الشباب المسلم في أستراليا تضارب بين الاستيعاب والحملات الإعلانية للتكامل الوطني (مترجم)
الشباب المسلم في أستراليا تضارب بين الاستيعاب والحملات الإعلانية للتكامل الوطني (مترجم)

الخبر: وصل التمويل الجماعي لحملة حجاب ليوم واحد في أستراليا تضامنًا مع الفتيات اللواتي يرتدين الحجاب إلى 100 ألف دولار. أُزيلت لوحة إعلانية للعيد الوطني الأسترالي، كانت تُظهر فتاتين ترتديان الحجاب من مكانها بمدينة ملبورن، بعد تهديدات للشركة التي وضعتها.

0:00 0:00
Speed:
January 22, 2017

الشباب المسلم في أستراليا تضارب بين الاستيعاب والحملات الإعلانية للتكامل الوطني (مترجم)

الشباب المسلم في أستراليا

تضارب بين الاستيعاب والحملات الإعلانية للتكامل الوطني

(مترجم)

الخبر:


وصل التمويل الجماعي لحملة حجاب ليوم واحد في أستراليا تضامنًا مع الفتيات اللواتي يرتدين الحجاب إلى 100 ألف دولار.

أُزيلت لوحة إعلانية للعيد الوطني الأسترالي، كانت تُظهر فتاتين ترتديان الحجاب من مكانها بمدينة ملبورن، بعد تهديدات للشركة التي وضعتها.

وكانت اللوحة الرقمية تُظهر صوراً متعاقبة لأشخاص من خلفيات ثقافية مُتنوّعة. أحدثت إحدى تلك الصور لفتاتين مُسلمتين أمام العلم الأسترالي، مناقشات غاضبة بين مُستخدمي المواقع الإلكترونية. إذ انتقد المئات تلك الصورة لكونها "تعتني باللياقة السياسية أكثر من اللازم" أو أنها ليست انعكاساً حقيقياً للعيد الوطني الأسترالي.

 يوم الأربعاء تم تدشين حملة من قبل إدج للإعلانات لجمع تبرعات لتغطية تكلفة لافتة جديدة وحملة إعلانية مطبوعة تحمل صورًا لذات الفتاتين المحجبتين. وفي غضون سبع ساعات، جمعت الحملة ما هدفت إليه بمبلغ 50 ألف دولار ثم ارتفع ليصل إلى 100 ألف دولار لتمويل "لوحات إعلانية في جميع أنحاء أستراليا".

وقالت السيدة ماديجان بأن الفكرة من إعادة وضع اللوحة هي أن يظهر للمجتمع بأن "الأستراليين ليسوا عنصريين رهيبين". وقالت لـ إيه بي سي راديو ملبورن بأنها "غاضبة حقا، كانت هذه صورة لفتاتين شابتين تحتفلان بيوم أستراليا الوطني". "أنا متعاطفة مع المجتمع المسلم، فهم ملعونون إن فعلوا، وملعونون إن لم يفعلوا".

التعليق:

معركة لوحة الإعلانات التي ترعاها حكومة فكتوريا في يوم أستراليا الوطني والتي كان من ضمنها صورة فتاتين يافعتين مسلمتين ترتديان الحجاب وتلوحان بالعلم الأسترالي، أثارت ردود فعل متوقعة من قبل الجماعات اليمينية القومية المتطرفة كجبهة الوطنيين المتحدة وأتباعها العنصريين. تأججت نيران القومية المتعصبة على وسائل التواصل الإلكتروني ضد الفتاتين الشابتين المسلمتين ونتج عنها إزالة اللوحة التي تحمل صورتيهما، ما جعل الفتيات وعائلاتهن يعيشون حالة من الخوف وسط رد باهت من وزير الثقافة الفكتوري الذي قال "بأنه مُحبِط جداً من رؤية أقلية صغيرة تهاجم الأستراليين بسبب حبّهم لبلدهم". هذه هي أهمية "الأقلية الصغيرة" التي جعلت الأمر يكبر حتى أصبح مسألة قضية وطنية كفنت العيد الوطني الأسترالي ووصلت إلى حد لفت أنظار وسائل الإعلام الدولية.

ردّات فعل مضادة للعنصرية اليمينية وكراهية الإسلام من قبل أنصار التعددية الثقافية ومؤيدي الاندماج استخدموا ذات الفتاتين لصالح أجنداتهم السياسية ليظهروا للمجتمع بأن "غالبية الأستراليين ليسوا عنصريين رهيبين". ولذلك، فإن فكرة الحملة المضادة التي حُشدت وجمعت 110 ألف دولار لإعادة وضع صورة هاتين الفتاتين المسلمتين في جميع أنحاء البلاد كانت تهدف بشكل أقل إلى إظهار مشاعر "أن تكون أسترالياً" فيما كان الهدف الأكبر ألا يظهروا كعنصريين متعصبين حمقى. ومع ذلك، فإن الحملات التي تهدف إلى تشجيع الشباب المسلم على الاندماج في المجتمع تسير جنبا إلى جنب مع الحملات العنصرية التي تطالب بإدماج المسلمين.

إن الحقيقة تكمن في أن أستراليا دولة عنصرية، وبأن العنصرية عميقة وقديمة تعود للماضي القديم، سواء أكانت ضد السكان الأصليين والتي بدأت بقدوم أول أسطول للبلاد عام 1788، إلى العنصرية ضد الصينيين خلال أسيل الذهب في فترة الـ 1800، ومن ثم ضد الإيطاليين واليونانيين بعد الحرب العالمية الثانية، واللاجئين الفيتناميين والكمبوديين خلال السبعينات والثمانينات من القرن الماضي، والآن ضد المسلمين في القرن الواحد والعشرين. لذلك، فإن فكرة "الانحناء للأمام ليشمل الأمر المسلمين" ليست من سمات الموقف العنصري الأنجلو – سلتيك الأسترالي الذي يسيطر على المجتمع.

لذلك، فإن الشباب المسلم الذي يعيش في أستراليا يكافح في سبيل تنمية هويته الإسلامية في مواجهة الضغوط السياسية التي تسعى لاستيعاب أو إدماج الشباب في المجتمع وهذا أمر ليس غريباً على ما تمليه المجتمعات الليبرالية العلمانية في البلاد. إن عقم حقيقة فكرة "ملعونون إذا فعلوا، ملعونون إن لم يفعلوا" تجعل الآية القرآنية المعروفة في القرآن الكريم أكثر وضوحا لنا من أي وقت مضى. لذلك، فلتقفوا بثبات وعضّوا على هويتكم بالنواجذ أيها الشباب المسلم. فالهوية المبنية على أساس العقيدة هي التي تقنع العقل وتملأ القلب طمأنينة وتوحد قلوب المسلمين.

﴿وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ﴾ [سورة البقرة: 120]

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

ثريا أمل يسنى

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı