ذلك ضمان حقكن بارتداء الخمار بشرف كامل وتحت حماية الدولة.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فيكا قمارة

عضو المكتب الإعلامي المركزي في حزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı