السيسي يريد أن يسير بمصر على خطى الصين
السيسي يريد أن يسير بمصر على خطى الصين

الخبر: تحدث الرئيس المصري عبد الفتاح السيسي، في حوار مع صحف مصرية نشر بشكل متزامن الأربعاء 2017/05/18، عن ملف التنمية في ظل الزيادة السكانية، قائلا: "لاحظتم أننا بدأنا نرفع نبرة الحديث عن هذه القضية بعدما كنا نتحدث عنها على استحياء بسبب خطة تثبيت الدولة". وأضاف: "الحكومة تتحرك لدراسة برامج ومقترحات وقوانين لضبط الزيادة السكانية، بعدما ارتفع عدد المواليد سنويا إلى 2.5 مليون نسمة بمعدل يزيد على 3 أمثال النسبة فى الصين التي نجحت في ضبط النمو السكاني منذ عقود، وحققت نتائج اقتصادية مبهرة". (الأهرام)

0:00 0:00
Speed:
May 20, 2017

السيسي يريد أن يسير بمصر على خطى الصين

السيسي يريد أن يسير بمصر على خطى الصين

الخبر:

تحدث الرئيس المصري عبد الفتاح السيسي، في حوار مع صحف مصرية نشر بشكل متزامن الأربعاء 2017/05/18، عن ملف التنمية في ظل الزيادة السكانية، قائلا: "لاحظتم أننا بدأنا نرفع نبرة الحديث عن هذه القضية بعدما كنا نتحدث عنها على استحياء بسبب خطة تثبيت الدولة".

وأضاف: "الحكومة تتحرك لدراسة برامج ومقترحات وقوانين لضبط الزيادة السكانية، بعدما ارتفع عدد المواليد سنويا إلى 2.5 مليون نسمة بمعدل يزيد على 3 أمثال النسبة فى الصين التي نجحت في ضبط النمو السكاني منذ عقود، وحققت نتائج اقتصادية مبهرة". (الأهرام)

التعليق:

منذ سنوات عدة رأينا الاهتمام المتزايد بالتزايد السكاني في مصر وكانت تخرج علينا الإحصائيات السنوية لترينا أن المعدل التقريبي للزيادة السنوية يتمحور ما بين المليونين إلى المليونين ونصف المليون نسمة، ففي 2013 كان التعداد السكاني حوالي 84 مليون نسمة وفي نهاية العام الماضي وصل إلى ما يقارب الـ 92 مليون نسمة.

زيادة مباركة بإذن الله ويكفي أن تدل على زيادة في عدد المسلمين وخاصة فئة الشباب، المرحلة التي الأصل في الحاكم أن يبدع في استغلالها في تنمية البلاد وازدهارها ونهضتها، لا أن ينظر إليها على أنها العائق أمام مشاريع وخطط التنمية.

وإنه مهما زاد النمو السكاني لا يمكن أن يؤثر على الغنى أو الفقر لا إيجابا ولا سلبا، فالله هو الخالق وهو الرازق وهو الذي قدر لكل شيء في الكون مقادير تحافظ على التوازن للكون والإنسان والحياة، وما نراه حاليا من زيادة في معدلات الفقر إنما يرجع إلى سوء استخدام واستغلال ثروات البلاد وسوء الرعاية والتوزيع لها على الرعايا، وهذا عائد إلى البعد عما وضعه الله سبحانه من نظام يشبع حاجات الإنسان وغرائزه بشكل عادل يحقق الطمأنينة للإنسان حتى مع اختلاف الأرزاق كمّاً وكيفاً.

ولا أدري لماذا عندما يرى حكام المسلمين اليوم نتائج سوء رعايتهم، يعيدون السبب إلى التزايد السكاني ويضعون اللوم على السكان وعدم اعتمادهم طرق الحد من الإنجاب! وكأن هذا بيد الإنسان وليس من قضاء الله الذي إذا أراد أن يخلق نفسا لا يمكن لأي كان منعها مهما اتُخذت من أساليب ووسائل!

ثم لماذا عندما يريدون إيجاد حلول لما يعتبرونه مشكلة يبحثون في بلاد الكفر عن أمثلة لمشاكل مشابهة لمشاكلهم وكيفية حلهم لها، وينادون بلزوم اتباع نفس الحلول، رغم أن حلول الغرب لا تؤدي إلا إلى زيادة عمق المشكلة التي كلما مرت عليها الأيام والسنين ظهرت نتائج مرعبة وخللٌ في حياتهم، فالصين - التي يتخذها السيسي مثالا يحتذى به في الحد من عدد السكان والتي ادعى زورا وكذبا أن هذا كان مدعاة إلى تحقيقها لنتائج اقتصادية مبهرة - هذه الدولة بفرضها بالقوة والقانون عام 1979م (سياسة الطفل الواحد)، أي لا يحق للأبوين أن ينجبا إلا طفلا واحدا فقط ذكرا كان أو أنثى، أدى هذا القانون إلى مشاكل كثيرة منها:

  • اختلال عدد الذكور إلى الإناث بسبب عمليات الإجهاض إذا ما تبين أن الجنين أنثى، ما يعني وجود عدد كبير من الذكور لن يجدوا لهم زوجات.
  • نقص حاد في القوى العاملة، لأنه بعد مرور أكثر من ثلاثين عاما على تطبيق هذا القانون فإن فئة الشباب تقلصت بشكل كبير جدا، وبالتالي أدى إلى شيخوخة المجتمع، فأعداد المسنين زادت عن ربع السكان مما أدى إلى وجود عبء ثقيل على الدولة لرعايتهم والإنفاق عليهم.
  • هذا عدا عن انتشار ظاهرة اختطاف الأطفال والاتجار بالبشر، وحرمان الوالدين من إعادة إنجاب طفل آخر إذا فقدا طفلهما بموت أو اختطاف خاصة إذا كبرا في السن.

ومشاكل عديدة لا مجال لشرحها هنا، مما جعل الصين تعود عن قانونها المجرم (سياسة الطفل الواحد) بشكل تدريجي وتسمح بإنجاب طفل ثان كمرحلة أولية لعلها تنجح في تخفيض النتائج المروعة التي وصلت إليها.

فهل يريد السيسي أن يسير بمصر إلى ما سارت إليه الصين؟!

إن ما يخطط له ما هو إلا تهربٌ من المسئولية، وتنفيذٌ لإملاءات الغرب الذي أكثر ما يغيظه هو النسبة العالية لفئة الشباب المسلم التي تعدت السبعين بالمئة، فئة الحيوية والنشاط، والتي ستكون السند المعول عليه كقوى عاملة ومجاهدة في دولة الخلافة على منهاج النبوة القادمة قريبا بإذن الله.

فيا أهل مصر! لا يخدعنكم معسول الكلام ولا تخيفنكم التهديدات والقوانين، وتمسكوا بشرع الله واعملوا بجد ومثابرة متوكلين على الله لإعادة حكم الإسلام؛ فبه عزكم وعز الأمة الإسلامية بل العالم بأسره.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أختكم: راضية عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı