القضاء على الإسلام قبل التفكير بإزالة بشار!
December 22, 2015

القضاء على الإسلام قبل التفكير بإزالة بشار!

 القضاء على الإسلام قبل التفكير بإزالة بشار!

الخبر:

الخبر: ذكرت "روسيا اليوم" على موقعها الإلكتروني بتاريخ 21 كانون أول/ديسمبر خبراً بعنوان: "مجلس الأمن الدولي يقرر القضاء على الإرهاب أولا ومن ثم تقرير مصير الأسد"، منقولاً عن صحيفة "كمسمولسكايا برافدا"، جاء فيه أن مجلس الأمن الدولي وافق بالإجماع على مشروع قرار بشأن تسوية الأزمة السورية. حيث تم الاتفاق على أن تتم عملية التسوية في سوريا ضمن إطار اتفاقي جنيف وفينا، حيث أشار سيرغي لافروف وزير الخارجية الروسي إلى أن هذا هو "الشكل الوحيد الذي يوحد جميع اللاعبين المؤثرين.

التعليق:

اندلعت الثورة في الشام منذ حوالي سنواتٍ خمس، ارتكب فيها النظام صنيعة الغرب من الجرائم بحق الشعب المسلم الثائر من المجازر ما تنأى عنه الوحوش وتعجز عن وصفه حروف اللغة مجتمعة. وخلال هذه السنوات الطويلة من قتل الأطفال وارتكاب المجازر بحقهم وترويع النساء وانتهاك الأعراض وسفك الدماء وقصف المدنيين العزل وتهجيرهم، تعاجز المجتمع الدولي بمؤسساته وأنظمته دولاً وحكومات وجمعيات ومجلس أمن عن إيجاد حلٍ لإيقاف نزف الدم المسلم في سوريا.

فكل التحركات تدور في دائرة مغلقة تدور فيها أمريكا حول المحور نفسه، ألا وهو إيجاد بديل لبشار يحافظ على مصالحها في المنطقة، ويجنبها الكارثة التي تخافها وهي قيام الخلافة الإسلامية على منهاج النبوة في أرض الشام، بحيث يرضاه الناس ويقبلونه بعد أن رفض أهل الشام كل الوجوه التي زينتها أمريكا لهم لتكون بديلاً عن رأس النظام.

التحركات التي تتطرق للشأن السوري لم تنظر في أي وقت لدماء أهل الشام التي تسيل ولا لأعراضهم التي تنتهك بوحشية ولا لمقدساتهم التي تدمر وتدنس ولا لأشلائهم الممزقة، حتى حين ظهر تنظيم الدولة وكوَّنت أمريكا حلفها الدولي لمحاربته كانت هذه الحرب على المدنيين العُزَّل لا لحمايتهم، وكانت حرب التنظيم شماعة الغرب لتبرير الاتحاد العالمي العسكري في الدخول لسوريا بالطائرات والصواريخ، في مفارقة عجيبة حين نذكر تصريحات ساسة غربيين فيما مضى بتزويد المعارضة بأسلحة "غير مؤذية"!

بل وهذه هي المرة الأولى منذ بداية هذه الأزمة يتم فيها تقارب مواقف روسيا والغرب ودول المنطقة، حيث تم تقريب هذه المواقف خلال لقاء وزير الخارجية الأمريكي جون كيري ونظيره الروسي سيرغي لافروف في موسكو مؤخرا ومن ثم خلال لقائهما الرئيس الروسي فلاديمير بوتين.

وقد ذكرت الجزيرة نت في موقعها حواراً مع رئيس مؤتمر ميونيخ الدولي للسياسات الدفاعية والأمنية فولفغانغ إيشنغر حيث جاء على لسانه: "أن تخلي روسيا عن الأسد ممكن إن شعرت أن انتقال السلطة في سوريا سيجري بطريقة منظمة، واتفاق فصائل المعارضة السورية في الرياض قبل أيام مثل خطوة جيدة بهذا الاتجاه، غير أنه لم يقدم للأسف ضمانة على اقتراب وجود حكومة بديلة لنظام الأسد."

كما قال أنَّ أمريكا تسعى لإنهاك قوى الثورة والنظام وتنظيم الدولة معاً لأجل إجبارهم على الجلوس على طاولة المفاوضات بحيث يبقى الحلُّ لما يجري ضمن الدائرة التي قررتها هي.

تستمر أمريكا وأشياعها في حربها على الإسلام لكن بستار جديد بعد أن كاد ينكشف غطاء تنظيم الدولة ولم يعد يكفيها لتثبيت أقدامها. فها هي تشكل عبر عملائها حلفاً عسكرياً للحرب على الإرهاب الشمَّاعة الجديدة.

وها هم يعلنون أنَّ الحرب على الإرهاب أولى الأولويات ولو ضمَّت القائمة حرب النظام السوري المجرم. فمصالح الغرب هي المقدمة، فلو سقط بشار لسقط الغرب معه أو بُعيده بقليل.

الاتحاد الأوروبي ودوله فُضحت سوأتهم في تعاملهم المهين مع لاجئي سوريا، ولم يتم التعامل مع هذا الملف إلا كبوابة لمنافسة أمريكا، والدخول في المفاوضات لبحث الشأن السوري، ليكون لهم قيمة ووزن في القرار الدولي في تقرير مصير المسلمين!

مضايا التي ارتفع فيها سعر كيلو الحليب ل 250 دولار أمريكي، وقتل أهلَها الجوع، لم تُدرج على قوائم المباحثات الدولية، ولا أعارها المجتمعون في الرياض اهتماماً!

وموت الأطفال والنساء من الجوع ليس أمراً ذا قيمة ليُبحث أمره في اجتماعاتهم، فالمهم الآن عند العملاء والأذناب والسادة: كيف يُقضى على الإسلام وكيف تُهدم دولته قبل ميلادها مرة أخرى؟

لكن، إن اجتماع الأحزاب قد باء بالفشل قبيل قرون، وسيبوء اجتماع أحفادهم بالفشل مرةً أخرى بإذن الله. فلا أمريكا ولا أحلافها ولا أشياعها قادرين على تغيير سنة الله في الكون باستخلاف عباده المؤمنين المتقين. وكل تحالفاتهم ستبوء بالفشل، وسيعود الإسلام مرة أخرى يضيء الكون بهَدْي الله سبحانه.

﴿إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ اللَّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُواْ إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ﴾ [الأنفال: 36].

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أختكم بيان جمال

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı