الذي يبدو كواحد منا، يعمل على تدميرنا
الذي يبدو كواحد منا، يعمل على تدميرنا

في الذكرى الرابعة والثمانين لحصول المرأة على حقها في الاقتراع في تركيا، قامت وزيرة الأسرة والعمل والخدمات الاجتماعية زهرة زمرد سلجوق بزيارة الضريح مع النساء والريفيات والبيروقراطيات والأكاديميين وممثلات المنظمات غير الحكومية. حيث كتبت الوزيرة سلجوق ما يلي في دفتر الملاحظات: "عزيزي الغازي مصطفى كمال (أتاتورك)، نحتفل بالذكرى الرابعة والثمانين لحق المرأة في التصويت بفخر كبير، وهو نقطة تحول فيما يتعلق بمشاركة المرأة في الحياة السياسية والاقتصادية والاجتماعية". (وكالة الأناضول)

0:00 0:00
Speed:
December 17, 2018

الذي يبدو كواحد منا، يعمل على تدميرنا

الذي يبدو كواحد منا، يعمل على تدميرنا

(مترجم)

الخبر:

في الذكرى الرابعة والثمانين لحصول المرأة على حقها في الاقتراع في تركيا، قامت وزيرة الأسرة والعمل والخدمات الاجتماعية زهرة زمرد سلجوق بزيارة الضريح مع النساء والريفيات والبيروقراطيات والأكاديميين وممثلات المنظمات غير الحكومية.

حيث كتبت الوزيرة سلجوق ما يلي في دفتر الملاحظات: "عزيزي الغازي مصطفى كمال (أتاتورك)، نحتفل بالذكرى الرابعة والثمانين لحق المرأة في التصويت بفخر كبير، وهو نقطة تحول فيما يتعلق بمشاركة المرأة في الحياة السياسية والاقتصادية والاجتماعية". (وكالة الأناضول)

التعليق:

بالنظر إلى مقولة "سوف تخسر الحرب عندما تشبه العدو، وليس عندما تموت"، نشهد للأسف هذه الحقائق كل يوم بطرق مختلفة. إن الأطفال المسلمين الذين نشأوا تحت هيمنة الثقافة الرأسمالية غير مدركين لقيمهم ومقاييسهم، وعقولهم تتلوث بالثقافة السائدة التي أوجدتها الرأسمالية وتصبح سلوكياتهم خاطئة. عندما بدأ أفراد الأمس بالظهور في السياسة الديمقراطية وهم الذين حصلوا على التعليم في ظل حصار الثقافة الرأسمالية، نرى أنهم يضعون الفتات الأخير المتبقي من معتقداتهم وقيمهم جانباً. وعلى وجه الخصوص إذا تم وضع هؤلاء الأشخاص في بعض المناصب، يمكنهم تقديم كل أنواع التنازلات من أجل حماية ما يملكونه، بحيث لا يوجد فرق بين امرأة ورجل فيما يتعلق بأولئك الذين يظهرون هذه السلوكيات. لكن حقيقة أن النساء بشكل خاص جزء من هذا التخريب يجعل هذا الطريق الشرير يتسع ويصبح أكثر جرأة. ولا يمكن تفسير الزيارة التي قامت بها الوزيرة زهرة زمرد سلجوق ومن يرافقها إلى الضريح، والجهود التي يبذلونها لتحويل هذه الزيارة إلى فخر واعتزاز، هذا الموقف يحول السياسيين المحافظين الذين يحاولون سرقة دور من الكماليين إلى كماليين محافظين إلى حد كبير.

إن البحث عن الصحة في زيارة الضريح من أجل أن يظهر الأمر حديثاً وحضارياً هو بالنسبة لسياسة (المحافظين السياسيين)، فهم يعتبرون الأطر المريضة هي وصمة عار على الأقل. خاصة أن النساء اللواتي يرتدين الخمار الذي يعتبر رمزا للإسلام كن يشكلن نسبة كبيرة، مما يزيد الوضع قلقا وتوتراً. ما نوع المساهمة التي قام بها هؤلاء الذين ألغوا الخلافة وأقاموا الجمهورية بدلاً من ذلك، وسلبوا رفاهية المسلمين وقوتهم، حتى تشعروا بالدَّين لهم وتشكروهم؟

ما هو نوع الامتنان الذي تشعرون به تجاه رائد العقلية الذي يحاول أن يجعلنا نُعجب عدونا الغرب، الذي أعلن الحرب الشاملة ضد أبجدية المجتمع هذا، بما في ذلك الملابس والمعتقدات والتقاليد وغيرها، فقد أوجدت الانحلال الثقافي، وحاولت أن تنفر من معتقدات المسلم وقيمه وحولته ضد ماضيه المجيد والمشرِّف، فهلا تظهرون هذا الإهمال في وجه المسلمين؟ علاوة على ذلك زعيم العقلية الذي سلّم المرأة والقيم وحتى الدين كما تعلمون.

على ما يبدو أصبح أكثر الكماليين من أعضاء حزب الشعب الجمهوري، فهم يظهرون الحماية والتقدير والاحترام لمبادئه وإصلاحاته، وأصبحت سياسة وعرف معسكر حزب العدالة والتنمية والرئيس على وجه الخصوص. مفاهيم مثل العلمانية والجمهورية والديمقراطية التي لم يذكرها المسلمون في الماضي، أصبحت طبيعية بلسان السلطة السياسية. الحكومة التي لم تكن راضية عن هذا، عكست بوصلة المسلمين الذين يدعمونهم بمدحهم بخصوص مصطفى كمال ومبادئه. حيث إن زيارات وأوسمة كانت تذكر في الأعياد فقط من قبل، إلا أنها تقدمت خطوة أخرى الآن وذكرت في تواريخ الثورات. وعلى ماذا سينتهي هذا الطريق لا يمكن توقع ذلك.

أولئك الذين لا يستطيعون تشكيل العالم ويخافون من قراءة العالم للثقافة الإسلامية، حاولوا تغطية عجزهم بما يسمى الثقافة الغربية الحديثة. وإلا كيف يمكن تفسير الإشارة إلى الحقوق والعدالة والحداثة بالاختباء وراء الأرقام والعقليات التي أعلنت الحرب على معتقداتهم وقيمهم وتقاليدهم؟


لقد عانت هذه الأمة من القادة والأحزاب التي تبدو واحدة منهم ولكنها تعمل مع أعدائها، كما كان الحال دائما. يجب على المسلمين أن يتذكروا الحدود التي يضعها ربهم، ويجب ألا ينتهكوا تلك الحدود أو يسمحوا بتجاوزها احتراماً لأي زعيم أو حزب ديمقراطي. يجب ألا تجعلنا مصالح شخص ما واهتماماته فيما يتعلق بالانتخابات مؤيدين لهذه المعصية. كما يتم توسيع مسارات أردوغان الشريرة بشكل أسرع وبقوة من أتباعه.

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: «مَنْ سَنَّ في الإِسْلام سُنةً حَسنةً فَلَهُ أَجْرُهَا، وأَجْرُ منْ عَملَ بِهَا مِنْ بَعْدِهِ مِنْ غَيْرِ أَنْ ينْقُصَ مِنْ أُجُورهِمْ شَيءٌ، ومَنْ سَنَّ في الإِسْلامِ سُنَّةً سيَّئةً كَانَ عَليه وِزْرها وَوِزرُ مَنْ عَمِلَ بِهَا مِنْ بعْده مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أَوْزارهمْ شَيْءٌ». (مسلم والنسائي)

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أحمد سابا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı