الرأسمالية جعلت الهاتف المحمول في يد كل طفل لكنها لم تستطع إنتاج كمامات كافية لحماية أطبائها وممرضيها
الرأسمالية جعلت الهاتف المحمول في يد كل طفل لكنها لم تستطع إنتاج كمامات كافية لحماية أطبائها وممرضيها

الخبر:   ذكرت صحيفة واشنطن بوست في 20 أيار/مايو "هنالك نقص حاد في معدات الحماية الشخصية للعاملين في مجال الرعاية الصحية" في الولايات المتحدة، حيث أشار ما يقرب من الثلثين إلى "إمدادات غير كافية من أقنعة الوجه التي تصفي معظم الجسيمات المحمولة جواً". ولا تزال المملكة المتحدة تعاني أيضاً من النقص، ففي تقارير بي بي سي في 15 أيار/مايو أن "أكثر من 100 من العاملين في مجال الرعاية الصحية" أثاروا "مخاوف بشأن كوفيد-19 ومعدات الحماية الشخصية " منذ بداية آذار/مارس.

0:00 0:00
Speed:
May 23, 2020

الرأسمالية جعلت الهاتف المحمول في يد كل طفل لكنها لم تستطع إنتاج كمامات كافية لحماية أطبائها وممرضيها

الرأسمالية جعلت الهاتف المحمول في يد كل طفل

لكنها لم تستطع إنتاج كمامات كافية لحماية أطبائها وممرضيها

(مترجم)

الخبر:

ذكرت صحيفة واشنطن بوست في 20 أيار/مايو "هنالك نقص حاد في معدات الحماية الشخصية للعاملين في مجال الرعاية الصحية" في الولايات المتحدة، حيث أشار ما يقرب من الثلثين إلى "إمدادات غير كافية من أقنعة الوجه التي تصفي معظم الجسيمات المحمولة جواً". ولا تزال المملكة المتحدة تعاني أيضاً من النقص، ففي تقارير بي بي سي في 15 أيار/مايو أن "أكثر من 100 من العاملين في مجال الرعاية الصحية" أثاروا "مخاوف بشأن كوفيد-19 ومعدات الحماية الشخصية " منذ بداية آذار/مارس.

التعليق:

كان لنقص معدات الحماية الشخصية تأثير عميق يتجاوز بكثير معدلات الإصابة العالية والوفيات التي لا داعي لها للعاملين في مجال الرعاية الصحية في الخطوط الأمامية. لقد ساهم نقص معدات الحماية الشخصية بالتأكيد بشكل كبير في انتشار كوفيد-19 في عموم السكان، وقد أعلنت وسائل الإعلام هذا الأمر. فمنذ بداية انتشار هذا الفيروس في جميع أنحاء العالم، كان من الواضح أن أقنعة الوجه ذات قيمة في إبطاء الانتشار، ولكن منظمة الصحة العالمية والسلطات الصحية الوطنية حولها أصدرت إشادات خاطئة، حتى وقت قريب، كان هنالك انتقاد واسع لارتداء قناع الوجه حيث وصف بأنه عمل أناني من شأنه أن يحرم العاملين في مجال الرعاية الصحية من معدات الحماية الشخصية النادرة. وبدلاً من تصنيع معدات الوقاية الشخصية الكافية، أخبرت الحكومات الغربية رعاياها أن العاملين في مجال الرعاية الصحية هم فقط من بحاجة إليها. كان هذا تضليلاً إجرامياً، حيث تم إخفاء الفشل السياسي بقشرة العلم وسلطة منظمة الصحة العالمية. بمجرد أن بدأ الفيروس في الانتشار في المجتمعات، كان يجب أن يرتدي الناس الأقنعة، إلى جانب الحفاظ على درجة من التباعد الجسدي، كل هذا كان من الممكن أن يقلل بشكل كبير من انتشاره ومن عدد الوفيات اللاحقة، كما أنه كان من الممكن أن يجعل إغلاق الاقتصادات غير ضروري بشكل تمام.

لقد كان هناك تأخير كبير في إبلاغ السلطات الصينية عن انتقال كوفيد-19 من البشر إلى البشر، وأصبح طبيب المختبر لي وين ليانغ صريعاً عالمياً عندما أصيب ومات من الفيروس الذي طلب منه ألا يخبر العالم عنه. ومع ذلك، فهو ليس الطبيب الوحيد الذي تم إسكاته. على سبيل المثال، أفادت بي بي سي نيوزنايت كيف أخبرهم طبيب بريطاني "أحضروني أمام لجنة من كبار المديرين - كان الأمر مخيفاً للغاية"، وأمروني بأن أتوقف عن إثارة ضجة. وقال "إنه أمر مثير للقلق للغاية أننا لا نستطيع حتى أن نقول إن زملاءنا ماتوا، من فضلك لا تدعنا نكون التالين".

لقد فشلت مبادئ السوق الحرة بشكل واضح عندما افتقرت أمريكا وبريطانيا إلى القدرة التصنيعية لصنع قطع بسيطة من القماش ومعدات الوقاية الشخصية البلاستيكية لحماية شعبهما. وينطبق الشيء نفسه على اختبار المجموعات والأدوية وإنتاج اللقاحات. سيرفض رجل دولة مسؤول مفهوم شراء أرخص المنتجات في السوق العالمية على حساب الاكتفاء الذاتي.

يُقال إن الإنجاز الكبير للرأسمالية هو قدرتها الإنتاجية الضخمة. لقد قيل إن الإنسانية محظوظة للغاية لأن لديها رأسمالية حيث تعطينا الكثير من الأشياء، على الرغم من أننا لسنا بحاجة إليها وينتهي بنا الأمر برمي معظمها بعيداً وتدمير بيئة الكوكب الخاصة بنا إلى حد أن الكارثة العالمية بدت تلوح في الأفق قبل أن يأتي كوفيد-19 ليوجهنا إلى شيء آخر يدعو للذعر. قد يقول البعض إن الرأسمالية تعطينا ما نريد، وليس ما نحتاج إليه، لكنها أسوأ من ذلك بالطبع، لأن الرأسمالية تخلق رغباتنا لأنفسنا. كان لهذه الأيديولوجية الطائشة الكثير من الجمود، وكانت الديمقراطية مستعبدة للغاية من "قوى السوق" لدرجة أن السياسيين كانوا غير قادرين على السيطرة، لكن أضف إلى ذلك، حتى عندما حاولت الشركات توفير الطلب على معدات الحماية الشخصية، وجد الكثيرون أن البيروقراطية التي لا يمكن التغلب عليها تتصدى لهم وتوقفهم.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. عبد الله روبين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı