القمة العربية في الأردن
القمة العربية في الأردن

الخبر: تنعقد قمة حكام الدول العربية في البحر الميت في الأردن نهاية هذا الشهر وسط إجراءات أمنية مشددة للبحث في التحديات التي تواجه الدول العربية.

0:00 0:00
Speed:
March 24, 2017

القمة العربية في الأردن

القمة العربية في الأردن

الخبر:

تنعقد قمة حكام الدول العربية في البحر الميت في الأردن نهاية هذا الشهر وسط إجراءات أمنية مشددة للبحث في التحديات التي تواجه الدول العربية.

التعليق:

التحديات التي تواجه العرب لا شك بأنها كثيرة ومهمة، ولكن الحقيقة أن المجتمعين في القمة من فخامات وجلالات وأصحاب سمو ليسوا على مستوى أي من التحديات. خاصة أنه لا يوجد بينهم من يتصرف بإرادته الخاصة أو إرادة الشعب الذي يحكمه. ومنذ أن بدأت سلسلة أو قل مسلسل قممهم العادية أو الاستثنائية لم يحققوا أي إنجاز مطلقا ولم يواجهوا أي تحد ولم يحلوا أي قضية.

فلطالما تحدثوا وأفاضوا في سوق عربية مشتركة ترفع الحواجز الجمركية وتسهل انتقال رؤوس الأموال والعمال والحركة بين الدول العربية. وبقي هذا التحدي قائما حتى اليوم. فلا الحواجز الجمركية زالت ولا انتقال الأموال والعمال أصبح أسهل. بل على العكس زادت واستعرت حركات السعدنة والأردنة والبحرنة واللبننة وغيرها. ولا يزال الخواجا في بعض الدول العربية له احترام وتقدير وتسهيل في مناطق العبور والمطارات أكثر من أتباع القمم العربية من الرعية!

ومع دخول مسلسل القمم في حلقاته الأخيرة تبدلت فيه المواقف والرؤى حول أهم تحد واجه العرب منذ منتصف القرن الماضي وهو احتلال فلسطين بل قل تسليم فلسطين ليهود لإقامة دولة لهم في أرض عربية إسلامية بل ومن أقدس بلاد المسلمين. فبعد أن كانت القمم تصنف كيان يهود على أنه العدو الأول، أصبح إطلاق لفظ عدو على كيان يهود محرما بل مجرَّما في بعض دول القمة. ففي الدولة المستضيفة للقمة جرت محاكمة أحد الأشخاص بتهمة الإساءة إلى علاقات مع دولة تربط بينها وبين كيان يهود معاهدة سلام وعلاقات دبلوماسية. وبدلا من اعتبار وجود يهود في أرض فلسطين تحدياً لا بد من مواجهته كما كان اللغط في هذا الموضوع قديما، أصبح التحدي هو "ماذا نفعل بأهل فلسطين الذين يعيشون على أرضهم المحتلة منذ 1948 فيما إذا قررت أمريكا الموافقة على أن يكون كيان يهود دولة لليهود فقط؟"! وقد تمخضت عبقرية أحد ملوك العرب المتقمقمين في البحر الميت أن يبني جزيرة للفلسطينيين في البحر ليعيشوا فيها بأمان. ألم يعلم أن يهود في نهاية القرن التاسع عشر لم يكن لهم أرض ودولة واحدة تجمعهم فعمل زعماؤهم بكل الأساليب والقوى التي يملكون لطرد شعب من أرضه وإقامة دولة لهم؟ ألا يعلم صاحب الجلالة المفخم أن هذا الشعب هو جزء من الشعب الذي باسمه تعقد القمم؟ وأنه هو الذي أصبح مشردا مطاردا في كل أرجاء الأرض؟ أي سخط هذا الذي سيحل على قممكم من شعوبكم ثم من أسيادكم بعد أن تنفذوا مطالبهم.

لم تبق دولة أيها المجتمعون في قمتكم منذ 50 عاما على حالها إلا دولكم زادت سوءا على سوء، وفقرا على فقر، وضعفا على ضعف. ديون دولكم حتى النفطية منها بدأت تخترق السقف وتصل إلى حد يتجاوز دخل هذه الدول. لم تنشأ في دولكم أي صناعة حقيقية عدا تلك التحويلية الاستهلاكية. لم نشهد ظهور شركات عملاقة أو منتجات خاصة بكم. شعوبكم كانت تتمنى لو أن دولكم استطاعت أن تنتج هاتفا نقالا واحدا كما فعلت فنلندا وكوريا وتايوان وكلها أصغر منكم ولا قمم لديهم ولا نفط ولا غاز. عار عليكم أن تظهروا حتى مجرد الظهور.

لقد خذلتم شعوبكم ولا زلتم تتشدقون وتظهرون على التلفزيون والفضائيات وتعقدون القمم. لقد فرطتم في فلسطين، وتآمرتم على العراق، وساهمتم في تدمير سوريا، وأشقيتم اليمن السعيد، وقضيتم على أنفة الشعب في ليبيا لمجرد أنه أطاح برفيق دربكم في الخيانة، وشددتم على إزر انقلاب مصر لمجرد أنه أدار ظهر المجن للثورة التي أطاحت بعرابكم حاكم مصر الأسبق.

ماذا بقي في جعبتكم اليوم لتخرجوا به علينا لا سمح الله؟ هل من دولة كبيرة تريدون تقسيمها إرضاء لأمريكا وبريطانيا؟ هل من تآمر أشد مما كان؟ هل ستجمعون 20 مليار دولار لبناء جزيرة للفلسطينيين؟ هل ستبحثون عن طرق جديدة للتسول من خلال إخوتنا من سوريا الذين شردتموهم في الآفاق ثم أنتم هؤلاء تقبضون الثمن تحت عنوان الآثار السلبية من اللجوء؟! ماذا بقي عندكم من فساد وطغيان وتآمر ودمار فتخرجوه لنا؟!

أعاذنا الله من قممكم ومن مؤتمراتكم ومن مؤامراتكم. ﴿قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ﴾، وأنا أشهد الله أنكم أنتم شر مَن خلق الله تعالى في هذا الزمان.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد الجيلاني

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı