التحالف الإسلامي السعودي مؤشر جديد على زيادة العجز الأمريكي في الملف السوري
التحالف الإسلامي السعودي مؤشر جديد على زيادة العجز الأمريكي في الملف السوري

البيت الأبيض: التحالف الإسلامي خطوة إيجابية لكبح الإرهاب (جريدة عكاظ 2015/12/17م)

0:00 0:00
Speed:
December 24, 2015

التحالف الإسلامي السعودي مؤشر جديد على زيادة العجز الأمريكي في الملف السوري

التحالف الإسلامي السعودي

مؤشر جديد على زيادة العجز الأمريكي في الملف السوري

الخبر:

البيت الأبيض: التحالف الإسلامي خطوة إيجابية لكبح الإرهاب (جريدة عكاظ 201512/17م)

التعليق:

إن جميع الأحداث التي مرت فيها الثورة السورية منذ بدايتها وحتى الآن تؤكد على حقيقة واحدة ثابتة لم تتغير ألا وهي أن العائق الوحيد أمام أي محاولة التفاف حول الثورة هو الشعب الذي تسلح بمطالب الدولة الإسلامية، خلافة راشدة على منهاج النبوة، وهو الأمر الذي يهون أمامه أي مجهود عسكري أو تحالف دولي أو إقليمي أو حتى صناعة الكيانات البديلة على شكل شخصيات أو ائتلافات ومجالس. ذلك أنه ومهما كان حجم هذا المجلس أو تلك الشخصية أو حتى ذلك العمل العسكري فإنها جميعا لن تفلح في كسر إرادة أفراد الشعب الذين أوجد فيهم ومن خلالهم صوت ما زال ينادي بمطلب الخلافة وذلك عن طريق استعادة سلطانه على طريقة الرسول ﷺ ليطبق على نفسه ما أراد وطالب به. وعليه فإن جميع هذه المحاولات ومهما تعددت أشكالها وزاد مكرها فإنها سوف تفشل ما دام هناك صوت في الأمة ينادي بتطبيق شرع الله وإقامة الخلافة وهو الأمر الذي تكفل فيه رب العالمين ووعد به عباده المؤمنين إضافة لذلك تكفله عز وجل بالشام وأهلها.

إن لهذا التحالف ناحيتين اثنتين؛ الأولى منها داخلية في بلاد الحرمين وهي زيادة المكاسب السياسية لصالح محمد بن سلمان ولي ولي العهد والذي أصبح ينافس محمد بن نايف ولي العهد "جنرال الإرهاب" وكأنها صفقة أو مشروع سياسي ينفذها محمد بن سلمان لسيدته أمريكا فترضى عنه وتزيد من دعمه في المستقبل، والناحية الثانية هي ناحية عسكرية سياسية إقليمية في ملف مكافحة الإرهاب، وهاتان الناحيتان متصلتان فيما بينهما.

والناحية الثانية مهمة لأمريكا في مستقبل سوريا وذلك إذا ما ربطنا بين بنود اجتماعات الرياض وبين التحالف الإسلامي. إن هذا التحالف جاء في وقت أتمت فيه المعارضة المصطنعة اتفاقها على بنود الحل السياسي في اجتماعات الرياض والذي كان أحد بنوده المهمة هو محاربة من لا يسلم السلاح وينطوي تحت ما سوف يعتبرها المجتمع الدولي في وقتها الحكومة الشرعية وذلك بعد إتمام المرحلة الانتقالية عن طريق الحل السياسي.

عند ذلك الوقت فإن أمريكا تكون بحاجة ماسة لأدوات إقليمية ومحلية لكي تضمن سلامة المخطط من الناحية الأمنية والسياسية وهو الأمر الذي يمكن أن تقوم به هذه الأداة الجديدة التي سموها التحالف الإسلامي. يذكر بأن أمريكا حاولت استعمال نفس الأسلوب في العراق في أوقات سابقة عن طريق الجامعة العربية مع اختلاف المعطيات والظروف.

من المهم جدا في هذه الأوقات ملاحظة بأن الإعلانات والبيانات جاءت جميعها بصيغ عمومية وغير محددة مما يشير إلى أن هذه الأدوات والمخططات ما هي إلا خطوط عريضة يجري العمل على تنفيذها خلف الستار لكي تكون جاهزة وقت الحاجة لها، ولكن الإعلان لها في هذه الأوقات جاء بمثابة فتح محاضر المحاكمات الفارغة التي سوف تبحث عن المتهم في وقت لاحق وتسجل في خانة الأسماء كل من لا يسير في ركب هذه المخططات.

إن الملف السوري ما زال منذ بدايته وحتى هذا الوقت ملفاً معضلاً لأمريكا؛ فلقد بدأ الملف كقضية داخل سوريا ثم انتقل نحو الجامعة العربية (الدابي) وتعطيل ما سواها (حق الفيتو) ثم صعد إلى ما بين الجامعة العربية والأمم المتحدة (الأخضر الإبراهيمي) ثم أصبح بإشراف أمريكا مباشرة عن طريق الأمم المتحدة (دي ميستورا) ثم رقته أمريكا مؤخرا لكي يصبح ملف فاعل في الأمم المتحدة ومجلس الأمن (قرار مجلس الأمن بالإجماع) والآن هذا الملف صار شأنا عالميا دوليا تقوم أمريكا بإشراك جميع دول العالم فيه كجنود لها تتحكم بهم كيفما شاءت. وكل هذا نابع من إيمان أمريكا الحقيقي بأن نجاح الثورة السورية في تحقيق مطالبها لن يقف إلا عند خلع أمريكا عن كرسي الدولة الأولى في العالم وخلع النظام الرأسمالي من ورائها والذي سيكون من أهم أسباب تغيير ميزان القوى في العالم وتغيير قوانين اللعبة التي لا تستطيع أمريكا اللعب من خلالها.

وبناء على ما ذكر وبالنظر إلى ظروف المرحلة الحالية فإن الأكثر وجوبا على حملة الدعوة في الوقت الحالي هما أمران اثنان؛ أولهما مضاعفة الجهد في حمل الدعوة، وثانيهما التركيز على فضح المخططات والمؤامرات التي تحاك لهذه الأمة.

كل هذه الأحداث تكشف لنا كيف أن هذه الثورة المباركة ما زالت تكشف وتفضح الكثير من العملاء وكأني أراها ما إن تنتهي حتى تفضح كل عميل على رؤوس الأشهاد في الدنيا. إن اشتداد الأزمة إلى هذه المستوى لهو بشارة خير للمسلمين أجمعين بإذن الله وتأكيد على أن الأزمة قد تجاوزت الكثير جدا من المراحل الخطرة، ورغم ذلك ما زالت صامدة، وهنا يجب أن نتذكر بأن أكثر ساعات الولادة صعوبة وخطرا هي عند المخاض وخصوصا عند اللحظات الأخيرة منه، قال تعالى: ﴿أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلِكُمۖ مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتَّىٰ يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَىٰ نَصْرُ اللَّهِ ۗ أَلَا إِنَّ نَصْرَ اللَّهِ قَرِيبٌ [البقرة: 214].

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد الله القحطاني - بلاد الحرمين الشريفين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı