الرد على وقاحة الهند في بنائها لسياج إلكتروني متطور لإغلاق الحدود مع بنغلادش يكون بإقامة الخلافة على منهاج النبوة
الرد على وقاحة الهند في بنائها لسياج إلكتروني متطور لإغلاق الحدود مع بنغلادش يكون بإقامة الخلافة على منهاج النبوة

في الثالث عشر من آب/أغسطس 2017م، أعلنت قوات الأمن الحدودية الهندية أنها ستبني نظامًا جديدًا لحراسة الحدود يُسمى "نظام إدارة الحدود المتكاملة الشاملة" لإغلاق الحدود بين الهند وبنغلادش، وسوف تقوم بنشر نظام مشابه للجدار الذي بناه كيان يهود في فلسطين، يشمل آلات مراقبة تعمل بنظام الدوائر التلفزيونية المغلقة مع "فريق تدخل سريع" للتعامل مع الوضع، وادّعت قوات أمن الحدود البنغالية أن أسلوب السياج ونظام المراقبة الذكي المقترح هو من أحدث التقنيات المستخدمة في كيان يهود.

0:00 0:00
Speed:
August 23, 2017

الرد على وقاحة الهند في بنائها لسياج إلكتروني متطور لإغلاق الحدود مع بنغلادش يكون بإقامة الخلافة على منهاج النبوة

الرد على وقاحة الهند في بنائها لسياج إلكتروني متطور لإغلاق الحدود مع بنغلادش يكون بإقامة الخلافة على منهاج النبوة

الخبر:

في الثالث عشر من آب/أغسطس 2017م، أعلنت قوات الأمن الحدودية الهندية أنها ستبني نظامًا جديدًا لحراسة الحدود يُسمى "نظام إدارة الحدود المتكاملة الشاملة" لإغلاق الحدود بين الهند وبنغلادش، وسوف تقوم بنشر نظام مشابه للجدار الذي بناه كيان يهود في فلسطين، يشمل آلات مراقبة تعمل بنظام الدوائر التلفزيونية المغلقة مع "فريق تدخل سريع" للتعامل مع الوضع، وادّعت قوات أمن الحدود البنغالية أن أسلوب السياج ونظام المراقبة الذكي المقترح هو من أحدث التقنيات المستخدمة في كيان يهود.

التعليق:

مبادرة الهند لوضع السياج الشائك والخرسانة الشائكة التي يبلغ طولها 3,406 كيلومتر بدأت قبل عدة سنوات وتم الانتهاء منها في عام 2012م، فبسبب الصحوة الإسلامية والمشاعر الإسلامية العالية السائدة في بنغلادش، كانت الهند دائمًا تعتبر بنغلادش تهديدًا وجوديًا محتملًا، وعلى الرغم من أنها تدّعي أن الهدف من السياج الحدودي هو منع "الإرهاب" والتهريب و"التسلل" إلى أراضيها، إلا أن قواتها الحدودية هي التي تمارس الإرهاب ضد أهل بنغلادش كل يوم، فهي التي قتلت أكثر من 1200 من القرويين الفقراء في بنغلادش خلال السنوات العشر الماضية، وبتعاملها مع الجميع كمشتبه بهم، حولت الهند المنطقة الحدودية بين الهند وبنغلادش بأكملها إلى حقل للقتل من خلال سياستها الروتينية والتعسفية فيما يعرف بسياسة "إطلاق النار على الموقع". للأسف، لا يوجد كيان يعاقب مجرمي قوات الأمن الهندية الذين يتمتعون بالحصانة من الملاحقة القضائية من قبل حكومتهم التي تكره الإسلام، ولغاية اليوم لم تتم محاكمة ولو ضابط واحد من قوات الأمن التي تقتل بوحشية القرويين الذين يسكنون في المنطقة الحدودية، وقضية القتل البشعة التي ارتُكبت في تموز/يوليو 2015م بحق المغدورة القاصر (فيلاني خاتون) البالغة من العمر 15 عامًا، هي مثال على استهانة الهند بالمحاكمة، حيث برأت المتهم (أميا غوش) واعتبرته بطلًا عظيمًا من قوات الأمن لقتله الفتاة المذكورة، فوجد جنود الجيش مزيدًا من التشجيع على قتل المزيد من البنغاليين بذريعة حماية الحدود.

في خضم الارتفاع المثير للجزع في قتل القرويين المحليين العزل وغير المسلحين في بنغلادش، تحركت الدولة المشركة الآن خطوة إلى الأمام لتعزيز حالة العنف على الحدود، بسعيها للحصول على مساعدة من عدو المسلمين اللدود كيان يهود للحصول على التكنولوجيا الحديثة لقتل المسلمين بشكل أكثر فاعلية! يقول الحق q: ﴿لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا﴾.

أمام هذا العداء الهندي السافر، لم يخيّب حكامنا بموقفهم ظننا فيهم، فبينما تتخذ الدولة المحاربة الهند تدابير لقتل المسلمين بشكل أكبر، فإن حكومة حسينة، وبدلًا من الاحتجاج، كانت مستعدة لإهانة شعبها من خلال زيارتها الأخيرة للهند في 8 من نيسان/أبريل 2017م، حيث أخذت معها الهدايا للقيادة الهندية التي تأمر قوات الأمن التابعة لها بقتل أهلنا! إن الحكام الأقنان هم وحدهم الذين يغضون النظر عن الوحشية الدموية لهذه الدولة المارقة ويقولون كما قالت حسينة: "لقد زرت الهند للبحث عن الصداقة"، وعلاوة على ذلك، وقبل أسبوع، كانت هذه الحكومة المشينة قد احتفلت مع ضباط حرس الحدود الهندية في مهرجان "راكشا باندان" (وهو مهرجان ديني هندوسي للربط بين الأخ وأخته!). هذا هو أقصى ما يمكن لقادتنا القيام به، السعي للصداقة وإعطاء الهدايا والاحتفال مع العدو الذي استمر في قتل أهلنا! لقد اعتبرتنا الهند دائمًا عدوًا لها، وتمكنت من ارتكاب الجرائم باستمرار من خلال الاستفادة من النظام السياسي الفاسد القائم في بلادنا. يعتقد زعماء الحزب الحاكم أنهم يحتاجون إلى "بركة" الهند للبقاء في السلطة، وهم لن يجدوا أبدًا ما يكفي من الشجاعة للاحتجاج على الهند على أي شيء تقوم به على الحدود، سواء أكان بناء سدود نهرية أم قناطر أم أسوار تنتهك الأعراف الدولية.

لقد رأينا أن الهند التي يشيد بها أسيادها الغربيون قد استغلتنا دائمًا سياسيًا واقتصاديًا منذ تأسيس دولة بنغلادش، وكان بناء الأسوار جزءًا من تحركاتها الاستراتيجية، ومن المؤكد أن الهند لا تخشى حكومة بنغلادش المستسلمة لها. إن حاجة الهند لبناء سياج فائق التقنية هي بالتأكيد ليست لأي سبب حالي، بل هي تشعر أن عودة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة باتت وشيكةً في بنغلادش، والتي ستشكل تهديدًا حقيقيًا لها، وتتخذ ضدها التدابير لحماية أراضيها. لكن إرادة الله q بإقامة الخلافة على منهاج النبوة سوف تكون بإذن الله في شبه القارة الهندية، وسوف تتحرر شعوب هذه المنطقة مرة أخرى، قال رسول الله e: «عِصَابَتَانِ مِنْ أُمَّتِي أَحْرَزَهُمَا اللَّهُ مِنْ النَّارِ؛ عِصَابَةٌ تَغْزُو الْهِنْدَ، وَعِصَابَةٌ تَكُونُ مَعَ عِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ عَلَيْهِمَا السَّلَام» (النسائي).

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عماد الأمين

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية بنغلادش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı