التعاون الإسلامي تدعو الإمارة الأفغانية إلى الإسلام المعتدل
التعاون الإسلامي تدعو الإمارة الأفغانية إلى الإسلام المعتدل

  الخبر: كتبت منظمة التعاون الإسلامي على حسابها X (تويتر سابقا) ما يلي: "وصل وفد من علماء ومفكري الأمة الإسلامية إلى العاصمة الأفغانية كابول صباح الخميس الموافق 31 آب/أغسطس 2023م للقاء العلماء الأفغان، إلى جانب الوزراء والمسؤولين في حكومة سلطة الأمر الواقع في أفغانستان". وجاء في الموضوع أيضاً أن "علماء الدين بقيادة مجمع الفقه الإسلامي الدولي والمؤسسات الدينية الأخرى ذات الصلة في العالم الإسلامي سيتعاملون مع أفغانستان بشأن القضايا ذات الأهمية القصوى، مثل التسامح والاعتدال في الإسلام، وتعليم الفتيات وعمل المرأة".

0:00 0:00
Speed:
September 08, 2023

التعاون الإسلامي تدعو الإمارة الأفغانية إلى الإسلام المعتدل

التعاون الإسلامي تدعو الإمارة الأفغانية إلى الإسلام المعتدل

(مترجم)

الخبر:

كتبت منظمة التعاون الإسلامي على حسابها X (تويتر سابقا) ما يلي: "وصل وفد من علماء ومفكري الأمة الإسلامية إلى العاصمة الأفغانية كابول صباح الخميس الموافق 31 آب/أغسطس 2023م للقاء العلماء الأفغان، إلى جانب الوزراء والمسؤولين في حكومة سلطة الأمر الواقع في أفغانستان". وجاء في الموضوع أيضاً أن "علماء الدين بقيادة مجمع الفقه الإسلامي الدولي والمؤسسات الدينية الأخرى ذات الصلة في العالم الإسلامي سيتعاملون مع أفغانستان بشأن القضايا ذات الأهمية القصوى، مثل التسامح والاعتدال في الإسلام، وتعليم الفتيات وعمل المرأة".

التعليق:

تعرب منظمة التعاون الإسلامي عن قلقها إزاء أفغانستان في حين إنها لم تتمكن من فعل أي شيء من أجل المسجد الأقصى وقضية فلسطين، وهو السبب الرئيسي الذي أنشئت من أجله! ومنذ إنشائها عام 1969، واصل كيان يهود الشنيع اغتصاب أراضي فلسطين أمام أعين هذه المنظمة العقيمة. علاوةً على ذلك، ذهبت قضية كشمير لصالح الدولة الهندوسية. وتمّ احتلال أفغانستان والعراق، بينما قُتل عشرات الآلاف في اليمن وسوريا وليبيا. ولا يزال الملايين من مسلمي الأويغور يعانون من الاعتقالات في معسكرات الاعتقال الصينية ويجبرون على ترك الإسلام باستخدام وسائل مختلفة من التعذيب. وعلى الرغم من كونها ثاني أكبر منظمة في العالم بعد منظمة الأمم المتحدة وبعض أعضائها دول قوية تمتلك أسلحة نووية واقتصادات مزدهرة، إلاّ أنها لم تتمكن من حلّ قضية واحدة للبلاد الإسلامية حتى الآن، ولم تفعل شيئاً سوى عقد اجتماعات وقمم ومؤتمرات تفتقر إلى أي أجندة حقيقية وتنتهي بخطب مملة وحلول لا معنى لها!

في الواقع، الدول الأعضاء في منظمة التعاون الإسلامي هي دول تتحدث عن تحرير الأراضي الإسلامية، لكن حكوماتها وحكامها هم عملاء رسميون للاستعمار. قامت بعض الدول العربية الأعضاء بتطبيع العلاقات مع كيان يهود بينما تصطف الأخرى على الدور. تركيا، التي كانت ذات يوم مركزاً للخلافة العثمانية، بالإضافة إلى كونها حليفاً مخلصاً للغرب في احتلال بلاد المسلمين وقمع المسلمين، رحبت أيضاً برئيس كيان يهود على أراضيها. لقد أبرمت باكستان صفقة بشأن كشمير لصالح حكومة مودي مثلما أبرمت صفقة مع أمريكا بشأن الإمارة الإسلامية (التسمية السابقة)، وظلت متعاونة مع أمريكا ومع حلف شمال الأطلسي طوال العشرين عاماً التالية من احتلال أفغانستان.

إن منظمة التعاون الإسلامي تتماشى مع سياسات القوى الكافرة والاستعمارية الكبرى؛ أما في الوقت الحاضر، فإن أمريكا تهدف إلى إرسال رسالتها السياسية إلى قادة إمارة طالبان من خلال أعضاء هذه المنظمة - مع الحفاظ على سياسة العصا والجزرة. ومن الناحية الأخلاقية أيضاً، تهدف الدول الأعضاء في المنظمة إلى رؤية الإمارة تنحرف عن تطلعها إلى إقامة دولة إسلامية خالصة، نحو تعزيز القيم العلمانية الغربية. وكما أُعلن، فإن أحد أهداف رحلة هذا الوفد هو تشجيع الإمارة على فهم الإسلام المعتدل الذي يدور حول جعل الإسلام متوافقاً مع القيم العلمانية الحديثة؛ لجعل الإمارة غير قادرة على المطالبة بالدعوة العالمية للإسلام، وتحدي النظام الدولي. ومن خلال دعوتهم إلى الإسلام المعتدل، فإنهم يحاولون بالفعل قيادة الإمارة الأفغانية نحو أبواب الجحيم المروعة. لقد كان من يسمون بعلماء هذه المنظمة أنفسهم الذين لم يكتفوا فقط بالصمت فيما يتعلق بقمع وفساد حكامهم، واحتلال بلاد المسلمين، وتطبيع العلاقات مع كيان يهود السرطاني، واحتلال القبلة الأولى للمسلمين. لكن حدث أن المسلمين برّروا كامل إجراءاتهم غير المرغوب فيها.

ومن الأهمية بمكان أن يدرك الشعب المسلم في أفغانستان وقادة الإمارة الأفغانية الوجه الحقيقي لهذه المنظمة وأن يدركوا أن مثل هذه المنظمات ليس عليها أن تفعل أي شيء مع القضية الأساسية للأمة وهي إقامة الخلافة. إنهم لا يعملون فقط كحاملي رسالة التقسيم، بل هم أكبر عقبة في طريق التطبيق الشامل للإسلام ووحدة الأمة الإسلامية. ومن ثم، فلا ينبغي لنا أن نتوقع أي خير من مثل هذه المنظمات، لأن إرادتها السياسية لا تتعدى تأمين مصالح أسيادها، ناهيك عن حل قضية أفغانستان. ومن واجبنا الشرعي أن نرفض صراحة مثل هذه البرامج الفاشلة وتوصياتها السّامة. وبدلاً من ذلك، يجب توجيه الجهود نحو إنقاذ الأمة من أسر القوى الاستعمارية والحكام الخونة والحكومات الوطنية ومؤسساتها ذات الصلة، بتطبيق الإسلام من خلال إقامة الخلافة الراشدة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سيف الله مستنير

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية أفغانستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı