التغيير الجوهري الحقيقي لا يمكن أن يتحقق إلا بالإسلام (مترجم)
التغيير الجوهري الحقيقي لا يمكن أن يتحقق إلا بالإسلام (مترجم)

 الخبر:   بعد عرض "إعلان الشعب"، الذي أعلنه مؤخرا تحالف يضم أكثر من 50 شخصا في كوالالمبور في 4 آذار/ مارس 2016 ، عقد التحالف تجمعا يوم الأحد، 27 آذار/ مارس  2016. ويهدف التحالف، الذي يرأسه رئيس وزراء ماليزيا السابق، الدكتور مهاتير محمد إلى حث رئيس وزراء ماليزيا، داتوك سيري نجيب إلى التنحي عن منصبه.

0:00 0:00
Speed:
March 28, 2016

التغيير الجوهري الحقيقي لا يمكن أن يتحقق إلا بالإسلام (مترجم)

التغيير الجوهري الحقيقي لا يمكن أن يتحقق إلا بالإسلام

(مترجم)

الخبر:

بعد عرض "إعلان الشعب"، الذي أعلنه مؤخرا تحالف يضم أكثر من 50 شخصا في كوالالمبور في 4 آذار/ مارس 2016 ، عقد التحالف تجمعا يوم الأحد، 27 آذار/ مارس  2016. ويهدف التحالف، الذي يرأسه رئيس وزراء ماليزيا السابق، الدكتور مهاتير محمد إلى حث رئيس وزراء ماليزيا، داتوك سيري نجيب إلى التنحي عن منصبه. ويبدي الأفراد الذين كانوا في السابق على خصام سياسي تام، استعدادهم للجلوس معا من أجل طرد منافسهم المشترك. وهذا يذكرنا بقول اللورد بالمرستون رئيس وزراء بريطانيا في منتصف القرن التاسع عشر الذي قال (ليس لدينا حلفاء للأبد ولا أعداء للأبد، إنما هي مصالحنا دائما وواجبنا أن نقتفي أثرها). هذه هي الطريقة التي مكث الفكر السياسي الغربي يسيطر بها على عقول السياسين في هذا البلد طويلا، والآن يتجلى ذلك بوضوح من خلال هذا الإعلان.

التعليق:

على الرغم من أن الأهداف الرئيسية قد تم تحديدها بوضوح في الإعلان، إلا أن الإجراءات لتحقيق هذه الأهداف لا تزال غير واضحة. وتستمر هذه القضية على اللعب في أذهان الناس - كيف ينوي قادة هذا الإعلان تحقيق أهدافهم المعلنة. هل الإعلان والتجمع يمثلان شكلين من أشكال الضغط السياسي على نجيب للاستقالة؟ أم أنهم يتوقعون حدوث تغيير عن طريق ثورة جماعية تقوم على سلطة الشعب؟ ما هي المنهجية المتوخاة؟ في نفس القضية، عندما تم تقديم إعلان الشعب، ادعى الدكتور مهاتير أن الجهود التي بدأت مع توقيع هذا الإعلان ليست حركة للإطاحة بحكومة باريسان الوطني، وإنما تركز على التخلص من الزعيم. نعم، إن نجيب يستحق الخلع. مع كل مزاعم الفساد وأعماله الشائنة، إنه يستحق ذلك. ومع ذلك، يبقى السؤال؛ هل الإطاحة بنجيب ستؤدي حقا إلى حل كل المشاكل؟ في هذا السياق، يجب أن يتعلم أهل ماليزيا من تجربة الربيع العربي. فقد كانت الثورات شريفة، ولكن رغم سفك الدماء الذي وقع، لم تسفر هذه الثورات إلا عن تغيير وجوه رأس النظام فقط. والأسوأ من ذلك، أن هذه التغيرات تسببت في مشاكل أكبر بكثير على الناس! إذا، ما هو متوقع من مبادرة إعلان الشعب هو مجرد تغيير في القيادة، وسوف يكون هناك جهد عقيم لأنه لن يوجد أي تغيير منهجي وموضوعي حقيقي. إن التغيير الحقيقي لا يمكن أن يتحقق إلا عن طريق اتباع طريقة رسول الله e. هذا هو التغيير المنهجي المجرب والوحيد الذي ينطوي على انتقال سلس للغاية دون إراقة الدماء. فإذا كان التغيير الحقيقي هو ما يقصده قادة الإعلان، فإنه يجب أن يكون تغييرا شاملا نحو الإسلام. وللتأكد من أن هذا التغيير يمكن أن يتحقق، ولضمان تطبيق الإسلام كاملا وشاملا من خلال تطبيقه في دولة الخلافة، ينبغي أن يكون هناك على الأقل أربعة شروط عند نقطة التحول.

أولا: وجود جماعة (كتلة) مبدؤها الإسلام لقيادة هذا التغيير. وينبغي أن تكون هذه الكتلة حزبا سياسيا يعمل على إقامة دولة الخلافة كمؤسسة للإسلام السياسي. كما أن الأنشطة السياسية التي يقوم بها هذا الحزب يجب أن تكون شاملة في توجيه الناس عن طريق بناء الرأي العام حول الأفكار السياسية الإسلامية الناتجة عن الوعي العام على الإسلام السياسي.

ثانيا: يجب أن يكون لهذه الجماعة من أجل التغيير اتجاه أيديولوجي واضح. كما يجب أن يكون منهجها في الوصول إلى الحكم مقتفيا لطريقة النبي محمد e. ويجب أن يكون لديها فهم واضح لأصل كل المشاكل التي تواجهها الأمة، وأن هذه المشاكل يجب حلها بالإسلام. كما يجب أن يفهم أن الإسلام هو المرجع الوحيد في حل مشاكل الحياة.

ثالثا: دعم الناس. إن دعم الناس هو مسألة ذات أهمية كبيرة. وذلك لأن الشريعة التي سيتم تنفيذها من قبل الخلافة يجب أن تطبق على الناس، وليس على مجموعة من الناس فقط. وباختصار، فإن مشروع "الخلافة" الناجمة عن الحزب السياسي يجب أن ينظر إليه الناس على أنه مشروعهم الخاص. وعندما يحدث ذلك، عندها فقط سوف يكون الدعم من الناس إلى الحزب السياسي الإسلامي الذي يقود الحركة من أجل التغيير، سيكون قادرا على الحفاظ على دولة الخلافة التي سيتم إقامتها من أي هجوم خارجي أو عدوان من الداخل.

رابعا: دعم من أهل القوة، ممثل في القادرين على توفير القوة المادية والنفوذ لحركة التغيير. ويمكن أن يتكون من المجموعات التي تملك السلطة الحقيقية مثل السياسيين أصحاب النفوذ وقادة القوات المسلحة، أو أولئك الذين ليسوا في السلطة ولكن لا يزال لديهم تأثير قوي في المجتمع أو بين القائمين على أمن الدولة. إن الدعم من الشعب وحده لن يكون كافيا دون دعم من أصحاب السلطة الحقيقية في البلاد.

هذه هي طريقة تحقيق التغيير الحقيقي، والذي يتحقق فقط باتباع المنهج الذي تركه لنا رسول الله e. إن التغيير الحقيقي لا يمكن أن يتحقق عن طريق تغيير الزعماء فقط. كما لا يمكن أن يتحقق تغيير منهجي سلس مستقر عن طريق الثورة الجماهيرية أو بالوسائل الديمقراطية. إن إعلان الشعب سيكون جهدا عقيما في حالة عدم توجيه أهداف الحركة نحو تغيير حقيقي في الإطار الذي بينه لنا نبينا الكريم e.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد - ماليزيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı