الطواغيت يخشون من حملة الدعوة حتى وهم في السجون!
الطواغيت يخشون من حملة الدعوة حتى وهم في السجون!

حسب الخبر الذي نشره موقع BBC Uzbek على اليوتيوب اتهمت إدارة الأمن في أوزبيكستان عدة سجناء، ما زالوا في السجن، بمحاولة الاستيلاء على السلطة من السجن وأحيلت قضيتهم إلى القضاء. وحسب قول مراسل BBCUzbek يُستَخلَص من الاتهامات التي قدمتها إدارة الأمن إلى المحكمة بأن السجون في أوزبيكستان صارت إلى مخطّط لنشر الدعاية الواسعة لغايات حزب التحرير. ووجه مراسل BBCUzbek سؤالا: هل يملك حزب التحرير في الحقيقة القدرة على مثل هذا، ولذلك لا تستطيع إدارات الأمن في أوزبيكستان مراقبتهم حتى في السجون؟! يبدو واضحا من الوثائق التي وصلت إلى BBCUzbek أنه في مدينة قَرشي اثنان من الرجال اللذين اتُّهِما سابقا بالعضوية في حزب التحرير وكادا يُمضيان مدة عقوبتهما في السجن، اتُّهِما بالعدوان على النظام الدستوريّ وبتنظيم المنظمة الدينية المتطرفة.

0:00 0:00
Speed:
November 08, 2018

الطواغيت يخشون من حملة الدعوة حتى وهم في السجون!

الطواغيت يخشون من حملة الدعوة حتى وهم في السجون!

الخبر:

حسب الخبر الذي نشره موقع BBC Uzbek على اليوتيوب اتهمت إدارة الأمن في أوزبيكستان عدة سجناء، ما زالوا في السجن، بمحاولة الاستيلاء على السلطة من السجن وأحيلت قضيتهم إلى القضاء. وحسب قول مراسل BBCUzbek يُستَخلَص من الاتهامات التي قدمتها إدارة الأمن إلى المحكمة بأن السجون في أوزبيكستان صارت إلى مخطّط لنشر الدعاية الواسعة لغايات حزب التحرير. ووجه مراسل BBCUzbek سؤالا: هل يملك حزب التحرير في الحقيقة القدرة على مثل هذا، ولذلك لا تستطيع إدارات الأمن في أوزبيكستان مراقبتهم حتى في السجون؟! يبدو واضحا من الوثائق التي وصلت إلى BBCUzbek أنه في مدينة قَرشي اثنان من الرجال اللذين اتُّهِما سابقا بالعضوية في حزب التحرير وكادا يُمضيان مدة عقوبتهما في السجن، اتُّهِما بالعدوان على النظام الدستوريّ وبتنظيم المنظمة الدينية المتطرفة. والمحقق الكبير في إدارة الأمن في ولاية قاشقادريا آ.غ. جلالوف اتهم عبد الصمد توختاييف الموجود في السجن منذ 19 عاما وعمره 48 سنة وإبراهيم عيسى باييف من مدينة مرغيلان وهو في السجن منذ 18 عاماً وعمره 48 سنة أيضا، اتهمهما بتنظيم المنظمة الدينية المتطرفة... وحسب الكلمات التي كُتِبت في قرار اتهام إدارة الأمن فإن عبد الصمد توختاييف تآمر مع إبراهيم عيسى باييف واتحد معه في جماعة وحاول تنسيق عمل أعضاء المنظمة الدينية المتطرفة حزب التحرير في السجن الذي يُمضي فيه مدة عقوبته... وتم توجيه هذه التهمة إلى بختيار تورابوف الذي عمره 62 سنة وناكيد ساتب آلدييف أيضا وهما يُمضيان مدة عقوبتهما في سجن نوائي. وحكم عليهما بالسجن 7 و8 سنوات أيضا بتهمة تنظيم المنظمة المتطرفة... ويقول مراسل BBCUzbek إن أمّ عبد الصمد توختاييف وعمرها 83 عاماً وأصبحت كفيفة وهي تنتظر خروج ابنها من السجن، لا تثق في قدرة ابنها لإسقاط الدولة وهو في سجن قارشي...

التعليق:

يخشى الطواغيت من حملة الدعوة حتى وهم في السجون! لأن هؤلاء الطواغيت يخشون من النور كالخفافيش! ويخشى الطواغيت من شق نور الدعوة التي يحملها حزب التحرير للظلام. لذلك يلفقون التهم الكاذبة لإبقاء الشباب الذين حُكم عليهم بالسجن بسبب حملهم الدعوة في السجون.

وأما سؤال BBCUzbek: هل يملك حزب التحرير في الحقيقة القدرة على مثل هذا؟ فإن جواب هذا السؤال كالتالي: نعم، حزب التحرير منظمة قوية! وقوته هي في أفكار ومفاهيم الإسلام. أي هو يستمد قوته من الإسلام! وقدرته في الدعوة إلى الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي يحملها هو. لذلك تخشى منه دول الغرب وعلى رأسها أمريكا! لماذا؟ لأن حزب التحرير فتح عين العملاق، أي عين الأمة الإسلامية. فغداً يقف هذا العملاق على رجليه ويقيم الخلافة الراشدة ويحطّم دول الغرب الكافر ويسحقها سحقا! لذلك حذّر رؤساء دول الكفر مثل بوش وبلير وبوتين من إقامة دولة الخلافة، لأن أيام الكفار المستعمرين ستنتهي بإقامة دولة الخلافة! فنصب الكفر أنظمة الطواغيت وإداراتها الأمنية السفاحة في بلاد الإسلام لمنع إقامة دولة الخلافة. ومنذ حوالي 100 عام تربض هذه الأنظمة الطاغوتية وإداراتها الأمنية على صدر الأمة وتمتص دماءها كالعلقة! ففي أوزبيكستان مارس نظام الطاغية اليهودي كريموف الاضطهاد بشكل لا هوادة فيه على الإسلام وعلى حزب التحرير الذي يحمل أفكار الإسلام. ولكنه لم يستطع القضاء على حزب التحرير! لذلك أخذ النظام الجديد في أوزبيكستان بعد موت الطاغية اليهودي كريموف، أخذ يستخدم سياسة "الكعكة والسوط" بأوامر أسياده المستعمرين الكفار في الغرب بقصد أن يخدع الشعب ويُبقيه في خوف دائم! لأن أوزبيكستان أكبر وأهم الجمهوريات في آسيا الوسطى. (ونقول للمعلومات إن أوزبيكستان غنية بالثروات الطبيعية. فمثلا حسب قناة https://podrobno.uz/cat/economic/uzbekistan-strana-bogataya-mestorozhdeniyami:

- تم في أوزبيكستان استكشاف أكثر من 2700 منجم! وأكثر من 900 منجم تم تنقيبه، ويُقدّر احتياطي المناجم هذه بـ900 مليار دولار، وتُقدّر مقدرة المواد الخام المعدني العموميّ بـ3 تريليون دولار! وإضافة إلى ذلك توجد في أوزبيكستان يد عاملة رخيصة أيضا، لأن عدد سكان أوزبيكستان يزداد. فمثلا حسب معلومات مصلحة السكان وإحصائيات العمل للجنة الإحصاءات الحكومية بلغ عدد سكان أوزبيكستان في 1 كانون الثاني/يناير عام 2018م 32 مليونا و9653 ألف نسمة. وهذا يسيل لعاب الكفار المستعمرين الوحشيين الجشعين! ولكن مكر الكفر هذا أيضا سيفشل بإذن الله. فقذف الله الرعب في قلوب الكافرين! فإن معالم إقامة الدولة الخلافة التي يحمل دعوتها حزب التحرير أخذت تبدو في الأفق! وغداً تقوم الأمة الإسلامية العملاقة بإعلان إقامة دولة الخلافة الراشدة وتُحَطّم الكافرين المستعمرين بإذن الله! ويطلع فجر الإسلام حتما!

﴿وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللّٰهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشٰاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمود الأوزبيكي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı