التأثير الإيراني من المقرر أن يغير المنطقة (مترجم)
التأثير الإيراني من المقرر أن يغير المنطقة (مترجم)

 الخبر:   التوترات الأخيرة بين إيران والسعودية كانت مضطربة منذ فترة، ولكن الصفقة النووية بين إيران والغرب هي التي عجلت الأزمات الحالية.

0:00 0:00
Speed:
January 11, 2016

التأثير الإيراني من المقرر أن يغير المنطقة (مترجم)

التأثير الإيراني من المقرر أن يغير المنطقة

(مترجم)

الخبر:

التوترات الأخيرة بين إيران والسعودية كانت مضطربة منذ فترة، ولكن الصفقة النووية بين إيران والغرب هي التي عجلت الأزمات الحالية.

التعليق:

منذ أزمة الرهائن الأمريكيين في إيران عام 1979، سعت أمريكا بقوة في سياسة الاحتواء وعملت جاهدةً لعزل إيران عن بقية العالم. ولكن هذه السياسة اتخذت منعطفاً جديداً عام 2002 عندما أعلن جورج بوش الابن عن إيران بأنها محور الشر، وقامت أمريكا عام 2003 بمساعدة حلفائها الأوروبيين على مراجعة البرنامج النووي الإيراني. وخلال الاثنتا عشرة سنة الماضية، فرض الغرب بالإضافة إلى الصين وروسيا – إلى حد ما - فرض عقوبات اقتصادية متعاقبة شلت الاقتصاد الإيراني ووضعت إيران في حالة منبوذة مما أجبر إيران على التنازل عن نشاطاتها النووية.

ولكن الحروب في العراق وأفغانستان والأزمة الاقتصادية العالمية عام 2008 قد قوضت مكانة أمريكا في المنطقة وأصبحت واشنطن أكثر اعتمادًا على دعم طهران السري في استقرار العراق وأفغانستان نيابةً عن أمريكا. على سبيل المثال، لقد استلم حامد قرضاي عام 2010 مبالغ طائلة سنويًا بعلم تام من الأمريكيين.

وبعد اندلاع الربيع العربي عام 2011 وجدت أمريكا نفسها معتمدةً أكثر وأكثر على طهران في تثبيت نظام بشار الأسد من خلال الدعم العسكري والاقتصادي.

ومن الواضح مؤخرًا مدى التعاون الأمريكي الإيراني في العراق أكثر مما مضى حيث إنهما يشتركان في قاعدة عسكرية لتثبيت نظام الأسد. وبالتالي كان الموضوع مسألة وقت قبل أن تنظر أمريكا في اتفاقية نووية مع إيران وترفع العقوبات عنها كوسيلة فضلى لإخراج إيران من عزلتها واستغلالها في تأمين المصالح الأمريكية طويلة الأمد في المنطقة.

اليوم حالة النبوذ الإيرانية على وشك أن تتغير. فإن الصفقة النووية التي تم التوصل إليها بين إيران ومجموعة H5 في الرابع عشر من تموز/يوليو 2015 قد مهدت الطريق إلى فصل جديد من العلاقات بين إيران والغرب وخصوصًا أمريكا. ومن هنا فإن ثلاثة اتجاهات من المقرر أن تعرف التأثير الإيراني في المنطقة:

  • · استمرار إيران في التدخل في المنطقة

إن تدهور العلاقات الدبلوماسية بين إيران ودول مجلس التعاون الخليجي لم يكن مفاجئًا، ولكن متوقعًا حيث مضت إيران قدمًا في تدخلها في مناطق متعددة من الشرق الأوسط. ومثال بسيط على نية إيران قد أكد عليه كلٌّ من أوباما وخامنئي في أعقاب الصفقة النووية. ولقد أوضح أوباما أن الصفقة النووية ليست مرتبطةً بتغيير سلوك إيران في المنطقة. وقال "هذه الصفقة ليست منوطة بتغيير إيران من سلوكها". وعلى غراره قال المرشد الأعلى الإيراني آية الله علي خامنئي "سواء تمت الموافقة على الصفقة أو رفضت فلن نتوقف أبدًا عن دعم أصدقائنا في المنطقة وشعوب فلسطين واليمن وسوريا والعراق والبحرين ولبنان". لذا فإنه من غير المحتمل على المدى المنظور أن التدخل الإيراني في شؤون المنطقة، خصوصًا ما يتعلق بأمور الشيعة، سوف يتغير، على العكس فإن من المرجح ازدياد التوترات بين السنة والشيعة في المنطقة ولا تقل كما يأمل البعض.

  • · انخفاض أسعار النفط

إن رفع العقوبات عن إيران سوف يمكّن طهران من إضافة مليون برميل من النفط الخام يوميًا. إن الأسواق العالمية غارقة بالنفط الزائد وأية كمية إضافية من النفط سوف تضع المزيد من الضغوط على سعر النفط الحالي. وبحسب البنك الدولي فإن النفط الإيراني سوف يخفض الأسعار بقيمة 10 دولارات للبرميل في عام 2016.

  • · ازدهار الاقتصاد الإيراني

بعدد سكان يقل قليلاً عن ثمانين مليون نسمة وناتج سنوي بقرابة 400 مليار دولار، فإنه من المقرر لإيران أن تكون الاقتصاد الأقوى الذي سوف ينضم إلى النظام المالي والتجاري العالمي منذ تفكك الاتحاد السوفياتي قبل أكثر من عقدين من الزمان.

ويقدر البنك الدولي أيضًا أن الناتج المحلي الإجمالي الإيراني سوف يزداد من 3% هذا العام (2015) إلى 5% عام 2016. كما وأكد البنك الدولي أن الصادرات الإيرانية سوف تزداد في النهاية أيضًا بما يقارب 17 مليار دولار مما يشكل 3.5% من الناتج المحلي الإجمالي. بريطانيا والصين والهند وتركيا والسعودية من ضمن الدول التي سوف ترى على الأرجح الزيادة الكبرى في التجارة مع إيران بعد رفع العقوبات الاقتصادية عنها.

إن هذه الاتجاهات مثيرةً للقلق بالنسبة لدول مجلس التعاون الخليجي. ولكن السخرية الحقيقية هي بدلاً من أن تجمع السعودية وإيران قواتهما لطرد القوات الغربية من المنطقة، فإن خلافهما يمكّن الغرب من ترسيخ سيطرته على الشرق الأوسط وتغيير طبيعة الصراع من كونه صراعًا ضد الاستعمار، إلى جعله صراعًا بين البلدان الإسلامية. إن دولة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة هي وحدها القادرة على توحيد المسلمين وإنهاء التدخل الغربي في بلاد المسلمين.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد المجيد بهاتي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı