السيسي والغرب يقتلهم الخوف من الإسلام فيريدون احتواءه والإيقاع بأهله!!‏
السيسي والغرب يقتلهم الخوف من الإسلام فيريدون احتواءه والإيقاع بأهله!!‏

الخبر:‏   القاهرة- (د ب أ): استقبل الرئيس المصري عبد الفتاح السيسي الثلاثاء عدداً من المفتين وكبار علماء ‏الدين المشاركين في المؤتمر العالمي الذي تنظمه دار الإفتاء المصرية بعنوان "الفتوى.. إشكاليات الواقع ‏وآليات المستقبل" يومي 17 و18 آب/ أغسطس الجاري.‏ وقال المتحدث الرسمي أن الرئيس أكد على أهمية تعظيم دور هيئات الإفتاء لتصبح المرجعية الوحيدة ‏لإصدار الفتاوى، بما يسهم في تحقيق استقرار المجتمع ومواجهة الإشكاليات التي تواجه الفتاوى وأهمها ‏تدخل غير المتخصصين لإصدار الفتاوى، بما يؤدي إلى حدوث انقسامات مجتمعية تهدد أمن وسلامة الناس ‏وتؤثر سلباً على عمليات التنمية الجارية. وذكر السفير علاء يوسف أن الحاضرين أكدوا أن المؤتمر يهدف ‏إلى التصدي لفوضى الإفتاء وعدم السماح لغير المتخصصين من العلماء بإصدار الفتاوى، فضلاً عن عدم ‏استغلال الدين من قبل بعض الجماعات أو القوى السياسية للتأثير على الناس.‏   التعليق:‏   ما من شك أنّ هذا المؤتمر العالمي الذي تستضيفه مصر وتنظمه دار الإفتاء المصرية، ويرعاه ‏السيسي، له دلالة كبيرة على مدى تخوف حكام المسلمين ومن خلفهم الغرب من التوجه الإسلامي الطاغي ‏والمتنامي في العالم الإسلامي، فلولا أنّ الغرب لمس حجم تأثير الإسلام على الشباب المسلم وعلى حركة ‏التغيير لما أوعز إلى عمّاله وأعوانه بمثل هكذا تحرك، فأحب شيء على قلب الغرب أن يغيب ذكر الإسلام ‏عن الساحة تماما، وتناوله هو من باب الاضطرار عندهم.‏ فإقبال الشباب المسلم والشعوب في البلاد الإسلامية على دينهم، واعتباره المخلص والخيار الوحيد ‏للتغيير، سواء بطابعه السياسي أم الجهادي أم التعبدي، أمر بارز وجلي أمام كل المراقبين والغرب، ‏والغرب يدرك أنّ الإسلام هو الخطر الأيديولوجي والحضاري الوحيد الذي يهدد حضارته وأيديولوجيته، ‏وهو يدرك أنّ الإسلام ومهما كان طابعه فهو من مشكاة واحدة ومصير أتباعه الارتداد إلى الأصول ‏والاهتداء إلى النبع الصافي.‏ ولذلك تأتي هذه المحاولات البائسة والفاشلة - إن شاء الله - في محاولة للتصدي لعملية التغيير ‏المنشودة في الأمة بحجج وذرائع صنعها الغرب على عين بصيرة ونسبها للإسلام وأهله، فالغرب إنما يريد ‏أن يجعل رؤيته ومنظاره هو منظار ورؤية الطامحين إلى التغيير والخلاص من حالة الذل والهوان التي ‏كرسها الحكام في بلاد المسلمين إرضاء لأسيادهم في الغرب.‏ والغرب يظن أنّه يمكنه أن يجعل من الإسلام كما جعلوا هم من النصرانية حينما أودعوها بين جدران ‏الكنيسة وأجنحة القساوسة والرهبان الذين انشغلوا في أوقات فراغهم في التلهي بالصبيان ونهب الأموال، ‏وفي أوقات عملهم الرسمي فهم آلهة من دون الله يلجأ إليهم الحيارى واليائسون طمعا في أن يجدوا لديهم ‏شيئا من حلول، وهكذا دواليك، فيما تخلو الساحة السياسية والرعوية للرأسماليين الجشعين ومصاصي ‏الدماء. وهكذا يظن الغرب أنّه يمكنه أن يقلد ذلك النموذج لدى المسلمين، فيحصر الإسلام في عباءات ‏ولحى زبانية الأنظمة وأزلامه، ليشرعوا للناس ما يريده الحكام والغرب، لتخلو لهم الساحة السياسية ‏والحياتية فيواصلوا استعباد الأمم واستحمار الشعوب، وبسط هيمنتهم على البلاد ونهب ثروات الأمم.‏ هذا ظنهم، ولكن خاب فألهم بإذن الله، فالإسلام المحفوظ بحفظ الله عصي على التحريف والتزوير، ولن ‏يتمكن شرذمة من المرتزقة من النيل منه وتضليل المسلمين، ما دام في الأمة رجال عاهدوا الله وعاهدوا ‏الأمة على أن يكونوا حراسا أمينين للإسلام، قوامين على الحق، فبفضل الله وجهود المخلصين ستبوء ‏محاولاتهم بالفشل وسيرد كيدهم إلى نحورهم، فحالة الوعي التي وصلت إليها الأمة أصبح من العصي معها ‏أن يتمكن الغرب من إعادة عقارب الساعة إلى الوراء، فالزمان زمان الإسلام، ولم يبق إلا قليل حتى يشرق ‏الفجر بإذن الله.‏   ‏﴿يُرِيدُونَ أَن يُطْفِؤُواْ نُورَ اللّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللّهُ إِلاَّ أَن يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ﴾‏     كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحريرالمهندس باهر صالحعضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في فلسطين

0:00 0:00
Speed:
August 20, 2015

السيسي والغرب يقتلهم الخوف من الإسلام فيريدون احتواءه والإيقاع بأهله!!‏

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı