الترويج للمثلية الجنسية ليس فعل فخر ولكنه فعل لا أخلاقي
الترويج للمثلية الجنسية ليس فعل فخر ولكنه فعل لا أخلاقي

الخبر:   بعد عام ومنذ أن كان على احتفالات الكبرياء أن تصبح افتراضية، يتوق أعضاء مثليي الجنس وحلفاؤهم للتألق في عام 2021. وكما في السنوات الماضية، أطلقت العديد من العلامات التجارية منتجات (برايد) الخاصة ومجموعات الكبسولة التي تحتفل بالحب والتنوع والشمول. قالت شيرا كوغان، مديرة تطوير الشركات في مشروع تريفور، وهي منظمة لمنع انتحار الشباب والتدخل في الأزمات: "يسعدنا أن نرى العديد من الشركات والعلامات التجارية تتقدم لدعم برايد هذا العام". وأضافت: "بالإضافة إلى الدعم المالي الأساسي، هناك أيضاً فائدة مباشرة للمجتمع عندما ترفع العلامات التجارية صوتها بصوت عالٍ بشأن دعمها للفخر". وقال أكثر من نصف الشباب إن العلامات التجارية التي تدعم مجتمع المثليين الجنسيين تؤثر بشكل إيجابي على شعورهم تجاه المجتمع. (إن بي سي نيوز)

0:00 0:00
Speed:
June 27, 2021

الترويج للمثلية الجنسية ليس فعل فخر ولكنه فعل لا أخلاقي

الترويج للمثلية الجنسية ليس فعل فخر ولكنه فعل لا أخلاقي

(مترجم)

الخبر:

بعد عام ومنذ أن كان على احتفالات الكبرياء أن تصبح افتراضية، يتوق أعضاء مثليي الجنس وحلفاؤهم للتألق في عام 2021. وكما في السنوات الماضية، أطلقت العديد من العلامات التجارية منتجات (برايد) الخاصة ومجموعات الكبسولة التي تحتفل بالحب والتنوع والشمول.

قالت شيرا كوغان، مديرة تطوير الشركات في مشروع تريفور، وهي منظمة لمنع انتحار الشباب والتدخل في الأزمات: "يسعدنا أن نرى العديد من الشركات والعلامات التجارية تتقدم لدعم برايد هذا العام". وأضافت: "بالإضافة إلى الدعم المالي الأساسي، هناك أيضاً فائدة مباشرة للمجتمع عندما ترفع العلامات التجارية صوتها بصوت عالٍ بشأن دعمها للفخر". وقال أكثر من نصف الشباب إن العلامات التجارية التي تدعم مجتمع المثليين الجنسيين تؤثر بشكل إيجابي على شعورهم تجاه المجتمع. (إن بي سي نيوز)

التعليق:

كان الغرب قد جعل شهر حزيران/يونيو شهر فخر مثليي الجنسية، وقد تم اختيار هذا لإحياء ذكرى أعمال شغب ستون وول، التي وقعت في مدينة نيويورك في 28 حزيران/يونيو 1969 رداً على عنف الشرطة ضد أفراد مجتمع الميم. بعد عام واحد، نظم المتظاهرون مسيرة في شارع كريستوفر للاحتفال بـ"جاي برايد"، وهي مظاهرة تطورت لتصبح كبرياء اليوم.

لقرون عدة، حتى المجتمعات الغربية كانت ترى أن الفعل المثلي غير أخلاقي وجريمة، وبعد صعود العلمانية سمح العالم الليبرالي بتمديد أجنحة الحرية الشخصية إلى المستوى الذي وصلت إليه حتى الآن. لقد كان الغرب يُعلم العالم أن التفضيل الجنسي للمثليين لم يعد من المحرمات، وبالتالي إضفاء الشرعية على هذه الأفعال بحجة الحرية الشخصية. ومع ذلك، لا يزال المجتمع يعتبر هذا أمراً غير أخلاقي، ومن ثم ركزت المؤسسات الغربية على القضاء على وصمة العار هذه من خلال التعليم حول الشمولية للأشخاص من مثليي الجنسية في المجتمع.

في السنوات الأخيرة، هناك العديد من المؤسسات والمنظمات والشركات التي تحتفل بشهر حزيران/يونيو باعتباره شهر فخر للترويج لهذا السلوك الجنسي ودعمه، وقد قامت العديد من الشركات متعددة الجنسيات ببناء منتجات وغيرت شعارها على الرغم من الترويج لأعمالها ومنتجاتها في اسم شمولية فئات مثليي الجنسية. وفي العقد الماضي، أصدرت الأمم المتحدة قرارات أو نفذت حملات كل عام تقريباً لدعم تجمع الميم. أدخلت الدول الغربية المناهج الدراسية والفصول الدراسية الشاملة لخلق بيئة مواتية للمثليين في المجتمع؛ كان معظم Fortune 500 يثقفون موظفيهم بوحدات الدورة الدراسية للنظر في شمولية الأشخاص من المثليين.

ينبع هذا القدر الكبير من الترويج والدعم لهذا السلوك غير الأخلاقي من الفهم الخاطئ لغريزة النوع من الليبراليين الذين يعطون الأولوية للمتعة الجسدية على استمرارية الجنس البشري، وبالتالي سيسمحون لأي فعل بشري بتحقيق المتعة في سياق الحرية الشخصية حتى لو كان الفعل لا يخدم غرض غريزة النوع وهي الحفاظ على الجنس البشري.

وهذا مخالف لوجهة النظر الإسلامية في غريزة النوع حيث يوضح الله عز وجل الغرض منها ودور الرجل والمرأة فيها، وإن كانت المتعة الحسية لا تنفصل عندما ينخرط الرجل والمرأة فيها في نطاق الزواج. يقول الله سبحانه وتعالى: ﴿يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيراً وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيباً﴾.

خلقت الفكرة الليبرالية للحرية الشخصية آثاراً مدمرة في المجتمعات الغربية مثل الوحدات الأسرية المفككة، وانخفاض عدد الزيجات، وزيادة حالات الطلاق، وأدوار ومسؤوليات الرجال والنساء في غير محلها بحجة المساواة بين الجنسين، وزيادة عدد الأطفال الذين لا يعرفون والدهم والعديد من العلل المجتمعية الأخرى. وهكذا أفسد الغرب البنية الاجتماعية برمتها التي تنظم العلاقة بين الرجل والمرأة، ومع ذلك يتفاخر بأن هذه الأفكار الفاسدة هي معيار المجتمع المتحضر. يقول الله سبحانه وتعالى: ﴿وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيراً مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لاَّ يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لاَّ يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ آذَانٌ لاَّ يَسْمَعُونَ بِهَا أُوْلَـئِكَ كَالأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُوْلَـئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ﴾.

الإسلام هو النظام الوحيد الذي أرسله خالق البشرية جمعاء الذي يوضح الطريق الصحيح للازدهار في هذا العالم ومسؤوليتنا في يوم القيامة مبنية فقط على الأوامر والنواهي التي يأمر بها.

يقول الله عزّ وجل: ﴿إِنَّ الدِّينَ عِندَ اللّهِ الإِسْلاَمُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوْتُواْ الْكِتَابَ إِلاَّ مِن بَعْدِ مَا جَاءهُمُ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللّهِ فَإِنَّ اللّهِ سَرِيعُ الْحِسَابِ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فيصل بن أحمد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı