الصعوبات التي تواجه السياسة الأمريكية تؤكد فشل المؤسسة العلمانية
الصعوبات التي تواجه السياسة الأمريكية تؤكد فشل المؤسسة العلمانية

الخبر:   بعد جولات متتالية من التصويت لكيفن مكارثي الجمهوري ليصبح رئيسا لمجلس النواب الأمريكي، ظل 20 عضوا جمهورياً متشدداً يعارضون تنصيبه. وقد أدى الصراع في الحزب الجمهوري إلى إيجاد شلل سياسي في واشنطن، حيث يشكّل الوضع الراهن أسوأ أزمة دستورية منذ أكثر من مائة عام، ويتبادل المراقبون أطراف الحديث حول ما إذا كان هذا التمرد علامة على أمور أسوأ قادمة للسياسة الأمريكية. (الجاردين)

0:00 0:00
Speed:
January 09, 2023

الصعوبات التي تواجه السياسة الأمريكية تؤكد فشل المؤسسة العلمانية

الصعوبات التي تواجه السياسة الأمريكية تؤكد فشل المؤسسة العلمانية

الخبر:

بعد جولات متتالية من التصويت لكيفن مكارثي الجمهوري ليصبح رئيسا لمجلس النواب الأمريكي، ظل 20 عضوا جمهورياً متشدداً يعارضون تنصيبه. وقد أدى الصراع في الحزب الجمهوري إلى إيجاد شلل سياسي في واشنطن، حيث يشكّل الوضع الراهن أسوأ أزمة دستورية منذ أكثر من مائة عام، ويتبادل المراقبون أطراف الحديث حول ما إذا كان هذا التمرد علامة على أمور أسوأ قادمة للسياسة الأمريكية. (الجاردين)

التعليق:

ليست هذه المرة الأولى التي يهدد فيها اليمين المتطرف في الحزب الجمهوري قيادة ومصير الحزب نفسه. فقد كان صعود حزب الشاي الذي تلته رئاسة ترامب بمثابة اختبار لعزيمة الحزب الجمهوري. ولكن ربما كان الحدث الأكثر شدة هو تمرد 6 كانون الثاني/يناير في الكابيتول هيل العاصمة في عام 2022. فلم يكشف هذا فقط عن شقوق عميقة بين الجمهوريين والديمقراطيين، بل أدى أيضاً إلى تأجيج التوترات بين صفوف كلا الحزبين.

وبالنسبة للحزب الجمهوري، فإن اليمين المتطرف الذي تغذيه قاعدة المحافظين النصارى المتطرفين جعل من الصعب الحفاظ على جبهة موحدة، وينتمي العشرون عضوا أو نحو ذلك من الجمهوريين المعارضين لمكارثي إلى كتلة الحرية في مجلس النواب، وهم الفصيل الأكثر يميناً في الحزب الجمهوري. ويعارض هذا الفصيل إصلاحات الهجرة والأسلحة، ويدعو إلى سياسات مالية محافظة، ويؤيد القيم النصرانية، ويعارض الحكومة الكبيرة، وله علاقات وثيقة بمجمع النفط والصناعات العسكرية، ويتبنى بعض أتباعها معتقدات نظرية المؤامرة QAnon، ويعارضون بشدة الزواج من الجنس نفسه وهم من المؤيدين المخلصين لترامب.

يعتقد هؤلاء المتمردون أن مكارثي ليس قوياً بما يكفي لمواجهة إدارة بايدن ويخشون أنه سوف يمنح الديمقراطيين ميزة غير عادلة قبل الانتخابات العامة في عام 2024. وقد قدّم مكارثي العديد من التنازلات لاسترضاء المتمردين اليمينيين المتطرفين، وبالرغم من ذلك فإنه لم يتمكن من إقناعهم، في إشارة إلى أن الأمر لن يتم حله قريباً، وقد أدى المأزق إلى توقف العملية التشريعية، وهذا يؤثر بشدة على الأعمال الحكومية.

ويميل الحزب الديمقراطي أيضاً إلى فصيله اليساري المتطرف الذي تحركه أجندة مادية تحت ستار ما بعد الحداثة. ويستمر الحزب الديمقراطي في التنازل عن الأرض لصالح اليسار المتطرف بشأن قضايا مثل المثلية LGBTQ+ وسياسات الهوية والقيم المعادية للدين مثل المؤيدة للإجهاض. ولدى هذا الفصيل علاقات وثيقة مع وادي السيليكون وقطاع التكنولوجيا الكبير.

إن ما نشهده في السياسة الأمريكية اليوم هو أن كلا الحزبين يتنازل باستمرار مع أقصى اليمين واليسار المتطرف لتمرير تشريعات من غير المرجح أن يتم الالتزام بها عندما يصل الحزب الآخر إلى السلطة. وهذا الصراع على السلطة بين أقصى اليمين واليسار المتطرف والمؤسسة ليس بجديد، فهو نتاج نزاع مرير بين الدين والمادية والذي بدأ في أوروبا قبل بضعة قرون. ففي القرن السابع عشر استخدمت النخب الحاكمة في إنجلترا فلاسفة المؤسسة للتوصل إلى حل وسط بين القوى الدينية التي تعمل تحت رعاية رجال الدين والملكية، مع القوى المادية السرية التي يمثلها الفلاسفة الملحدون. وفي نهاية المطاف، تم التوصل إلى تسوية تاريخية في منتصف القرن الثامن عشر وتم فصل الدين عن الأمور الزمنية في الحياة، وأصبح يعرف فيما بعد وعلى نطاق واسع باسم العلمانية واستمر في تحديد السياسة الغربية حتى يومنا هذا.

لقد كان المقصود من التسوية التي صاغتها المؤسسات الغربية في إنجلترا هو وضع حد للأجندة المادية والحفاظ على التوازن بين الدين في المجال الخاص وشكل معتدل من المادية في الحياة العامة. ومع ذلك، شعر الماديون بالخداع من التسوية، التي لم تقبل سوى التخفيف من أجندتهم المادية. وبعد ذلك واصل الماديون نضالهم ضد المؤسسات الغربية للقضاء على النصرانية والعلمانية، واستبدال سيادة المادية بها في جميع مناحي الحياة. وعلى مر القرون، مكّنت سلبية النصارى الماديين من انتزاع تنازلات أكبر من المؤسسات الغربية، لدرجة أن المؤسسات بدت غير مفهومة للعديد من مراقبي السياسة الغربية.

ويستمر هذا الصراع ذاته اليوم في أمريكا، وهو بين النصارى المحافظين من أقصى اليمين واليسار المتطرف ما بعد الحداثيين. وتقدّم المؤسسة العلمانية للحزب الجمهوري والحزب الديمقراطي باستمرار تنازلات مع فصائلهما المتطرفة لدعم أمريكا العلمانية، ومن غير المرجح أن يوقف انتخاب مكارثي كمتحدث مثل هذه المعارك، ولنا أن نتوقع كم من الوقت ستستمر هذه المعركة قبل أن تطغى هذه القوى على المؤسسة الأمريكية، حيث يحتقر كل من أقصى اليمين النصراني واليسار المتطرف المادي الحداثة ويسعون إلى قلبها.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد المجيد بهاتي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı