التحرش اللفظي والجسدي ضد المرأة يكافأ في ظل الثقافة الغربية الليبرالية ولا يعتبر جريمة (مترجم)
التحرش اللفظي والجسدي ضد المرأة يكافأ في ظل الثقافة الغربية الليبرالية ولا يعتبر جريمة (مترجم)

الخبر: في 20 نيسان/أبريل 2017، ذكرت (سي إن إن) بأن مذيع الأخبار بيل أورايلي سيحصل على تعويضات تصل إلى عشرات الملايين بعد أن تمت إقالته من برنامج الأخبار الشهير (فوكس نيوز)، بعد أن قدمت العديد من النساء ادعاءات وشكاوى عن تحرشه بهن خلال السنوات العديدة من حياته المهنية. وتقول المصادر إن مبلغ التعويضات قد يصل إلى 25 مليون دولار، وتبرر (فوكس نيوز) هذه التعويضات على النحو التالي: "أورايلي حصل على مبلغ أكبر لأسباب واضحة، فهو قد سيطر على التقييمات وساعد (فوكس نيوز) على أن تحقق أرباحاً قياسية للشركة الأم".

0:00 0:00
Speed:
April 24, 2017

التحرش اللفظي والجسدي ضد المرأة يكافأ في ظل الثقافة الغربية الليبرالية ولا يعتبر جريمة (مترجم)

التحرش اللفظي والجسدي ضد المرأة

يكافأ في ظل الثقافة الغربية الليبرالية ولا يعتبر جريمة

(مترجم)

الخبر:

في 20 نيسان/أبريل 2017، ذكرت (سي إن إن) بأن مذيع الأخبار بيل أورايلي سيحصل على تعويضات تصل إلى عشرات الملايين بعد أن تمت إقالته من برنامج الأخبار الشهير (فوكس نيوز)، بعد أن قدمت العديد من النساء ادعاءات وشكاوى عن تحرشه بهن خلال السنوات العديدة من حياته المهنية. وتقول المصادر إن مبلغ التعويضات قد يصل إلى 25 مليون دولار، وتبرر (فوكس نيوز) هذه التعويضات على النحو التالي: "أورايلي حصل على مبلغ أكبر لأسباب واضحة، فهو قد سيطر على التقييمات وساعد (فوكس نيوز) على أن تحقق أرباحاً قياسية للشركة الأم".

التعليق:

لا يمكن أن يكون هنالك أي معنى للتبريرات التي قدمت مع إقالة أورايلي من منصبه لأن الأسباب التي تحفز هذا العمل لن تحرس الأخلاق في المجتمع ولن تحمي المرأة في المستقبل، فكما يظهر بوضوح من حديث (فوكس نيوز)، فإن الأهداف الرأسمالية هي حماية الأرباح وليس الأفراد وهذه الأهداف والمثل هي المحرك الرئيسي في عملية صنع واتخاذ القرارات، حيث قام أكثر من 50 من رعاة البرامج المختلفة وأصحاب الإعلانات بسحب عقود إعلانية تكلف شبكة مردوخ ميديا الملايين من الدولارات من الإيرادات. و(فوكس نيوز) ذات خبرة في مكافأة أولئك الذين يتحرشون ويضايقون النساء كما حدث مع المدير التنفيذي المؤسس لـ(فوكس نيوز)، روجر ايلز، والذي ترك منصبه بسبب اتهامات ضده بقضايا تحرش، وكوفئ بمبلغ 40 مليون دولار كتعويضات له (حيث اشترى منذ ذلك الحين منزلاً على شواطئ فلوريدا بقيمة 36 مليون دولار). وقد قالت خمس من النساء اللواتي اتهمن أورايلي بتحرشه بهن بأنهن قد تقاضين 10 ملايين لكل واحدة منهن مقابل سكوتهن. فكما يبدو فإن صمت المرأة يمكن أن يشترى، وشكاوى النساء يتم الاعتراف بها فقط إذا ما شكلت تهديداً كافياً على أموال أو سلطة أصحاب الفئة البارزة.

إن هذه الأمثلة ليست بالأمر المفاجئ، فالرئيس الأمريكي نفسه قد كوفئ بأعلى المناصب السياسية على الرغم من أنه قد قبض عليه بواسطة الكاميرا وهو يعرب عن أكثر التعليقات المهينة والبذيئة ضد المرأة.

إن تصرفات هذه الشخصيات البارزة القليلة هي مجرد القمة البارزة من جبل جليدي عملاق من القيم الخطيرة التي تعززها الثقافة الغربية في دولها والدول الأخرى. إن معارضة النساء وتكذبيهن وإهانة أدلتهن وشكاواهن وتدهور دور المرأة وتطبيع العنف هو نضال يومي للفتيات والنساء على حد سواء. وفي استطلاع أجرته مؤسسة غالوب في حزيران/يونيو 2014، وجد أن 65% من النساء في أمريكا قد تعرضن للتحرش والمضايقات في الشوارع، وتعرضت امرأة واحدة من بين 3 نساء للمضايقات أثناء العمل. (هافينغتون بوست 19 شباط/فبراير 2015). في أمريكا تتعرض واحدة من بين 4 نساء جامعيات للاغتصاب أو محاولة الاغتصاب في مرحلة ما من عمرهن.

 من هذه الحقائق الثلاث فقط يمكن إدراك أن العمر وفرص العمل والتعليم والوضع الاقتصادي، لا يحمي المرأة من مخاطر القيم الليبرالية والدوافع الأنانية التي يتم تنميتها في الذكور.

وبالمقابل تُستهدَف الكثير من القيم الإسلامية لتبرير المعاملة السيئة التي تتعرض لها النساء، بينما في الواقع القيم الديمقراطية الغربية هي التي تدعم استغلال النساء وتتغاضى عنه. ففي الإسلام يعتبر استخدام أجساد النساء لجذب الانتباه من أجل الإعلانات عن البضائع أمراً غير مقبول ومحرماً في الدولة الإسلامية القادمة إن شاء الله في ظل سياسات النظام الاقتصادي الإسلامي الصحيح. والفصل بين النساء والرجال في التعليم والمرافق الطبية وغيرها من المجالات هو القاعدة الأساسية التي تجعل حركة المرأة آمنة وخالية من الاضطرابات والقلق. كما أن مستخدم الكلمات والعبارات البذيئة والمسيئة للمرأة سيحاكم بموجب أحكام القذف، كما ذكر في القرآن الكريم: ﴿وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاء فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً أَبَدًا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ﴾، وفي سورة الحجرات آية 11: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَومٌ مِّن قَوْمٍ عَسَى أَن يَكُونُوا خَيْرًا مِّنْهُمْ وَلَا نِسَاء مِّن نِّسَاء عَسَى أَن يَكُنَّ خَيْرًا مِّنْهُنَّ وَلَا تَلْمِزُوا أَنفُسَكُمْ وَلَا تَنَابَزُوا بِالْأَلْقَابِ بِئْسَ الاِسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ وَمَن لَّمْ يَتُبْ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ﴾.

إن الرجال والنساء المسلمين يدركون حق الإدراك هذه الأحكام في حياتهم اليومية والشخصية ويحاسبون بعضهم في حال عدم اتباع هذه الأحكام الإسلامية العظيمة.

إنه وفقط بسبب تأثير الإعلام الغربي والنماذج السيئة قد تتآكل القيم الإسلامية. لذلك وجب على المسلمين في أنحاء العالم أن يدركوا الحاجة الملحة لإحياء هذه القيم العظيمة للنبي rكأفضل قدوة يجب الاقتداء به في التصرفات والأفعال اليومية، وهذا لا يمكن تحقيقه وضمانه إلا في ظل النظام السياسي في دولة الخلافة. فسابقاً وفي ظل الخلافة، لم يكن التحرش والمضايقات بحق النساء أمراً عادياً أو متغاضياً عنه كما في وقتنا الحالي. وفقط بعودة هذا النظام العظيم (دولة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة) ستكون المرأة في أمان وعدل حقيقي.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عمرانة محمد

عضو المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı