السيسي: فرعون مصر الجديد (مترجم)
السيسي: فرعون مصر الجديد (مترجم)

الخبر:   في أوائل شباط/فبراير قدم عبد الفتاح السيسي، دكتاتور مصر أوراقه ليتقدم للانتخابات الرئاسية في آذار/مارس 2018. وجاء هذا الطلب بعد انسحاب خالد علي من السباق الرئاسي، بعد أن هُدّد لوقوفه ضد السيسي. وقد ألقي القبض على مرشحين آخرين أو انسحبا أيضا من السباق الرئاسي. وكما حسني مبارك يسعى السيسي مثله تماما إلى التمسك بالسلطة، مهملا المشاكل الإنسانية والاقتصادية في مصر، الأمر الذي سيؤدي في نهاية المطاف إلى زواله.

0:00 0:00
Speed:
February 18, 2018

السيسي: فرعون مصر الجديد (مترجم)

السيسي: فرعون مصر الجديد

(مترجم)

الخبر:

في أوائل شباط/فبراير قدم عبد الفتاح السيسي، دكتاتور مصر أوراقه ليتقدم للانتخابات الرئاسية في آذار/مارس 2018. وجاء هذا الطلب بعد انسحاب خالد علي من السباق الرئاسي، بعد أن هُدّد لوقوفه ضد السيسي. وقد ألقي القبض على مرشحين آخرين أو انسحبا أيضا من السباق الرئاسي. وكما حسني مبارك يسعى السيسي مثله تماما إلى التمسك بالسلطة، مهملا المشاكل الإنسانية والاقتصادية في مصر، الأمر الذي سيؤدي في نهاية المطاف إلى زواله.

التعليق:

أثارت الثورات عام 2011 أملا كبيرا عند أهل مصر، وبخاصة عندما كان الملايين من المتظاهرين يعتقدون بأنهم أجبروا الرئيس حسني مبارك على التنحي عن منصبه بعد 30 عاما من توليه إياه. وكان المجلس الأعلى للقوات المسلحة قد تولى السلطة سريعا في الوقت الذي كان يسارع فيه للرد، وشرع في تعديل وزاري، ورفع جزئيا حالة الطوارئ وعمل على مقاضاة المسؤولين السابقين في حكومة مبارك الساقطة، لكن الكثير من هياكل السلطة في البلاد لا تزال قائمة. إن تحرك الجيش كان مجرد استرضاء للجمهور وليس من أجل تغيير النظام السياسي في البلاد. وخلال السنة التي شغلها في منصبه، لم يحاول الرئيس محمد مرسي دفع الجيش بعيدا عن السياسة، وبدلا من ذلك اختار العمل مع فصائل مختارة من الجيش ضد الآخرين. بدا عبد الفتاح السيسي مدير المخابرات العسكرية مستعدا للعمل مع مرسي الذي جعل منه وزيرا للدفاع. وقد استفاد السيسي من مرسي، حيث استغل السيسي ضعف خبرة مرسي السياسية وضعف الحكم واستولى على السلطة في عام 2013. ومنذ ذلك الحين، كان السيسي مشغولا في توطيد حكمه، وهو الآن يستعد لإعادة انتخابه مع سجل حافل بالفشل.

قام السيسي بتطهير ضباط ممن يمكن أن يسببوا بعض التشويش من الجيش قبل استبدال رئيس أركان القوات المسلحة. وتوجت فورة إطلاق النار التي دامت أربع سنوات تقريبا في كانون الثاني/يناير 2018 مع إقالة مدير المخابرات العامة.

وازداد الوضع الاقتصادي سوءا في عهد السيسي. ويبلغ معدل التضخم حاليا 14٪ مع قيام الحكومة بإزالة المرافق المدعومة سابقا بما في ذلك الكهرباء التي ارتفع سعرها بنسبة تصل إلى 40٪. ويتوقع الاقتصاديون أن يزداد هذا الوضع سوءا مع احتمال إزالة الإعانات الغذائية التي قد تُعرض عشرات الملايين لخطر عدم وجود طعام بسبب ارتفاع التكاليف. وما سيجعل الأمور أكثر سوءا في كل الاحتمالات هو محاولة استخدام الدين للخروج من هذه المشكلة. وتحول نظام السيسي إلى صندوق النقد الدولي للحصول على قرض بقيمة 12 مليار دولار ما سيجعل إجمالي ديون مصر تصل إلى 54 مليار دولار. وفي الوقت الحاضر، يُنفق 60 في المائة من دخل الدولة على تسديد الديون ما لا يترك سوى القليل جدا ليُنفق على الخدمات العامة. لقد كان لمصر تاريخ عريق مع معاهدة بريتون وودز. وفي عام 1990، أجبر الاقتصاد المصري على الانتقال من مصدّر الغذاء إلى مستورد له. فأي طعام تم إنتاجه، تم تصدير 50٪ منه لتلقي عائدات التصدير لسداد الديون. كل هذا يدل على أنه بدلا من تحسن الوضع الاقتصادي في ظل السيسي، فقد أصبح في الواقع أسوأ. فالذهاب إلى صندوق النقد الدولي هو مجرد حل قصير الأجل وسيضيف المزيد من الديون، وسيؤدي إلى إعادة تنظيم الاقتصاد بطرق من شأنها أن تديم المشاكل القائمة.

السيسي مثل الدكتاتوريين من قبله، لا تسامح عنده مع المعارضة. فقد تلقى العقيد أحمد قنصوة حكما بالسجن لمدة ست سنوات لإعلانه في تشرين الثاني/نوفمبر 2017 أنه سيتقدم للرئاسة في مواجهة السيسي في الانتخابات المقبلة. ولقي اللواء سامي عنان، رئيس أركان الجيش المصري السابق، مصيرا مماثلا عندما كشف النقاب عن نيته الترشح للرئاسة؛ حيث قام الجيش باعتقاله على خلفية مجموعة من التهم، ويبدو أن ما جرى معهم أقنع المحامي الحقوقي خالد علي بسحب ترشيحه.

لقد سُرقت ثورات الربيع العربي من الشعب. وظل الجيش في السلطة سواء خلف الكواليس أو في إدارة حقيقية للحكومة. إن ما يجب أن يفهمه أهل مصر الآن هو أن النظام في البلاد ليس متمثلا في شخص واحد بل هو الذي يسيطر فيه الجيش على أكثر من 40٪ من الاقتصاد، وحيث القليل منهم لا يهتم إلا بالحد الأدنى بالناس وشؤونهم. والسيسي مثل من سبقه من مبارك والسادات وعبد الناصر لا يهتمون إلا بالحفاظ على عروشهم.

وإن عليهم أن يرعووا مما حصل مع فرعون عبر التاريخ.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عدنان خان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı