التحالف العربي يكذب على أهل اليمن مجددا ويعدهم سرابا
التحالف العربي يكذب على أهل اليمن مجددا ويعدهم سرابا

الخبر: أعلن المتحدث باسم التحالف العربي (السعودية والإمارات) في اليمن، تركي المالكي، إطلاق عملية "حرية اليمن السعيد" ضد مليشيات الحوثي، وقال إن العملية ستكون على كافة المحاور والجبهات، إضافة إلى أن العملية ستنقل اليمن إلى النماء والازدهار ليصبح في المصفوفة الخليجية. (قناة العربية، 11 كانون الثاني/يناير 2022م).

0:00 0:00
Speed:
January 14, 2022

التحالف العربي يكذب على أهل اليمن مجددا ويعدهم سرابا

التحالف العربي يكذب على أهل اليمن مجددا ويعدهم سرابا

الخبر:

أعلن المتحدث باسم التحالف العربي (السعودية والإمارات) في اليمن، تركي المالكي، إطلاق عملية "حرية اليمن السعيد" ضد مليشيات الحوثي، وقال إن العملية ستكون على كافة المحاور والجبهات، إضافة إلى أن العملية ستنقل اليمن إلى النماء والازدهار ليصبح في المصفوفة الخليجية. (قناة العربية، 11 كانون الثاني/يناير 2022م).

التعليق:

ليست هذه المرة الأولى التي يعد فيها التحالف أهل اليمن بالنماء والازدهار، بل إن السعودية أعلنت عمليتها السابقة قبل ست سنوات بعنوان "إعادة الأمل"، ومنذ ذلك الحين إلى اليوم نرى اليمن قد تدهور نحو الحضيض على كافة الأصعدة، فالحرب التي يشارك فيها التحالف ويغذي أطرافها المتنازعة بالسلاح قد طحنت اليمنيين، وسفكت دماءهم، ويتمت أبناءهم ورملت نساءهم، وتكدس جرحى الحرب في مستشفيات البلاد المجاورة مثل مصر والهند بدون راع يرعاهم، ومن لم يقدر منهم على السفر، جلس في منزله معاقاً دون عائل!! وفقد الموظفون رواتبهم وتراكم الخريجون الجدد دون وظائف، وتهدمت المدارس وأضحى ملايين الطلاب خارج إطار العملية التعليمية، وتشرد كثير منهم بسبب النزوح السكاني، فقد نزح أكثر من 8 ملايين نازح من منازلهم وقراهم، إما نزوح داخل اليمن في خيام وسط الصحراء بأعداد كبيرة في أوضاع يرثي لهم فيها العدو قبل الصديق!! ومنهم من نزح إلى خارج اليمن مثل جيبوتي والصومال، بينما أقفلت بلاد التحالف العربي أبوابها في وجوههم ولم تعبأ بانقطاع السبل بهم على حدودها!! وتعثرت الجامعات وهاجر الأكاديميون طلبا للعيش الكريم، وأغلقت الكثير من المستشفيات، والباقي منها لا يستطيع أن يقدم الخدمة الطبية للناس، فاشتهر سفر اليمنيين إلى القاهرة للعلاج بعد أن يتسولوا قيمة العلاج عند أبواب المساجد على مرأى ومسمع من قيادات التحالف وأذنابهم المحليين!!

وأصبح الحصول على الخبز في اليمن يتطلب الوقوف طوابير طويلة، وانعدم الغاز المنزلي في بلد يصدر الغاز لشركة توتال الفرنسية التي استولت على تلك الثروة لعقود طويلة بأسعار زهيدة عن أسعارها في السوق العالمية بمساعدة حكام اليمن العملاء للغرب غير مبالين بأحوال شعوبهم!! وأصبح الأفراد التجار يستوردون الوقود لعجز الدولة عن استيراده، بأسعار مرتفعة وجودة رديئة دون حسيب ولا رقيب، واشترى الأهالي صفائح الطاقة الشمسية للحصول على الكهرباء بعد أن أهمل حكام اليمن من الطرفين المتنازعين، واجباتهم، وكل ذلك على مرأى ومسمع من قيادات التحالف وأذنابهم المحليين، وامتلأت السجون دون محاكمات وحتى دون تهم أحيانا، وكممت الأفواه ولم يسلم من الاعتقال حتى الصحفيون والصحفيات!! وأغلقت المحاكم وتكدست قضايا الناس دون حلول، وتعطلت الحياة بكل معانيها، وطغى الظلام والمعاناة والمرض، وامتلأت الشوارع بحرائر الإسلام تتسول لقمة العيش للصغار!! وكل ذلك بمرأى ومسمع من قيادات السعودية والإمارات وأذنابهم من الفئة الحاكمة سواء في جنوب اليمن حيث حكومة عبد ربه هادي، أو في شماله حيث تحكم مليشيات إيران، ولم يعبأ أحد منهم بأحوال رعيته، بل استمرت تلك الحكومات في فرض الضرائب والجمارك والإتاوات على كل شاردة وواردة، وانهارت قيمة العملة المحلية وارتفعت على إثر ذلك الأسعار، وها هي سبع سنوات قد مرت منذ إعلان ذلك التحالف دخول الحرب في اليمن ولم يزدد اليمن إلا انهيارا وإذلالاً وفقراً، بينما تؤمّن قوات الحوثيين والسعودية والإمارات خروج الثروة من البلاد عبر الموانئ والمطارات، بينما يحرم أهل اليمن من استخدامها!!

إن التحالف اليوم يكذب مجددا على أهل اليمن، ويمنّيهم سراباً، بينما ثروتهم التي حباها الله لهم تنهب ليل نهار، بينما يموت أهل البلاد كمداً وفقراً ومرضا!!

ثم إن التحالف غذى النعرة الطائفية والمناطقية بين أهل البلد الواحد، ونشر التحالف وعملاؤه المحليون من الطرفين الكراهية بين أهل اليمن تحت شعارات طائفية ومناطقية ما أنزل الله بها من سلطان، ويأتي المالكي ذاك ليكذب مجددا على أهل اليمن ويمنّيهم سراباً، بينما لم تمد تلك القيادات يدها لأهل اليمن إلا بأكياس القمح المنتهية صلاحيته وبعض حفنات التمور لذر الرماد في العيون ولمزيد من الإذلال لأهل الثروة الأصليين الذين ينهب التحالف ثرواتهم ويؤمنها لأسياده الكفار المستعمرين (أمريكا وبريطانيا).

إن ما سيحرر اليمن هو وقف الحرب فورا، وخروج قوات التحالف مع أذنابهم المتبقين داخل البلاد، وتسليم الحكم لأبناء اليمن العاملين لإقامة الخلافة على منهاج النبوة، فتحقن الدماء وتصان الثروة وتحفظ الكرامة، وتعلو كلمة لا إله إلا الله محمد رسول الله، وتنزل أحكام الشرع موضع التطبيق في كافة أنظمة الحياة، ويكون لأهل اليمن السبق في جمع شتات الأمة في دولة الإسلام، كما كان لهم السبق في ذلك في صدر الإسلام، وليس ذلك على الله بعزيز.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. عبد الله باذيب – ولاية اليمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı