الرئيس الفرنسي هولاند يدعو إلى إسلام فرنسي بحيث يكون هو مشرعه العلماني (مترجم)
الرئيس الفرنسي هولاند يدعو إلى إسلام فرنسي بحيث يكون هو مشرعه العلماني (مترجم)

الخبر: قال الرئيس الفرنسي هولاند في خطاب ألقاه في 8 أيلول/سبتمبر عام 2016: "إن ما نحتاج إليه لتحقيق النجاح معًا هو إيجاد إسلام فرنسي"، وقال أيضًا: "إن الجمهورية لا يمكن أن تقبل وضعًا حيث يتم فيه تدريب معظم الأئمة في الخارج، وأحيانًا لا يتكلمون لغتنا".

0:00 0:00
Speed:
September 14, 2016

الرئيس الفرنسي هولاند يدعو إلى إسلام فرنسي بحيث يكون هو مشرعه العلماني (مترجم)

الرئيس الفرنسي هولاند يدعو إلى إسلام فرنسي

بحيث يكون هو مشرعه العلماني

(مترجم)

الخبر:

قال الرئيس الفرنسي هولاند في خطاب ألقاه في 8 أيلول/سبتمبر عام 2016: "إن ما نحتاج إليه لتحقيق النجاح معًا هو إيجاد إسلام فرنسي"، وقال أيضًا: "إن الجمهورية لا يمكن أن تقبل وضعًا حيث يتم فيه تدريب معظم الأئمة في الخارج، وأحيانًا لا يتكلمون لغتنا".

التعليق:

تأتي هذه التعليقات الآن ردًا على موجة من الهجمات (الإرهابية) التي تعرضت لها فرنسا في الأشهر الأخيرة، إن هذه التصريحات تعتبر أحدث حلقة ضمن سلسلة طويلة جدًا من المحاولات لطمس هوية المسلمين وصهرها في بوتقة القيم العلمانية الفرنسية. يعتقد الرئيس هولاند أن لديه الحق في صنع إسلام جديد كليًا بحيث يتناسب مع النظام الجمهوري الفرنسي العلماني العنصري الخبيث، وهو يدعي أن فرنسا يمكنها التمسك بمكانة أخلاقية سامية أثناء الوقوف ضد (الإرهاب). إنه مخطئ في الحالتين، ولكن للأسف يحمل السياسيون الفرنسيون وجهات نظره على نطاق واسع سواءٌ من اليسار أم من اليمين. فقد أصابت الغطرسة الاستعمارية القبيحة الخطاب السياسي الفرنسي، إنه أمر مخزٍ بحق.

إنه أمر مخزٍ لأن الثورة الفرنسية التي جلبت العلمانية والتي يحاول الرئيس هولاند الدفاع عنها، قد أنجبت أيضًا مفاهيم (الإرهاب) وممارستها كوسيلة للسيطرة السياسية. فقد شهدت الثورة الفرنسية ولادة ما يعرف "بعصر العقلانية"، ولكن أحد أول الأشياء التي اخترعها "عصر العقلانية" هذا كانت آلة تسمى المقصلة لقطع رؤوس الناس، والتي قد تم استخدامها في الفترة ما بين 1793-1794م لقطع رؤوس 2639 شخصاً في باريس وحدها. وكان الهدف من المقصلة هو إرهاب الناس، وقد كان قادة الثورة يبتهجون فرحًا بها، فقد شرعوا وكرسوا (الإرهاب) كمفهوم سياسي ديمقراطي. وقد عرّف ماكسمليان روبسبير (الإرهاب) بأنه: "انبثاق الفضيلة؛ وهو أقل مبدئية في حد ذاته من نتائج المبدأ العام للديمقراطية".

وقد أخذت فرنسا بتصدير الديمقراطية و(الإرهاب) إلى البلاد التي استعمرتها. ففي عام 1830م غزت الجزائر وطبقت مبدأ (الإرهاب) في هذه المستعمرة الجديدة. وقد جرى سحق المظاهرات ضد الاحتلال في عام 1845م وقتل 45000 شخص في المدن الجزائرية سطيف وقالمة وخراطة. وقد وصف الكولونيل الفرنسي لوسيان دي مونتاينا كيف أن "الحضارة الفرنسية" يجب أن تؤكد ذاتها في رسالة إلى صديق بتاريخ 15 آذار/مارس عام 1843م، بقوله: "هذه هي الطريقة، يا صديقي العزيز، التي يجب من خلالها شن الحرب ضد العرب: قتل جميع الرجال فوق سن الخامسة عشرة، وأخذ كل نسائهم وأطفالهم، ووضعهم على السفن البحرية وإرسالهم إلى جزر الماركيز أو إلى أي مكان آخر. بكلمة واحدة، إبادة كل الذين يرفضون الزحف تحت أقدامنا كالكلاب". وفي القرن العشرين، عندما حاول أهل الجزائر نيل استقلالهم مرة أخرى، تعرضوا لحملة شرسة من حملات الإرهاب. فبين عامي 1954 و1962م قتل نحو 1.5 مليون من أهل الجزائر من خلال الاستهداف الوحشي والعشوائي للسكان المدنيين وإبادة قرى بأكملها. وهكذا، جلب الاغتصابُ الممنهج والتعذيبُ وقطعُ الرؤوس الإرهابَ إلى كل شيء وقف أو تنفس في وجه الجنود الفرنسيين.

وفي هذا العصر يجري إرهاب المسلمين في باريس نفسها. ففي 17 تشرين الأول/أكتوبر عام 1961م، جرى سحق مظاهرة سلمية قام بها عدد من أهل الجزائر ضد الاحتلال الفرنسي للجزائر وقتل خلالها 200 متظاهر. وفي شوارع فرنسا الكبرى، فتحت الشرطة الفرنسية النار على الحشود وقتلت عددًا منهم. وعلى جسر نويي قُتل الكثيرون بالرصاص، وتعرض أهل الجزائر للضرب حتى فقدوا الوعي وألقي بهم في نهر السين حتى يغرقوا. وطوال الليل زادت وتيرة الاعتقالات والضرب والتعذيب مما أدى إلى زيادة أعداد القتلى.

إذا كان الرئيس هولاند جادًا فعلًا في مواجهة (الإرهاب) فيجب عليه أن يلقي نظرة طويلة عميقة وشاملة على القيم الجمهورية للثورة الفرنسية التي يروج لها، لأنها هي بوابة الإرهاب الحقيقية والسبب فيه، وليس الإسلام. ومن أجل تنفيذ حملته الاستعمارية التي تسمى "الإسلام الفرنسي"، يريد هولاند تسخير "مؤسسة الإسلام الفرنسي" التي أنشأها حديثًا وعين شخصًا غير مسلم رئيسًا لها: جان بيير شيفينما الذي دافع عن تعيينه بادعائه "معرفة الكثير عن الإسلام" لأنه "زار الجزائر والقاهرة قبل 40 أو 50 عامًا". فعلًا لن يتوانى المستعمرون أبدًا عن ممارسة غطرستهم ونفاقهم!

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. عبد الله روبين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı