السلطة والأنظمة لا يريدون جرح مشاعر كيان يهود بإدانة الاستيطان!
السلطة والأنظمة لا يريدون جرح مشاعر كيان يهود بإدانة الاستيطان!

الخبر:   في خطوة تؤكد نجاح الضغوط الأمريكية التي مورست خلال اليومين الماضيين على الطرفين السلطة الفلسطينية وكيان يهود، بهدف وقف التصعيد على الأرض، جرى سحب مشروع قرار فلسطيني قُدم لمجلس الأمن بواسطة دولة الإمارات، يدين الاستيطان في الأراضي الفلسطينية، ويعتبره غير شرعي. (القدس العربي، بتصرف بسيط)

0:00 0:00
Speed:
March 01, 2023

السلطة والأنظمة لا يريدون جرح مشاعر كيان يهود بإدانة الاستيطان!

السلطة والأنظمة لا يريدون جرح مشاعر كيان يهود بإدانة الاستيطان!

الخبر:

في خطوة تؤكد نجاح الضغوط الأمريكية التي مورست خلال اليومين الماضيين على الطرفين السلطة الفلسطينية وكيان يهود، بهدف وقف التصعيد على الأرض، جرى سحب مشروع قرار فلسطيني قُدم لمجلس الأمن بواسطة دولة الإمارات، يدين الاستيطان في الأراضي الفلسطينية، ويعتبره غير شرعي. (القدس العربي، بتصرف بسيط)

التعليق:

24 ساعة فقط بعد اتصالات وزير الخارجية الأمريكي أنتوني بلينكن بكل من رئيس السلطة محمود عباس، ورئيس وزراء كيان يهود بنيامين نتنياهو، كانت كافية، لقيام الإمارات، الممثل العربي في مجلس الأمن، بسحب المشروع الفلسطيني الذي قُدم بواسطتها، والذي يدين الاستيطان، حيث كان مقررا أن يتم التصويت عليه الاثنين، بوجود أغلبية بين أعضاء المجلس الـ15.

رغم تفاهة مشروع قرار إدانة الاستيطان وعدم جدواه وتأثيره على الواقع، فإن السلطة الفلسطينية والأنظمة الحاكمة في بلادنا لم يستطيعوا المضي في إجراءات تقديمه لمجلس الأمن!!

فإدانة الاستيطان لن توقفه ولن تحرر سنتيمترا واحدا من الأرض المباركة ولن تردع كيان يهود الذي يتوسع يوميا في الاستيلاء على الأرض وبناء آلاف الوحدات السكنية التي تستشري كالسرطان في الأرض المباركة حتى فيما كان متخيلا ومتوهما قيام دولة فلسطينية عليه ضمن حل الدولتين الأمريكي الذي بات سرابا لا وجود له في ظل المتغيرات على الأرض والواقع الجديد الذي لم يبق مساحة لبلدية أو قرية تستقل بحدودها!

ومع تقزم حجم الضرر المعنوي الذي يمكن أن يلحق بكيان يهود نتيجة مشروع إدانة الاستيطان الذي قدمته السلطة إلا أنها تراجعت عنه، فهل يمكن لأصحاب ما يسمى "المشروع التحرري" أن يقدموا شيئا لهذا المشروع وهم غير قادرين على إلحاق أذى معنوي بسيط قد يحرج كيان يهود؟!

إن التحرك الحقيقي للتحرير أو استعادة المقدسات يلزم الدخول في حرب تسحق كيان يهود سحقا ولا تكتفي بمحاولة إيذائه وإحراجه فقط!

وإن هذا الحل الحقيقي لن يكون مجلس الأمن وقراراته مصدره أو مرجعيته، فمجلس الأمن أداة استعمارية بيد الغرب وعلى رأسه أمريكا عدوة الأمة الإسلامية التي وضعت له القوانين والقرارات والنظم التي من خلالها تسيطر على العالم وتديره ضمن منظومة تضمن بقاءها كدولة أولى في العالم تنهب الثروات وتستعبد الشعوب، ويساندها في ذلك حكام عملاء في بلادنا كرسوا مجلس أمنها وقراراتها الدولية كمرجعية في حل قضايا الأمة ومنها قضية فلسطين المصيرية!

فالتوجه لمجلس الأمن وجعله مرجعية في قضية فلسطين هو تكريس للرؤية الأمريكية الاستعمارية في بلادنا وتجسيد عملي لارتهان القرار السياسي في بلادنا لأمريكا وجعلها حكما وقاضيا في أخص خصوصيات الأمة الإسلامية.

فتراجع السلطة والأنظمة الحاكمة في بلادنا عن مجرد مشروع إدانة للاستيطان يعبر عن مستوى المأساة والكارثة الحقيقية التي تعيشها الأمة الإسلامية في ظل هذه الأنظمة العميلة للغرب التي لا تقوم إلا بخدمة مصالح المستعمرين ولو كان على حساب الأمة ومقدساتها وأرضها المباركة ومسرى رسولها الكريم ﷺ.

إن الحل الحقيقي لقضية فلسطين وكل قضايا الأمة الإسلامية لا يكون بالتوجه لأدوات الاستعمار كمجلس الأمن أو البنك الدولي أو ما يسمى بمحكمة العدل الدولية، بل يكون بالانعتاق التام من الاستعمار وأدواته الإجرامية التي يمثلها ويحرص على ديمومتها في بلادنا الحكام الخونة، فكان لا بد من اقتلاعهم أولا وإقامة دولة الخلافة على منهاج النبوة التي تستمد قوتها وإرادتها وسلطانها من الأمة الإسلامية وتحتكم في كل القضايا لشرع الله.. فتنطلق لتحرير الأرض المباركة وتسحق كيان يهود سحقا فلا تبقي له أثرا، دون اكتراث لمجلس أمن أو مشاريع قوانين لا تكرس إلا الظلم ولا تحمي إلا المستعمرين وكيان يهود.

وقد آن لأهل القوة وقادة الجند في الأمة الإسلامية تفعيل هذا الحل الشرعي لنتخلص من كيان يهود ونقتلع الاستعمار من جذوره ونفرض واقعا جديدا لا وجود فيه لمجلس أمن ينشر الظلم والحروب والاستعمار في العالم، ولا أثر فيه لقرارات دولية كرست الاستعباد والفوقية والعنصرية وحكم الوحوش الرأسمالية.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

الدكتور مصعب أبو عرقوب

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في الأرض المباركة (فلسطين)

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı