الصراع المسلح على حدود طاجيكستان وقرغيزستان يثبت مرة أخرى أن منظمة معاهدة الأمن الجماعي هي أداة الاستعمار الروسي!
الصراع المسلح على حدود طاجيكستان وقرغيزستان يثبت مرة أخرى أن منظمة معاهدة الأمن الجماعي هي أداة الاستعمار الروسي!

الخبر:   في 29 نيسان/أبريل 2021، ذكرت وكالة أنباء خوفار على موقعها على الإنترنت: "اليوم، 29 نيسان/أبريل، في دوشانبي، اجتماع لجنة أمناء مجالس الأمن للدول الأعضاء في منظمة معاهدة الأمن الجماعي وعقدته كل من أرمينيا وبيلاروسيا وكازاخستان وقرغيزستان وروسيا وطاجيكستان. وترأسها أمين مجلس الأمن بجمهورية طاجيكستان نصرالله محمود زودا. وتم خلال الاجتماع بحث كافة مجالات وأوجه التعاون التي تهم الدول الأعضاء في المنظمة، بالإضافة إلى مختلف جوانب القضايا الإقليمية والدولية. ...

0:00 0:00
Speed:
May 11, 2021

الصراع المسلح على حدود طاجيكستان وقرغيزستان يثبت مرة أخرى أن منظمة معاهدة الأمن الجماعي هي أداة الاستعمار الروسي!

الصراع المسلح على حدود طاجيكستان وقرغيزستان

يثبت مرة أخرى أن منظمة معاهدة الأمن الجماعي هي أداة الاستعمار الروسي!

(مترجم)

الخبر:

في 29 نيسان/أبريل 2021، ذكرت وكالة أنباء خوفار على موقعها على الإنترنت: "اليوم، 29 نيسان/أبريل، في دوشانبي، اجتماع لجنة أمناء مجالس الأمن للدول الأعضاء في منظمة معاهدة الأمن الجماعي وعقدته كل من أرمينيا وبيلاروسيا وكازاخستان وقرغيزستان وروسيا وطاجيكستان. وترأسها أمين مجلس الأمن بجمهورية طاجيكستان نصرالله محمود زودا.

وتم خلال الاجتماع بحث كافة مجالات وأوجه التعاون التي تهم الدول الأعضاء في المنظمة، بالإضافة إلى مختلف جوانب القضايا الإقليمية والدولية.

وعلى وجه الخصوص، تم إيلاء اهتمام خاص لقضايا مكافحة التطرف والإرهاب، وضمان الأمن على الحدود الجنوبية لمنظمة معاهدة الأمن الجماعي، أي في القسم الطاجيكي الأفغاني من حدود منظمة معاهدة الأمن الجماعي، والاتجار بالمخدرات، والولاية القضائية، والمساعدة القانونية في القضايا ذات الصلة في الوجود المؤقت للقوات ووسائل نظام الأمن الجماعي على أراضي الدول الأعضاء في منظمة معاهدة الأمن الجماعي، قيل عن خطة العمل المخصصة للذكرى الثلاثين من توقيع معاهدة الأمن الجماعي والذكرى العشرين لمنظمة معاهدة الأمن الجماعي".

وفي اليوم نفسه، في إشارة إلى المركز الصحفي لقوات الحدود التابعة للجنة الدولة للأمن القومي بجمهورية طاجيكستان، أفادت وكالة أنباء خوفار: "في 29 نيسان/أبريل 2021، الساعة 13:00، في مقطع نقطة توزيع المياه في جولوفني الواقعة في الروافد العليا لنهر إسفارا بالقرب من قرية خوجاي ألو التابعة لجماعة شوركوه في مدينة إسفارا، قام جنود جمهورية قرغيزستان بفتح النار على جنود حرس الحدود بجمهورية طاجيكستان".

التعليق:

وضعت روسيا أسس إنشاء معاهدة الأمن الجماعي في أيار/مايو 1992. ثم وقعت أرمينيا وكازاخستان وقرغيزستان وروسيا وطاجيكستان وأوزبيكستان عليها في طشقند. تتمثل المهمة الرئيسية للمنظمة في حماية وأمن الدول المشاركة في المعاهدة من خلال الجهود المشتركة. منذ عام 2005، دأبت روسيا على تدريب أفراد عسكريين لدول منظمة معاهدة الأمن الجماعي مجاناً. من حيث الجوهر، فإن هذا نظير لمنظمة حلف وارسو التي أنشأها الاتحاد السوفياتي ضد الناتو - منظمة حلف شمال الأطلسي.

انهار الاتحاد السوفيتي، كما انهارت منظمة حلف وارسو. تعتبر روسيا، بصفتها وريثة الاتحاد السوفيتي، بأن جمهوريات آسيا الوسطى هي مستعمراتها، ومن أجل تأمينها من استيلاء المستعمرين الغربيين على هذه البلدان، أنشأت منظمة معاهدة الأمن الجماعي. أي أن هذه المعاهدة تهدف إلى حماية مصالح روسيا في هذه المنطقة، وليس الحفاظ على علاقات الصداقة وحسن الجوار بين الدول الموقعة على المعاهدة. وبالتالي، نلاحظ كيف أنه وفي وقت اجتماع ممثلي الدول الأعضاء في منظمة معاهدة الأمن الجماعي في طاجيكستان، حيث ناقشوا التهديد المحتمل من الإرهاب وأفغانستان، بدأت طاجيكستان عدواناً عسكرياً ضد قرغيزستان.

إنها ليست الحالة الأولى لنزاع مسلح بين البلدين اللذين رسم الاتحاد السوفيتي حدودهما، والآن روسيا. تهتم روسيا بمصالحها الاستراتيجية ومواردها الطبيعية والبشرية أكثر من اهتمامها بشعوب هذه الدول.

إن هذه الأراضي غنية بالموارد الطبيعية من جهة والموقع الاستراتيجي من جهة أخرى، وكل هذا يجذب الغرب ممثلة بالولايات المتحدة إلى هذه الأراضي. لذلك نرى قلق روسيا من التهديدات الخارجية وليس الصراعات الداخلية لهذه الشعوب. علاوة على ذلك، فإن معظم هذه الصراعات تصطنعها روسيا نفسها من أجل زيادة وجودها العسكري في هذه البلدان "المستقلة".

القوات المسلحة الروسية موجودة في كل من طاجيكستان وقرغيزستان، وهذا بمثابة استعمار عسكري لهذه البلدان. هل يمكن تخيل وجود قواعد عسكرية لأوزبيكستان أو كازاخستان في الولايات المتحدة أو فرنسا؟ مستحيل!

أيها المسلمون في طاجيكستان وقرغيزستان وفي آسيا الوسطى! لقد حان الوقت لأن نتخلص من المعاهدات التي فرضها الكفار المستعمرون! حان الوقت لنطرد الحكام الفاسدين! حان الوقت لأن نضع معاهدة على أساس الكتاب والسنة! فنحن مسلمون ربنا واحد هو الله! وكتابنا واحد هو القرآن! ونبينا واحد هو النبي محمد ﷺ! يجب أن تتوحد بلادنا في دولة إسلامية واحدة هي الخلافة! يجب أن يكون حاكمنا واحداً هو الخليفة! فأسرعوا إلى مرضاة الله، توحدوا وبايعوا خليفة راشدا لدولة الخلافة الراشدة الثانية! قال الله تعالى في كتابه الكريم: ﴿وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئاً وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إلدر خمزين

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı