
2025-08-14
Radar: Sudan'ın Unutulan Savaşı: Ümmet İçin Bir Felaket
Yazan: Üstat/Yasmin Malik
"Sudan'da ortaya çıkan dehşetin sınırı yok"
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk
Sudan kan kaybediyor ve dünya pek oralı olmuyor. General Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan Silahlı Kuvvetleri ile Muhammed Hamdan Daglu (Hımditi) liderliğindeki Hızlı Destek Güçleri arasındaki acımasız savaş üçüncü yılına giriyor ve ülkeyi kaosa sürükleyerek çağımızın en korkunç insani felaketlerinden birini tetikliyor. Ancak, yıkım ve acının büyüklüğüne rağmen, Sudan savaşı küresel kayıtsızlık nedeniyle görmezden gelinmekte, unutulmakta ve susturulmaktadır.
Bu güç mücadelesi, Nisan 2023'ten bu yana tahminen 150.000 sivilin hayatına mal oldu - yardım kuruluşları gerçek rakamın çok daha yüksek olduğuna inanıyor. Bunlar savaş alanlarında askerler değil, evlerinde, camilerinde, pazarlarında ve geçici kamplarında acımasızca öldürülen kadınlar, çocuklar ve yaşlılar (BBC). Hızlı Destek Güçleri savaşçıları tarafından 21'i çocuk olmak üzere 300'den fazla sivilin öldürüldüğü El Nuhud katliamı, sayısız vahşetten sadece biri. Bütün şehirler yakıldı ve yerle bir edildi. Aceleyle toplu mezarlar kazıldı. Bütün aileler kayboldu. Sudan'da yaşananlar sadece bir savaş değil, sistematik bir soykırımdır.
Kadınlar ve kız çocukları, savaşlarda her zaman olduğu gibi, en çok istismara maruz kalan kurbanlar arasındadır. Her iki taraf da cinsel şiddeti bir terör ve hakimiyet aracı olarak kullandı. 9 yaşından küçük kız çocukları kaçırıldı, toplu tecavüze uğradı ve eğer geri dönerlerse fiziksel olarak harap olmuş halde evlerine geri gönderildi. Hayatta kalanlar, toplulukları aşağılamayı amaçlayan kamuya açık tecavüzlerden ve yerinden edilmiş kişilerin kamplarında toplu cinsel saldırılardan bahsediyor.
Sağlık çalışanları, hayatta kalanları psikolojik destek veya adalet olmaksızın tedavi ettiklerini bildiriyor. Birçoğu utanç veya misilleme korkusuyla sessiz kalıyor. (İnsan Hakları İzleme Örgütü, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği)
14 milyondan fazla insan yerinden edildi ve bu da bunu dünyanın en büyük yerinden edilme krizi haline getiriyor. 50 milyonluk Sudan nüfusunun yarısından fazlası açlık tehlikesiyle karşı karşıya. Dünya Gıda Programı'na göre, açlık, 400.000 yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Zamzam kampı da dahil olmak üzere en az 10 bölgeyi kasıp kavuruyor. (Dünya Gıda Programı).
Yiyecek ve su kıtlığı var. Doğal bir felaketten dolayı değil, kasıtlı olarak. Her iki taraf da insani yardımın önünü keserek, malzemelere el koyarak ve temel ihtiyaçlara erişimi engelleyerek açlığı bir silah olarak kullandı. Açlık, bütün halkları cezalandırmak için kullanılıyor.
Mülteci kamplarında çocuklar yaprak yiyor ve anneler çocuklarını doyurmak için günlerce yiyeceksiz kalıyor. Su kaynaklı hastalıklar, sıtma ve kolera hızla yayılıyor. Sağlık sistemleri çöktü. UNICEF, durumu hayatın her alanını yok eden çok yönlü bir kriz olarak tanımlıyor; sağlık, sanitasyon, eğitim ve güvenlik. (Dünya Sağlık Örgütü). Siyasi mahkumların işkence gördüğüne, sivillerin kaçırıldığına ve çocukların zorla savaşa alındığına dair onlarca rapor ortaya çıktı. İnsani yardım çalışanları da hedef alındı, öldürüldü, kaçırıldı veya ihtiyacı olanlara erişmeleri engellendi. Hastaneler yağmalandı ve savaş alanlarına dönüştürüldü. Okullar bombalandı. Güvenli hiçbir yer kalmadı. (BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği).
Ancak, medya Sudan'ın adını zar zor fısıldıyor. Savaş görünmez, unutulmuş olarak tanımlanıyor veya basitçe haber başlıklarından tamamen siliniyor. Ukrayna veya Gazze'nin aksine, ünlülerin desteği, kitlesel protestolar veya siyasi aciliyet yok.
Sudan'ın sessizliği tesadüf değil, altın, petrol, uranyum ve verimli arazilerdeki servetleri onu jeostratejik bir ödül haline getiriyor. BAE, Suudi Arabistan, Mısır, Amerika, İngiltere ve Rusya gibi güçlerin hepsinin Sudan'da çıkarları var. Ülke, yabancı çıkarlar için bir satranç tahtası haline geldi.
Sudan'daki savaş tarihi bir tesadüf değil. Sömürgeciliğin, sınırların ve yabancı hamiler tarafından desteklenen laik diktatörlüklerin mirasıdır. Sudan, Müslüman ülkelerde bulunan çoğu ülke gibi, sömürgeci güçlerin kontrolüne girdi. Gerçek bağımsızlığından mahrum bırakıldı, liderliği bozuldu ve halkı birbirine karşı ayaklandı.
Batı tarafından desteklenen demokratik çözümler sorunun bir parçası. Elitlerin çıkarlarına hizmet etmek için tasarlanan bu sistemler, Irak, Libya ve Afganistan gibi Sudan'ı da hayal kırıklığına uğrattı.
Sudan ve tüm İslam ümmeti için gerçek ve kalıcı bir çözüm sunan tek bir yol var. Bu yol, Nübüvvet metodu üzerine Hilafet'i kurmaktır.
Hilafet, Müslümanları etnik ve aşiret bağlarına bakılmaksızın birleştirecek, yabancı etkisini ortadan kaldıracak, kaynakları adil bir şekilde dağıtacak, hesap verebilirlik ilkesini tesis edecek ve herkes için haysiyet ve güvenliği sağlayacaktır. Tarih, Ömer bin Abdülaziz döneminde Hilafet yönetiminin Kuzey Afrika'da fakirliği o kadar ortadan kaldırdığını, zekatı hak eden birini bulmanın mümkün olmadığını hatırlatıyor.
Resulullah ﷺ şöyle buyurdu: "Müminlerin birbirlerine sevgi, merhamet ve şefkat göstermeleri, bir organı hastalandığında diğer organları da uykusuzluk ve ateşle ona iştirak eden bir vücuda benzer." Sahih Müslim. Sudan'daki ümmetimiz sıkıntı içinde, dünya önemsemeyebilir, ancak biz önemsemeliyiz.
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Ofisi Kadınlar Bölümü, tüm Müslümanları farkındalık yaratmaya, batıl çözümleri reddetmeye ve Nübüvvet metodu üzerine Hilafet Devleti'nin acilen kurulmasına davet ediyor.
﴿Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah'a ve Resul'e icabet edin.﴾
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Ofisi Radyosu için yazılmıştır.
Yasmin Malik
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Ofisi Üyesi
Kaynak: Radar