السياسة التركية الفاسدة تجاه سوريا
السياسة التركية الفاسدة تجاه سوريا

الخبر: الرئيس رجب طيب أردوغان يستقبل وزير الدفاع الروسي سيرغي شويغو. حيث بدأ الاجتماع، الذي كان مغلقا أمام الصحافة، في الساعة الثالثة والربع في مقر القصر الرئاسي في طربية. كما وشارك في الاجتماع رئيس هيئة الأركان العامة الجنرال خلوصي أكار، ووكيل وزارة التجارة والصناعة، هاكان فيدان، ورئيس اللجنة إبراهيم كالين. (جريدة حريات التركية)

0:00 0:00
Speed:
July 14, 2017

السياسة التركية الفاسدة تجاه سوريا

السياسة التركية الفاسدة تجاه سوريا


(مترجم)


الخبر:


الرئيس رجب طيب أردوغان يستقبل وزير الدفاع الروسي سيرغي شويغو. حيث بدأ الاجتماع، الذي كان مغلقا أمام الصحافة، في الساعة الثالثة والربع في مقر القصر الرئاسي في طربية. كما وشارك في الاجتماع رئيس هيئة الأركان العامة الجنرال خلوصي أكار، ووكيل وزارة التجارة والصناعة، هاكان فيدان، ورئيس اللجنة إبراهيم كالين. (جريدة حريات التركية)

التعليق:


خلال الأشهر الأولى من الثورة السورية. ومع أنه لم تكن قد بدأت عسكرة الثورة ولا وجدت المعارضة العلمانية. إلا أن نظام الأسد قصف بالدبابات والمدافع الشعب السوري الثائر. وقد قامت مجموعة من أهل سوريا الذين يعيشون في تركيا بترتيب اجتماع مع وزير الخارجية أحمد داود أوغلو وطلبوا منه المساعدة. وقال داود أوغلو: "إذا لم تقوموا بإنشاء مجلس، فلن نتعرف نحن ولا العالم عليكم". وقام بإخراج أولئك الذين جاءوا طلباً للمساعدة. وبعد ذلك تم تأسيس مقدمة مجلس علماني ديمقراطي، وعقدت مؤتمرات في أنطاليا، وإسطنبول، وتشكل المجلس من بعض أهل سوريا الذين يعيشون خارجها. ثم تحول مجلس المعارضة هذا إلى ائتلاف في العاصمة القطرية الدوحة مع لمسة من أمريكا، حيث صرحت وزيرة الخارجية الأمريكية هيلاري كلينتون عن ذلك بالقول بأنه "لا يوجد له امتداد في ميدان المعركة". من ناحية أخرى، تعاونت تركيا مع أمريكا عسكريا وسياسيا واستخباراتيا تحت اسم "آلية التشغيل". وشاركت تركيا في التحالف الصليبي الذي أنشأته أمريكا. وقد فتحت بعثتها أمام قوات التحالف مع أمريكا، ووافقت على التصميم الذي وافق على تمرير القوات الأجنبية. وأيدت مؤتمري جنيف وأستانة اللذين كانا من ضمن المؤامرات ضد الشعب السوري. ولعبت تركيا دوراً رئيسياً في سقوط حلب، في "إنجاح" فشل النظام وروسيا وإيران ومليشياتها في حلب. وبما أن السياسة التركية في سوريا تتقدم في إطار النظام الدولي (أمريكا)، فإن دور تركيا يبدو في الظاهر أنه لصالح الشعب السوري وضد النظام. وستستخدم تركيا هذه القوة العاطفية بمجرد وصولها إلى دورها، بالوقوف بالقرب من المهاجرين في البلاد والمجموعات المعروفة باسم "المعتدلة". لقد استخدمت هذا في الأمس مع حلب، واليوم فهي تستخدمه مع إدلب.


إن تركيا لا تشعر حتى بالحاجة إلى إخفاء خياناتها بعد الآن. فما قالته بالأمس، تقول عكسه اليوم. وهي تعتبر التعاون مع قتلة الشعب السوري؛ أمريكا وروسيا وإيران على أنه نجاح دبلوماسي. بالأمس فقط، قال الرئيس أردوغان: "ما الذي تفعله روسيا في سوريا؟" في الوقت الذي انتقد فيه سياسات إيران وأمريكا، والآن يقول إبراهيم كالين المتحدث باسم الرئيس "يجري العمل بشكل ميكانيكي، على الأرجح في منطقة إدلب، سنكون بالأخص نحن والروس، وحول دمشق روسيا وإيران، وفي منطقة درعا في الجنوب ستتولى الأردن وأمريكا الأمر، بل إن هناك اقتراحا من الروس بأنه ربما القيرغيز والكازاخيين سيرسلون أعداداً معينة من القوات أيضاً". إن أمريكا تستخدم الدول المذكورة كحصان طروادة. حيث يقومون بالأعمال القذرة نيابة عنها. وتتعاون تركيا مع أمريكا وروسيا اللتين تدعمان وبشكل علني الجماعات التي تعتبرها تركيا منظمات إرهابية.


في الواقع، التقى الرئيس أردوغان مع وزير الدفاع الروسي شويغو في إسطنبول يوم الأحد 2 حزيران/يونيو. وكما ذكرت وسائل الإعلام، فإن "الوضع في سوريا، ومفاوضات أستانة والحد من التوتر في سوريا" يقال إنها من الأمور التي ستتم مناقشتها. وليس خافياً أن إدلب هو الموضوع الوحيد. وفي إطار القرار الذي اتخذ في اجتماع أستانة، فقد تقرر أن روسيا وتركيا ستستقران في إدلب. والآن تتم مناقشة تفاصيل هذا الموضوع. إن تركيا، جنبا إلى جنب مع الجيش السوري الحر قامت في 24 آب/أغسطس 2016، بإطلاق عملية الفرات تحت اسم محاربة تنظيم الدولة في جرابلس والباب في شمال سوريا، وسحبت جماعات المعارضة المعتدلة في سوريا وقد أضعفت حلب وأدت إلى سقوطها. والآن روسيا وتركيا، اللتان سوف تستقران في إدلب تحت ذريعة محاربة حزب العمال الكردستاني / وحدات حماية الشعب، ستسلمان إدلب للنظام. وسيتم تطبيق الاستراتيجية المماثلة المطبقة في حلب على إدلب هذه المرة. وقد ضحت تركيا بحلب لبدء علاقاتها مع روسيا بعد أزمة الطائرة. والآن سوف تضحي بإدلب للمضي قدما في العلاقة.


إن على الثوار في سوريا أن يفهموا ويهتموا جيداً لعلاقاتهم مع الدول الراعية، وعليهم أن يتوحدوا تحت قيادة إسلامية سياسية صادقة لا تكذب على شعبها، وإلا سيكونون لقمة سهلة للعديد من الدول الإقليمية والدولية. لذلك فعلى الشعب السوري والثورة السورية أن يفتحوا أعينهم ويكونوا يقظين ضد شراك البلدان التي قامت بأعمال تجارية مع قتَلَتهم، وعليهم أن لا يسمحوا بتقسيمهم إلى جماعات معتدلة وجماعات متطرفة. لأن الحقيقة هي أن ملة الكفر واحدة، والكافرون هم أعداء الإسلام والمسلمين.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير


عثمان يلديز

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı