القدس ستكون عاصمة الخلافة على منهاج النبوة
القدس ستكون عاصمة الخلافة على منهاج النبوة

الخبر: قال الرئيس أردوغان: "إن كل طفل يبكي اليوم في القدس وكل أم تعاني وكل من أُطلق عليه الرصاص أو تعرض للضرب وكل إنسانٍ هو نذير عاصفةٍ جديدةٍ تقترب. وأن قضية القدس ستكون وسيلة لصحوة المسلمين والبشرية جمعاء". (وكالات).

0:00 0:00
Speed:
December 24, 2017

القدس ستكون عاصمة الخلافة على منهاج النبوة

القدس ستكون عاصمة الخلافة على منهاج النبوة

(مترجم)

الخبر:

قال الرئيس أردوغان: "إن كل طفل يبكي اليوم في القدس وكل أم تعاني وكل من أُطلق عليه الرصاص أو تعرض للضرب وكل إنسانٍ هو نذير عاصفةٍ جديدةٍ تقترب. وأن قضية القدس ستكون وسيلة لصحوة المسلمين والبشرية جمعاء". (وكالات).

التعليق:

لقد كانت القدس وخاصة المسجد الأقصى المبارك دائماً وسيلةً لإيقاظ البشرية والمسلمين. والأمة الإسلامية تستيقظ كل يوم، لكنها تدفع ثمن هذه الصحوة ولا تزال منذ قرن كامل. فعلى أرض بيت المقدس وحدها تم اعتقال آلاف الأطفال والنساء، وفي ساحة المسجد الأقصى استشهدت أخواتنا وأطفالنا ولا نزال نقدم الشهداء. إبراهيم الذي فقد ساقيه بصواريخ الدولة الإرهابية الغاصبة استمر في الوقوف في وجه الكيان الإرهابي الغاصب في الميادين بلا ساقين ليقول لهم إنكم ظالمون حتى استشهد. وأطفال القدس بقلوبهم المليئة بالإيمان لم يتركوا مساجد الله وحدها بل حملوا الحجارة الصغيرة بأيديهم دفاعاً عنها. لقد دافعت هذه الأمة في كل الأحوال بأرواحها وأموالها عن مقدساتها ولا تزال...

فمتى تستيقظون أنتم أيها الحكام لاتخاذ خطوات حقيقية ملموسة للدفاع عن المسجد الأقصى والمقدسات الأخرى؟ إن المسجد الأقصى لا يزال يرزح تحت الاحتلال لأن حكام البلاد الإسلامية لم يتخذوا أي خطواتٍ حقيقيةٍ في سبيل هذه القضية! وجميع مساجدنا ومقدساتنا تحت الاحتلال!. إنكم انتظرتم دوماً ولا تزالون تنتظرون مدداً من الأمم المتحدة تحت قيادة أمريكا! وتستنجدون بالاتفاقيات الدولية! فهل تظنون أنكم تسقطون بذلك وبرسائل الإدانة والقرارات العاجزة المنتهية الصلاحية والبيانات القاسية التي تلقونها في الساحات؛ المسؤولية عن كاهلكم؟ المسألة ليست مسألة إظهار رد فعل، وتسجيل موقفٍ، بل هي مسألة إزالة احتلال الكيان الإرهابي الغاصب. ولن تحل هذه القضية إلا بإزالة الكيان الإرهابي من القدس وما حولها.

إن مدينة القدس محتلة منذ احتلال الإنجليز لها في كانون الثاني عام 1917 قبل مئة عام. وقبل 70 عاماً كاملة عندما أعلنت الأمم المتحدة قيام كيان يهود الإرهابي الغاصب لم يقتصر الرد عليها برسائل الإدانة فحسب، بل تحركت دول المنطقة بإعلان الحرب على هذا الكيان عام 1948. لكن الغرض من تلك الحرب لم يكن إلا إظهار العجز والاعتراف به وإضفاء الشرعية عليه. واعتبر كيان يهود هذه الحرب حرب استقلال وأعلن دولته. وكانت تركيا هي أول دولة تعترف به في البلاد الإسلامية.

وبعد 20 عاماً أُعيد السيناريو نفسه بنفس الشكل في عام 1967، وكان من نتيجة هذا السيناريو أن حقق الكيان الإرهابي الغاصب النصر الظاهري في ستة أيام على سبع دول عربية هي السعودية والأردن والعراق وسوريا ومصر ولبنان والجزائر. وتوسعت الأراضي التي يغتصبها كيان يهود إلى أربعة أضعاف. فغادرت الجيوش المصرية والسورية منطقة سيناء ومرتفعات الجولان دون قتال، وتخلت الأردن عن الضفة الغربية. وبنفس الطريقة وبعد حرب عام 1973 وقعت مصر والكيان الإرهابي معاهدة السلام في عام 1978، وبنفس السيناريو أعيد تسليم منطقة سيناء لمصر وبهذا الشكل ظهرت بطولة الرئيس أنور السادات عميل أمريكا ذراً للرماد على العيون. واليوم تقوم أمريكا بخططها الخبيثة لتنفيذ مشروع حل الدولتين الذي تسعى له السلطة الفلسطينية. ويقوم الحكام بدورهم بدعم القرارات التي اتخذتها الدول الكافرة وتقسيم القدس إلى شرقية وغربية بدل الوقوف إلى جانب المظلومين كما يقتضيه الواجب منهم. وهذا بالضبط ما فعله أسلافهم من قبل.

أيها الحكام! كان يجب أن تقوموا بما أمركم الله به، ولا تكتفوا بالشجب والتنديد، ناهيك عن التسويق للمشروع الأمريكي الذي يكرس كيان يهود في أرض الإسراء والمعراج. إن أسلافكم الذين خاضوا الحروب التمثيلية في الماضي ليظهروا كيان يهود أنه قوة لا تقهر، وساهموا بفعلتهم تلك في تكريس اغتصاب أرض المسلمين، خانوا الله ورسوله وأهانوا المسلمين ومقدساتهم من قبل، وأنتم بسيركم هذا تخونون الله ورسوله والمسلمين. لكنه لا يزال أمامكم الفرصة للتحرك بما تقتضيه خشية الله لإزالة هذا الكيان الغاصب. ونحن نؤمن أن القدس ستكون عاصمة الخلافة التي ستقام قريبا بإذن الله كما وعد الله سبحانه رسوله ﷺ. وهذا وعد حق... وسيخيب المعاندون ويخسرون، وسيفوز العاملون بنصر الله، ينصر من يشاء، ويومئذ يفرح المؤمنون.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

موسى باي أوغلو

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı