السعودية تسترضي أمريكا حكومة وشعبا وتخدع الشعوب الإسلامية
السعودية تسترضي أمريكا حكومة وشعبا وتخدع الشعوب الإسلامية

 الخبر:   في مقابلة حصرية متلفزة مع وزير خارجية السعودية عادل الجبير على قناة سي إن إن الأمريكية مع المذيع ولف بليتزر في برنامجه ذا سيتيويشن رووم رد الوزير على مجموعة من الأسئلة بالتصريحات التالية: "ويمكننا البحث بإمكانية إرسال قوات خاصة إلى سوريا ولكن الأمور ستكون أصعب وأطول بحال بقاء الأسد في السلطة".

0:00 0:00
Speed:
January 24, 2016

السعودية تسترضي أمريكا حكومة وشعبا وتخدع الشعوب الإسلامية

السعودية تسترضي أمريكا حكومة وشعبا وتخدع الشعوب الإسلامية

الخبر:

في مقابلة حصرية متلفزة مع وزير خارجية السعودية عادل الجبير على قناة سي إن إن الأمريكية مع المذيع ولف بليتزر في برنامجه ذا سيتيويشن رووم رد الوزير على مجموعة من الأسئلة بالتصريحات التالية:

"ويمكننا البحث بإمكانية إرسال قوات خاصة إلى سوريا ولكن الأمور ستكون أصعب وأطول بحال بقاء الأسد في السلطة".

وفي موضوع النفط في العالم قال "أظن أن الناس عليهم العودة إلى أساسيات الاقتصاد التي طرحها آدم سميث".

مقتطفات من اللقاء على موقع قناة سي إن إن بالعربي 2016/1/20م

تسجيل اللقاء كامل على موقع اليوتيوب 2016/1/19م

التعليق:

إن عمالة السعودية لأمريكا بعد استلام سلمان الحكم صارت أمرا واضحا وضوح الشمس في رابعة النهار؛ وإن سير حكام السعودية بحسب المخططات الأمريكية في الشرق الأوسط قد وصل إلى مرحلة لم يصل إليها من قبل. فقد وصل إلى مرحلة يقوم فيها التلميذ "العميل" بتقديم مقترحات الخيانة لأستاذه "السيد" حتى يرضى عنه ويقدمه عن بقية العملاء بل إنه وصل مرحلة الاستعجال بالتنفيذ بمجرد الإشارة عن بعد من أستاذه؛ وهو الأمر الذي نلاحظه بشكل مخزٍ في مقابلة الجبير على قناة السي إن إن الأمريكية في برنامج تلفزيوني موجه بالدرجة الأولى للداخل الأمريكي.

فها هو وزير خارجية السعودية يطرح موضوع التدخل البري بالنيابة عن أمريكا، وتبع هذا التصريح أيضا التذكير الذي جاء على لسان المتحدث الرسمي باسم قوات التحالف العربي أحمد عسيري حيث قال "الطيارون السعوديون يقومون بطلعات في الأجواء السورية"، وحول "التحالف الإسلامي"، قال العسيري إن الهدف منه يأتي لإعادة الصورة الحقيقية للإسلام بعد تشويهها من قبل تنظيم الدولة، مؤكدا أن هذا التحالف سيرى النور قريبا. (روسيا اليوم 2016/1/22م)

فبعد أن شكلت السعودية ما يسمى بـ"التحالف الإسلامي لمحاربة الإرهاب" ها هي تزيد من استرضائها لأمريكا بأنها على استعداد للبحث في مسألة إرسال قوات خاصة إلى سوريا الأمر الذي ردت عليه أمريكا بتصريح وزير دفاعها نقلا عن رويترز "سيتم نشر قوات برية ضد تنظيم الدولة في العراق وسوريا". (موقع قناة الجزيرة 2016/1/22م)

إن التحالف الإسلامي لمكافحة الإرهاب الذي شكلته السعودية والذي سوف يرى النور على أرض الواقع من خلال تدخلات عسكرية سواء برية أم جوية ما هو إلا أداة احتلال جديدة لأمريكا لتقوي من موقفها في العراق وتثبت أركان الحكومة الانتقالية التي تسعى لتشكليها بعد المفاوضات في سوريا، وهو الأمر الذي تقوم الحكومة السعودية بدعمه بكل قوتها، وفي هذا السياق يأتي تصريح الجبير في المقابلة نفسها حين قال "أظن أن مفتاح إلحاق الهزيمة بداعش في سوريا والعراق يمر بتغيير نظام بشار الأسد في سوريا وتطبيق الإصلاحات المتفق عليها قبل عام ونصف في العراق من أجل ضمان توزيع السلطات بعدالة بين مختلف الطوائف في العراق"، ويقصد بحديثه عن الإصلاحات المتفق عليها ما تقوم به أمريكا بدعم عميلها الجديد في العراق حيدر العبادي وحكومته المهزوزة.

إن انسلاخ حكام السعودية عن أمتهم ودينهم يصل بهم إلى مرحلة يدعون فيها لأي مبدأ إلا مبدأ الإسلام، وهو ما نسمعه في تصريحات الجبير التي يدعو فيها الناس إلى العودة إلى مبادئ آدم سميث والذي يعتبر رائد النظريات الرأسمالية الاقتصادية الحديثة، والتي ما ورّثت للعالم إلا النكبات والويلات؛ وهي نفسها المبادئ التي بدأ الغرب ومنظروه بمراجعة التفكير بها كحل لمشاكلهم اليومية!

إن المبادئ التي شرعها لنا الله لهي وحدها القادرة على حل مشاكل الناس الاقتصادية والسياسية والاجتماعية... وإن طريقة تطبيق هذه المبادئ لا تكون إلا من خلال دولة إسلامية تحكم المسلمين وتقود البشرية إلى ما فيه الخير والصلاح.

إن حكام آل سعود يخدعون المسلمين ويزيدون من نفاقهم وتبعيتهم لسيدتهم أمريكا مع حفاظهم على كذبة أنهم الحامون لهذا الدين والحاملون لرايته، ولذلك وجب علينا أن نذكرهم بالله وحسابه وأن وراءهم يوم تشخص فيه الأبصار وأنهم سوف يُسألون عن كل ما يصيب المسلمين من ويلات ومصائب وأن العودة عن هذه الذنوب كلها لا تكون إلا بالعودة إلى شرع الله وحده.

وإن على المسلمين في بلاد الحرمين أن يستفيقوا على حقيقة هؤلاء الحكام العملاء ولا ينخدعوا بتصريحاتهم وتصرفاتهم وأن يبصروا طريقهم نحو ما أمرهم الله به من تطبيق شرعه من خلال دولة الخلافة الراشدة، والتي وعدنا رسولنا r بعودتها في الحديث الصحيح حين قال «ثم تكون خلافة على منهاج النبوة».

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

ماجد الصالح

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı